Keşfet

BÖLÜM — GÖLGENİN İZİ

Ressam

Sabah alarmın sesiyle uyandım.

Bir süre tavana baktım.

Dün gece yaşananlar aklıma geldi.

Saldırgan...

Gölgedeki adam...

Ve bileğimdeki kırmızı ay işareti.

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

Belki de her şeyi fazla büyütüyordum.

Ama telefonumun kırık ekranı yatağımın yanında duruyordu.

Dün gece yaşananların gerçek olduğunu hatırlatıyordu.

Yataktan kalkıp hazırlanmak için banyoya gittim.

Aynaya baktığımda gözlerimin altındaki hafif yorgunluğu fark ettim.

— Bugün normal bir gün olacak.

Kendi kendime söylediğim bu cümleye ben bile inanmadım.

Aşağı indiğimde annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.

— Günaydın kızım.

— Günaydın anne.

Masaya oturdum.

Annem önüme bir tabak koydu.

— Dün gece doğru düzgün yemek bile yemedin.

— Pek aç değildim.

Annem yüzüme dikkatlice baktı.

— Bir şey mi oldu?

Bir an sustum.

— Yok. Sadece yoruldum.

Annem fazla üstelemedi.

— Bugün okuldan sonra pastaneye uğrayacak mısın?

— Uğrarım.

Tam o sırada Mert mutfağa girdi.

Elinde telefon vardı.

— İkbal, senin telefon hâlâ çalışmıyor mu?

— Hayır.

— Babamla telefoncuya götürürüz.

— Tamam.

Kahvaltı boyunca dün gece hakkında tek kelime etmedim.

Ailem hiçbir şey bilmiyordu.

Ve bilmelerini de istemiyordum.

Kahvaltıdan sonra evden çıktım.

Okula giderken sürekli arkamı kontrol ediyordum.

Her köşe başında aynı düşünce aklıma geliyordu.

Ya yine karşıma çıkarsa?

Okulun kapısından içeri girdiğimde biraz rahatladım.

Koridorda Ayşenur'u gördüm.

Beni görür görmez yanıma geldi.

— Kız, dün sana kaç kere yazdım?

— Telefonum kırıldı.

— Onu fark ettim. Mesajlarım gitmedi.

— Sonra anlatırım.

Ayşenur kaşlarını kaldırdı.

— Bir şey mi oldu?

— Yok ya.

— İkbal...

— Gerçekten bir şey yok.

Bana birkaç saniye baktı.

Sonra omuz silkti.

— Tamam. Ama bir şey olursa anlat.

— Anlatırım.

Derse girdik.

Hoca konuşurken ben defterime bakıyordum ama aklım başka yerdeydi.

Bir ara bileğimi fark ettim.

Kırmızı ay işareti normalden biraz daha belirgin görünüyordu.

Kolumu hemen kapattım.

Tam o sırada sınıfın kapısından dışarı baktım.

Koridor boştu.

Ama birkaç saniyeliğine bir gölge gördüm.

Birinin geçtiğini sandım.

Hemen ayağa kalkacak gibi oldum.

Sonra gölge kayboldu.

— İkbal?

Hocanın sesiyle kendime geldim.

— Efendim?

— İyi misin?

— İyiyim hocam.

Oturduğum yere geri döndüm.

Kalbim hızlı atıyordu.

Ders bitene kadar kapıya bir daha bakmadım.

Öğle arasında Ayşenur'la okulun bahçesine çıktık.

— Bugün biraz dalgınsın.

— Uykusuzum.

— Dün gece ne yaptın ki?

— Hiç.

Ayşenur gülümsedi.

— Senden bir şey saklanıyor.

— Nereden çıkardın?

— Seni tanıyorum.

Gülerek başımı salladım.

— Abartma.

Tam o sırada cebimdeki eski yedek telefon titredi.

Telefonu çıkardım.

Ekranda tek bir mesaj vardı.

“Dün gece seni kurtaran kişiye güvenme.”

Mesaja birkaç saniye baktım.

Ayşenur fark etmeden ekranı kapattım.

— Ne oldu?

— Bir şey yok.

Telefonu cebime koydum.

Ama bu kez gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum.

Çünkü dün gece beni kurtaran kişinin kim olduğunu bilmiyordum.

Ve şimdi birileri bana ondan uzak durmamı söylüyordu.

Başımı kaldırıp okulun karşısındaki sokağa baktım.

Karşı kaldırımda biri duruyordu.

Yüzünü seçemiyordum.

Bir an göz göze geldiğimizi düşündüm.

Sonra kalabalığın arasına karıştı.

Ayağa kalktım.

— Nereye gidiyorsun? — dedi Ayşenur.

— Bir dakika.

Hızla bahçeden çıktım.

Sokağa geldiğimde kimseyi göremedim.

Etrafıma baktım.

Boştu.

Telefonum tekrar titredi.

Bu kez yeni bir mesaj vardı.

“İşaretin uyanıyor.”

Bileğim istemsizce ısındı.

Elimi kolumun üzerine koydum.

İçimden tek bir düşünce geçti.

Bunu kim biliyor?

Yorumlar

  • İkbal Sürücü: bölüm çok güzeldi
  • İkbal Sürücü: emeğine sağlık canım
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: 😂😂😂 canım içi ya çok teşekkür ederim çok tatlısın götürelim 11 de olur mu
  • ..: Biri artık şu telefonu telefoncuya götürebilir mi ve gölge adam artık sen kimsinnn