17. BÖLÜM — KIRMIZI GECE
17. BÖLÜM — KIRMIZI GECE
“Bizi buldu.”
Duvarın arkasından gelen sesle olduğum yerde kaldım.
Kolyeyi elimde sıkıca tutuyordum.
Kalbim hızla atıyordu.
— Kim buldu?
Cevap gelmedi.
Odadaki sessizlik yeniden çöktü.
Bileğimdeki kırmızı ay işareti hâlâ parlıyordu.
Tam kolyeyi masanın üzerine bırakacakken telefonum çaldı.
Ekrana baktım.
Merkez.
Hemen açtım.
— Alo?
Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.
Sonra tanıdığım ses duyuldu.
— Ressam, hazır ol.
Ses tonundan bunun sıradan bir görev olmadığını anlamıştım.
— Ne oldu?
— Yeni bir görev var.
— Şimdi mi?
— Evet. Konumu telefonuna gönderiyorum.
Ekranıma bir bildirim düştü.
Şehrin biraz dışında, terk edilmiş bir binanın konumu gönderilmişti.
— Görev ne?
Karşı taraf birkaç saniye sustu.
— Bir kişiyi takip edeceksin.
— Kim?
— Henüz kimliğini bilmiyoruz.
Kaşlarımı çattım.
— Nasıl yani?
— Sadece bir bilgi var.
— Neymiş?
Ses bu kez daha ciddi çıktı.
— İnsan değil.
Bir an sessiz kaldım.
— Ne demek istiyorsunuz?
— Görev sırasında anlarsın.
Telefon kapandı.
Ekrana bakakaldım.
İçimde garip bir huzursuzluk vardı.
Normalde görev öncesi böyle hissetmezdim.
Ama bu gece farklıydı.
Sanki kolye, bileğimdeki işaret ve bu görev birbiriyle bağlantılıydı.
Üzerimi değiştirdim.
Kolyeyi de yanıma aldım.
Telefonumu cebime koyup evden sessizce çıktım.
---
Gece her zamankinden daha karanlık görünüyordu.
Sokaklar neredeyse boştu.
Verilen konuma ulaştığımda terk edilmiş binanın karşısında durdum.
Etrafı kontrol ettim.
Kimse görünmüyordu.
Tam içeri girecekken bileğimdeki kırmızı işaret bir anda ısındı.
Elimi bileğime götürdüm.
— Yine mi?
Binanın içinden bir ses geldi.
Ayak sesleri.
Yavaşça içeri girdim.
— Kim var?
Cevap yoktu.
Bir adım daha attım.
Sonra arkamdan bir ses geldi.
— Sonunda geldin.
Hızla döndüm.
Karşımda bir adam duruyordu.
Gözleri karanlıkta bile dikkat çekiyordu.
Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
— Sen kimsin?
Adam cevap vermedi.
Bir anda üzerime doğru geldi.
Geri çekildim.
Ama hareketleri normal değildi.
Ne kadar hızlı olduğunu anlamaya çalışırken kolumdan tuttu.
Kurtulmaya çalıştım.
— Bırak beni!
Adam beni kendine doğru çekti.
— Seni uzun zamandır arıyoruz.
— Kim olduğunuzu bilmiyorum.
— Öğreneceksin.
Bileğimdeki kırmızı mühür bir anda çok sıcaklaştı.
Acıyla kolumu tuttum.
Adam da bir an durdu.
Gözleri bileğime kaydı.
— Demek gerçekten sensin...
Ne demek istediğini anlayamadan görüşüm bulanıklaştı.
Son duyduğum şey onun sesiydi.
— Kırmızı mühür sonunda uyandı.
---
Gözlerimi açtığımda nerede olduğumu bilmiyordum.
Başım dönüyordu.
Etraf karanlıktı.
Ellerimi hareket ettirdim.
Bağlı değildim.
Yavaşça doğruldum.
Bileğimdeki mühür hâlâ yanıyordu.
— Beni buraya neden getirdiniz?
Karanlığın içinden aynı adam çıktı.
— Çünkü senin hakkında sandığından çok daha fazlasını biliyoruz.
— Siz kimsiniz?
Adam hafifçe gülümsedi.
— Bunu öğrenmek için önce kendini hatırlaman gerekiyor.
Bu cümleyi duyunca donup kaldım.
Telefonuma gelen mesaj aklıma geldi.
“Sana anlatılan geçmişi biliyorsun.”
— Siz... benim geçmişimi mi biliyorsunuz?
Adam cevap vermedi.
Tam o sırada cebimdeki telefon titredi.
Adamın yüzündeki ifade değişti.
Ben de şaşkınlıkla telefona baktım.
Ekranda yeni bir mesaj vardı.
“Ressam, sinyalini aldık.”
Kalbim hızlandı.
Hemen ardından bir mesaj daha geldi.
“Neredesin?”
Telefonu elimde sıkıca tuttum.
Merkez beni bulmuştu.
Ama bu kez durum farklıydı.
Bileğimdeki kırmızı mühür yeniden parladı.
Karşımdaki adam bir anda bana baktı.
Yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.
İlk kez gerçekten tedirgin görünüyordu.
Ve o an anladım.
Merkez sadece beni aramıyordu.
Birileri de onlardan önce beni bulmuştu.