Keşfet

8. BÖLÜM — İZİN PEŞİNDE

Ressam

8. BÖLÜM — İZİN PEŞİNDE

Akşam olduğunda okuldan çıkıp görev için verilen adrese gittim.

Telefonumdaki adrese bir kez daha baktım.

Derya Akın'ın eşini takip etmem gerekiyordu.

Görev basitti.

Onu başka bir kadınla buluşurken görüntüleyecek, fotoğrafları merkeze gönderecektim.

En azından kâğıt üzerinde basitti.

Sokağın karşısındaki kafeye oturdum.

Bir kahve söyledim ve telefonumu masanın üzerine bıraktım.

Yaklaşık yarım saat sonra hedef göründü.

Arabadan indi.

Etrafına bakındıktan sonra bir kadın yanına geldi.

İkisi birlikte restorana girdiler.

Telefonumu çıkarıp birkaç fotoğraf çektim.

Sonra beklemeye başladım.

Yaklaşık bir saat sonra restorandan çıktılar.

Bu kez biraz daha yakından takip ettim.

Birlikte yürüyüp arabaya bindiler.

Ben de mesafeyi koruyarak peşlerinden gittim.

Araba birkaç sokak sonra durdu.

İkisi araçtan indi.

Birbirleriyle konuşmaya başladılar.

Telefonumu çıkarıp birkaç görüntü daha aldım.

Görev tamamlanmıştı.

Telefonuma mesaj geldi.

“Görüntüler?”

Fotoğrafları gönderdim.

Birkaç saniye sonra cevap geldi.

“Görev tamamlandı.”

Telefonumu cebime koydum.

Tam oradan ayrılacakken yine o garip hissi yaşadım.

Biri beni izliyordu.

Etrafıma baktım.

Sokakta birkaç kişi vardı ama kimsenin bana baktığını göremedim.

Çantamı omzuma takıp yürümeye başladım.

Birkaç adım sonra arkamdan bir ses geldi.

— İkbal.

Olduğum yerde durdum.

Bu sesi tanıyordum.

Yavaşça arkamı döndüm.

Karşımda birkaç metre ötede o adam duruyordu.

— Sen yine nereden çıktın?

Gülümsedi.

— Seni bulmak zor olmadı.

— Beni neden takip ediyorsun?

— Çünkü seninle konuşmam gerekiyor.

— Benim seninle konuşacak bir şeyim yok.

Arkamı dönüp yürümeye başladım.

Adam bir anda önümde belirdi.

İstemsizce durdum.

— Bir daha yapma şunu.

— Neyi?

— Böyle önüme çıkmayı.

— Alışman gerekecek.

Geri çekildim.

— Benden ne istiyorsun?

Cevap vermedi.

Bakışları koluma kaydı.

Bileğimdeki kırmızı ay işaretine baktı.

— O işaret...

Kolumu hemen kapattım.

— Ne olmuş işaretime?

Yüzündeki ifade değişti.

— Demek hâlâ bilmiyorsun.

— Neyi bilmiyorum?

Bir anda üzerime doğru hamle yaptı.

Geri çekilip kolunu ittim.

— Bırak beni!

Birkaç adım geri gitti.

Şaşırmıştı.

— Gerçekten beklediğimden farklısın.

— Ben de senden daha akıllı olduğunu düşünmüştüm.

Yüzündeki gülümseme kayboldu.

Tekrar üzerime geldi.

Bu kez çok daha hızlıydı.

Kolumdan tuttu.

Kurtulmaya çalıştım.

— Bırak!

— Sakin ol.

— Elini çek!

Dirseğimle ona vurdum.

Geri çekildi.

Hemen koşmaya başladım.

Sokağın sonuna kadar koştum.

Tam köşeyi döndüğümde karşıma çıktı.

— Ciddi misin sen?

Geri döndüm.

Arkamda da yoktu.

Bir an duraksadım.

O anda biri arkamdan kolumu tuttu.

Yine oydu.

— Bırak!

Kurtulmaya çalıştım ama bu kez beni daha sıkı tuttu.

Telefonumu çıkarmaya çalıştım.

Elimdeki telefonu aldı ve yere fırlattı.

Telefon kaldırıma çarpıp birkaç parçaya ayrıldı.

— Ne istiyorsun benden?

Yüzüme baktı.

— Seni bir yere götüreceğim.

— Ben seninle hiçbir yere gelmiyorum.

— Bunu birazdan konuşuruz.

Tam o sırada uzaktan bir ses duyuldu.

— Onu bırak.

Adamın eli gevşedi.

İkimiz de sesin geldiği tarafa baktık.

Sokağın girişinde biri duruyordu.

Yüzünü seçemiyordum.

Adamın yüzündeki ifade değişti.

— Sen...

Gölgedeki adam birkaç adım ilerledi.

— Yeter.

Adam ona doğru döndü.

— Bu seni ilgilendirmez.

— Artık ilgilendiriyor.

Bir anda ona doğru hareket etti.

Sonrasını tam göremedim.

İkisi bir anda birbirine girdi.

Bir ses duydum.

Sonra saldırgan yere düştü.

Ayağa kalktığında öfkeliydi.

Gölgedeki adama baktı.

— Bunun hesabını soracağım.

Ardından bana son kez bakıp karanlık sokağa doğru uzaklaştı.

Ben hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Gölgedeki adama döndüm.

— Sen kimsin?

Cevap vermedi.

— Az önce beni kurtardın.

Sessizlik.

Biraz daha yaklaştım.

— En azından yüzünü görebilir miyim?

Başını hafifçe kaldırdı ama yüzü hâlâ gölgede kaldı.

— Eve git.

— Bana emir verme.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

— Dikkatli ol, küçük hanım.

Arkasını döndü.

— Bekle!

Peşinden birkaç adım attım.

Ama sokağın köşesine geldiğimde ortada kimse yoktu.

Sanki az önce orada hiç kimse bulunmamış gibiydi.

Yerde duran telefonumu aldım.

Ekranı tamamen parçalanmıştı.

Derin bir nefes verdim.

— Harika...

Telefonu çantama koydum.

Sonra bileğimdeki kırmızı ay işaretine baktım.

İşaret yine sıcaktı.

Bu kez içimdeki huzursuzluk daha da büyüdü.

Çünkü saldırganın o işarete bakışı hâlâ aklımdan çıkmıyordu.

Ve beni kurtaran adam...

Onun kim olduğunu hâlâ bilmiyordum.

---

Eve gitmem gerekiyordu.

Ama aklım hâlâ az önce yaşananlardaydı.

Beni neden takip ediyordu?

Kırmızı ay işaretimi nereden biliyordu?

Ve o gölgede duran adam kimdi?

Başımı iki yana salladım.

Şimdilik bunları düşünmeyi bırakmalıydım.

Eve doğru yürümeye başladım.

Telefonum kırıldığı için anneme haber verememiştim. Eve geç kaldığımı fark edince kesin merak edecekti.

Sokağın başına geldiğimde arkamı kontrol ettim.

Kimse yoktu.

Biraz daha yürüdüm.

Yine baktım.

Sessizlik vardı.

Derin bir nefes aldım.

Belki de gerçekten gitmişlerdi.

Ama içimdeki his buna inanmıyordu.

Bir süre sonra eve vardım.

Kapıyı açtığımda salondan televizyon sesi geliyordu.

Annem hemen bana baktı.

— Kızım, nerede kaldın?

Ayakkabılarımı çıkarırken gülümsedim.

— Biraz işim uzadı anne.

Annem yanıma geldi.

— Telefonun nerede?

Bir an durdum.

— Şey...

Çantamdan kırık telefonu çıkardım.

Annem ekrana baktı.

— Bu ne hâl?

— Düştü.

— Nasıl düştü de bu hâle geldi?

— Biraz sert düştü galiba.

Annem başını salladı.

— Yarın babanla birlikte telefoncuya götürürüz.

— Tamam.

Çantamı odama bıraktım.

Kapıyı kapattığım anda yüzümdeki gülümseme kayboldu.

Yatağın kenarına oturdum.

Bugün yaşananları tekrar düşünmeye başladım.

Saldırgan...

Gölgedeki adam...

Kırmızı ay işareti...

Hepsi birbirine bağlanıyor gibiydi.

Ama nasıl?

Bileğimi kaldırıp işarete baktım.

Hâlâ hafifçe sıcaktı.

Parmaklarımla üzerini kapattım.

— Sen nesin?

Tabii ki cevap gelmedi.

Tam o sırada dışarıdan hafif bir ses duydum.

Pencereye doğru döndüm.

Perdeyi biraz araladım.

Sokağa baktım.

Karşı kaldırımda kimse yoktu.

Ama birkaç saniye sonra uzaklarda bir siluet gördüm.

Olduğu yerde duruyordu.

Yüzünü seçemiyordum.

Gözlerimi kıstım.

Bir an sonra siluet hareket etti.

Ve karanlığın içinde kayboldu.

Perdeyi hemen kapattım.

İçimde yine aynı huzursuzluk oluştu.

Bu gece gerçekten yalnız değildim.

Ama beni izleyen kişinin kim olduğunu hâlâ bilmiyordum.

Yorumlar

  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: @yakamozpiriltisi evet canım içi
  • ..: @otukenkalem00 Her gün mü bölüm atacak MISIN
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim canım içi yarın
  • ..: Kitabı az önce okudum ve bayıldım yeni bölüm ne zaman geliyor
  • İkbal Sürücü: emeğine sağlık
  • İkbal Sürücü: yeni bölüm harika