BÖLÜM — KOLYENİN SIRRI
BÖLÜM — KOLYENİN SIRRI
Aron'un son söylediği sözler koridorda yankılanmaya devam ediyordu.
“Seni uyandırmaya çalışıyorlar.”
Elimdeki kolyeye baktım.
Küçük kurt figürü, koridorun ışığında hafifçe parlıyordu.
Başımı kaldırıp Aron'a baktım.
— Ne demek istiyorsun?
Aron cevap vermedi.
Sanki söyleyeceği şeyleri düşünüyordu.
Bu durum beni daha da sinirlendirdi.
— Aron, sana bir soru sordum.
— Duydum.
— O zaman cevap ver.
Aron gözlerini kolyeden ayırıp bana baktı.
— Her şeyi bilmek istediğinden emin misin?
Kaşlarımı çattım.
— Sürekli aynı şeyi söylüyorsun. Bir şey soruyorum, cevap vermiyorsun. Bir şey oluyor, benden saklıyorsun. Sonra da hiçbir şey bilmiyormuşum gibi davranıyorsun.
Aron bir süre sessiz kaldı.
Bu kez yüzünde alıştığım o alaycı ifade yoktu.
— Çünkü bazı cevaplar seni eskisi gibi bırakmaz.
— Zaten hiçbir şey eskisi gibi değil.
Sesim istemeden yükselmişti.
Evdeki herkesin uyanmasından korktuğum için hemen sesimi alçalttım.
— Bileğimdeki işaret değişiyor. Biri beni takip ediyor. Odama kâğıt bırakılıyor. Telefonum kendi kendine kapanıyor. Şimdi de bu kolyeyi buluyorum. Sen ise çıkıp bana sadece “Çok geç kaldık.” diyorsun.
Aron başını hafifçe eğdi.
— Haklısın.
Bu cevabı beklemiyordum.
Bir an ne söyleyeceğimi bilemedim.
— Ne?
— Haklısın, İkbal.
Aron'un bu kadar kolay kabul etmesi beni daha çok şüphelendirdi.
— Seninle aynı fikirde olmamı beklemiyordun, değil mi?
— Hayır. Genellikle insanları sinirlendirmeyi tercih ediyorsun.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
— Demek beni tanımaya başlamışsın.
— Bundan gurur duyma.
Kolyeyi avucumun içinde sakladım.
Aron'un bakışları hemen elime kaydı.
— Onu saklaman bir şeyi değiştirmez.
— Kolyeyi sana vermeyeceğim.
— Onu istemiyorum.
— Az önce elimden bırakmamı söyledin.
— Çünkü ona dokunman bazı şeyleri hızlandırabilir.
İçimde yeniden bir huzursuzluk oluştu.
— Ne hızlanabilir?
Aron cevap vermeden önce koridorun sonuna baktı.
Sanki bir ses duymuştu.
Ben de arkamı döndüm.
Koridor yine boştu.
— Ne oldu? — diye sordum.
— Burada daha fazla kalmamalısın.
— Bu kez de beni göndermeye mi çalışıyorsun?
— İkbal...
— Hayır. Önce cevap ver.
Aron bana doğru yaklaştı ama bu kez aramızda mesafe bıraktı.
— Kolyeyi kimseye gösterme.
— Aileme bile mi?
— Özellikle ailene.
Kalbim hızlandı.
— Ailemle bunun ne ilgisi var?
Aron gözlerini kaçırdı.
— Henüz bilmiyorum.
— Sen hiçbir şeyi bilmiyorsun galiba.
Aron tekrar bana baktı.
— Sandığından daha fazlasını biliyorum.
— O zaman anlat.
— Şimdi değil.
Dişlerimi sıktım.
Tam ona yeniden soru soracakken aşağıdan bir ses geldi.
— İkbal?
Mert'in sesiydi.
İkimiz de aynı anda merdivenlere baktık.
— İkbal, iyi misin?
Kolyeyi hemen cebime koydum.
Aron bunu fark etti ama bir şey söylemedi.
Mert'in ayak sesleri yaklaşmaya başladı.
— Gitmen gerekiyor, — dedim.
— Bunu sen mi söylüyorsun?
— Evet. Çünkü kardeşim seni burada görürse bu kez gerçekten sorun çıkar.
Aron bana baktı.
— Bu konuşma bitmedi.
— Benim için zaten hiç başlamadı.
Aron hafifçe gülümsedi.
Sonra koridorun karanlık tarafına doğru ilerledi.
— Aron!
Durdu ama arkasını dönmedi.
— Bir daha ailemin yanında bana sevgilim deme.
— Neden? Gerçekten hoşuna gitmedi mi?
— Aron!
— Peki, küçük hanım.
— Bana öyle deme.
Aron bu kez arkasını döndü.
— O zaman kolyeyi kaybetme.
Bir anda gözden kayboldu.
Nasıl yaptığını anlayamadım.
Sanki koridorun karanlığı onu içine çekmişti.
Mert merdivenlerin başında göründü.
— İkbal, kiminle konuşuyordun?
Bir an cevap veremedim.
— Kimseyle.
Mert kaşlarını kaldırdı.
— Kimseyle mi konuşuyordun?
— Evet.
— Gece yarısı koridorda kendi kendine konuşmuyorsun, değil mi?
— Çok komiksin, Mert.
Mert yanıma geldi ve yüzüme dikkatlice baktı.
— İyi misin?
— İyiyim.
— Yüzün biraz soluk.
— Uykum geldi sadece.
Mert birkaç saniye daha bana baktı.
Sonra başını salladı.
— Hadi, yat. Sabah erkenden pastaneye gideceğiz.
— Tamam.
Mert merdivenlerden aşağı inerken ben cebimdeki kolyeyi tuttum.
Metal hâlâ sıcaktı.
Ama bu sıcaklık, Aron'un söylediklerinden sonra daha farklı hissettiriyordu.
Odaya döndüm ve kapıyı kapattım.
Telefonumu yatağın üzerinden aldım.
Ekran hâlâ açılmıyordu.
Güç tuşuna birkaç kez bastım.
Hiçbir tepki yoktu.
— Harika...
Telefonu masanın üzerine bıraktım.
Sonra cebimdeki kolyeyi çıkardım.
Kurt figürünü dikkatlice inceledim.
Arkasında daha önce fark etmediğim küçük bir işaret vardı.
Yuvarlak bir şeklin içinde, birbirine dolanmış iki çizgi bulunuyordu.
Parmağımla üzerine dokundum.
Bileğimdeki kırmızı ay işareti yeniden parladı.
Bu kez gözlerimin önünden kısa bir görüntü geçti.
Karanlık bir orman...
Dolunayın altında duran uzun bir taş...
Ve taşın önünde diz çökmüş, yüzünü göremediğim bir kadın.
Kadının elinde aynı kolye vardı.
Bir ses duydum.
Onu uyandırmayın.
Görüntü bir anda kayboldu.
Geriye doğru sendeledim ve yatağın kenarına oturdum.
Nefes nefese kalmıştım.
— Bu da neydi?
Elimi alnıma götürdüm.
Gördüğüm şey bir rüya değildi.
Bundan emindim.
Çünkü kolye hâlâ elimdeydi.
Bileğimdeki işaret de hâlâ parlıyordu.
Tam o sırada telefonumun ekranı açıldı.
Şaşkınlıkla telefona baktım.
Ekranda bilinmeyen bir numaradan gelen mesaj vardı.
“Kolyeyi gördün.”
Kalbim hızlandı.
Hemen ikinci mesaj geldi.
“Ama henüz ne taşıdığını bilmiyorsun.”
Parmaklarım titremeye başladı.
Mesaj yazmak için klavyeyi açtım.
— Sen kimsin?
Gönderdikten sonra birkaç saniye bekledim.
Cevap hemen geldi.
“Bunu öğrenmek için önce geçmişini hatırlaman gerekiyor.”
Kaşlarımı çattım.
— Ben geçmişimi biliyorum.
Bu kez cevap biraz gecikti.
Sonra ekranda yeni bir mesaj belirdi.
“Hayır, İkbal. Sana anlatılan geçmişi biliyorsun.”
Telefon elimden düşecek gibi oldu.
O sırada kapının dışından hafif bir ses geldi.
Birisi fısıldıyordu.
Uyan...
Başımı kapıya çevirdim.
Bileğimdeki işaret yeniden ışık saçmaya başladı.
Ama bu kez duyduğum fısıltı tek bir kişiye ait değildi.
Sanki koridorun her tarafından aynı ses yükseliyordu.
Uyan...
Kolyeyi avucumun içinde sıktım.
İlk kez korkunun yanında başka bir his de belirdi.
Bir öfke.
Kontrol edemediğim, giderek büyüyen bir öfke.
Kapıya doğru baktım.
— Benden ne istiyorsunuz?
Koridordan cevap gelmedi.
Ama kolyenin üzerindeki kurt figürü bir kez daha parladı.
Ve bu kez duvarın arkasından bir ses duydum.
“Bizi buldu.”
Yorumlar
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim canım içi ikmizn unutma
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: 😍😍
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: 🔥🔥 canımsın
- İkbal Sürücü: 💝💖
- İkbal Sürücü: 🕊️📖
- İkbal Sürücü: 😍
- İkbal Sürücü: knk bölüm çok güzeldi emeğine sağlık