BÜYÜKANNEMİN SAKLADIĞI
BÖLÜM — BÜYÜKANNEMİN SAKLADIĞI
Gece boyunca aklım eski fotoğraflardaydı.
Siyah kartta gördüğüm sembol, Aron'un fotoğrafında da vardı. Üstelik aynı işareti ailemizin yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafında da görmüştüm.
Bütün bunların tesadüf olduğuna inanmak giderek zorlaşıyordu.
Yine de elimde doğru düzgün bir bilgi yoktu. Bilinmeyen numaradan gelen mesajlar dışında hiçbir şey bilmiyordum. O mesajları gönderen kişinin kim olduğunu bile öğrenememiştim.
Telefonumu elime alıp adresi tekrar açtım.
Beni eski bir eve yönlendiriyordu. Üstelik oraya yalnız gitmemem gerektiğini söylüyordu.
Neden?
Beni uyarmaya mı çalışıyordu, yoksa kendi istediği gibi hareket etmemi mi istiyordu?
Telefonu kapattım. Şimdilik o eve gitmeyecektim. Önce büyükannemle konuşacaktım. Belki ailemizin geçmişi hakkında onun bildiği şeyler vardı.
---
Ertesi sabah kahvaltıdan sonra annemin yanına gittim.
“Anne, bugün büyükannemlere uğrayabilir miyiz?”
Annem şaşırdı.
“Bir şey mi oldu?”
“Yok. Biraz sohbet etmek istiyorum.”
“Tabii kızım. Birazdan ararım, evdeyse gideriz.”
Başımı sallayıp odama döndüm.
Büyükannemle konuşurken dikkatli olmam gerekiyordu. Dün aile hikâyesinden bahsettiğimde annem fazla önemsememişti. Ama büyükannem aynı konuya beklediğimden farklı tepki vermişti.
Belki de gerçekten hatırladığı bir şey vardı.
---
Öğleden sonra büyükannemlerin evine gittik. Kapıyı açar açmaz bizi içeri aldı.
“Gelin kızım, hoş geldiniz.”
Annem mutfağa geçip ona yardım ederken ben salonda kaldım. Duvarlarda eski aile fotoğrafları vardı. Bazıları yıllar içinde sararmış, bazılarının çerçeveleri eskimişti.
Bir fotoğraf dikkatimi çekti.
Büyükannem gençti. Yanında tanımadığım birkaç kişi duruyordu. Fotoğrafın arka planı karanlık olduğundan ayrıntıları seçemiyordum.
Biraz daha yaklaşmıştım ki büyükannem salona girdi.
“Neye bakıyorsun öyle?”
“Fotoğraflara bakıyordum babaanne. Bunlar çok eski, değil mi?”
Yanıma gelip fotoğrafa baktı.
“Çoğu benim gençliğimden kalma. Bazılarını annem saklamıştı.”
“Peki, ailemizin eski hikâyelerini de ondan mı duydun?”
Büyükannem bana döndü.
“Ne hikâyesi?”
“Kurtlarla ilgili olanı. Babam anlatmıştı. Eskiden ailemizde böyle bir inanış varmış.”
Yüzündeki gülümseme hafifçe silindi.
“Demek o hikâyeyi de anlatmışlar.”
“Sen de biliyor musun?”
Büyükannem hemen cevap vermedi. Mutfağa doğru baktı; annem hâlâ oradaydı.
“Gel, oturalım,” dedi.
Yanına oturdum.
“Bak kızım, eskiden büyüklerimiz pek çok şey anlatırdı. Bazıları gerçek olaylardan çıkardı, bazıları da zamanla değişirdi. Hangisinin doğru olduğunu ayırmak kolay değil.”
“Peki, sen bu hikâyeye inanıyor musun?”
Büyükannem iç çekti.
“İnanmak başka, bir şeyin neden anlatıldığını merak etmek başka. Ben sana kesin bir şey söyleyemem.”
Cevabı beni tatmin etmemişti.
“Peki, ailemizin eskiden yaşadığı evi hatırlıyor musun? Hatay'daki evi?”
Bu kez yüzüme daha dikkatli baktı.
“Orayı nereden duydun?”
“Annem eski fotoğraflardan birinin orada çekilmiş olabileceğini söyledi.”
Büyükannem bir süre sustu. Sonra yavaşça ayağa kalktı.
“Bekle biraz.”
Koridora çıktı. Geri döndüğünde elinde küçük, ahşap bir kutu vardı. Kutuyu sehpanın üzerine koydu ama hemen açmadı.
“Bunlar annemden kalma,” dedi. “Eski fotoğraflar, mektuplar… Yıllardır saklıyorum.”
“Hiç açıp baktın mı?”
“Bazılarına baktım. Ama hepsini okumadım.”
“Neden?”
Büyükannem kutunun kapağında gezinen parmaklarını durdurdu.
“Çünkü bazı mektuplar bana değil, ailemin başka üyelerine yazılmış. Annem onları atmamamı istemişti. Ben de olduğu gibi sakladım.”
Sonra bana döndü.
“Bunları neden bu kadar merak ettiğini söyler misin?”
Bir an duraksadım.
Bilinmeyen numaradan söz edemezdim. Aron'un adını da karıştırmak istemiyordum.
“Bilmiyorum,” dedim. “Sanki ailemizle ilgili bazı şeyleri hiç öğrenmemişiz gibi geliyor.”
Büyükannem yüzüme bir süre baktı. Ardından kutuyu açtı.
İçinde sararmış fotoğraflar, birkaç zarf ve küçük bir defter vardı.
Fotoğrafları tek tek incelemeye başladım. Bazılarında tanıdığım yüzler vardı. Bazılarındaki insanları ise hiç görmemiştim.
Sonra eski evin önünde çekilmiş bir fotoğraf buldum.
Kapının yanındaki duvarda bir işaret vardı.
İki iç içe daire ve ortalarından geçen ince bir çizgi.
Nefesimi tutup fotoğrafı büyükanneme gösterdim.
“Babaanne, bu işaret ne?”
Fotoğrafa baktı. Yüzünde bir anlığına beliren şaşkınlığı fark ettim ama hemen toparlandı.
“Eski evin duvarındaki bir süs olabilir.”
“Başka fotoğraflarda da gördüm.”
Büyükannem gözlerini bana çevirdi.
“Nerede gördün?”
“Siyah bir kartta. Bir de başka bir fotoğrafta.”
Bunu söylerken Aron'un fotoğrafını kastetmiştim ama onun adını vermedim.
Büyükannem yeniden fotoğrafa baktı.
“Bilmiyorum kızım. Bu işaretin ne anlama geldiğini hiç öğrenmedim.”
Ona inanmak istiyordum ama sesindeki tereddüt içime kurt düşürmüştü.
Fotoğrafı kutuya koymak üzereyken zarflardan birinin üzerindeki isim dikkatimi çekti.
Tahsin.
Babamın adıydı.
Zarfın üzerindeki tarih, babam doğmadan yıllar öncesine aitti.
“Babaanne, bu babama mı yazılmış?”
Büyükannem zarfı elimden aldı. Hareketi o kadar hızlıydı ki ikimiz de bir an durduk.
“Hayır. Başka bir Tahsin.”
“Bizim aileden mi?”
Zarfı kutunun içine bıraktı.
“Şimdi hatırlamıyorum. Eski bir mektup işte.”
Ama az önce kutudaki mektupların çoğunu hatırlamadığını söylemiş olsa da bu zarfı görünce yüzünün değişmesi dikkatimi çekmişti.
Daha fazla soru sormak istedim. Tam o sırada annem mutfaktan seslendi.
“İkbal, çayını soğutma kızım!”
Büyükannem kutunun kapağını kapattı.
“Bence şimdilik yeterince baktık. İstersen başka bir gün yine çıkarırız.”
Başımı salladım.
Üstelemek istemiyordum. Biraz daha soru sorarsam konuşmayı tamamen bitirebilirdi.
Ama o zarfı unutmayacaktım.
---
Eve döndüğümüzde aklım hâlâ kutudaydı.
Büyükannem neden özellikle o zarfı elimden almıştı? Gerçekten hatırlamıyor muydu, yoksa bana anlatmak istemediği bir şey mi vardı?
Odamda telefonumu çıkarıp Aron'a mesaj yazdım.
Ben: Bugün ailemle ilgili bazı şeyler öğrendim.
Cevabı kısa sürede geldi.
Aron: Ne öğrendin?
Bir süre düşündüm.
Ben: Eski fotoğraflarda gördüğüm sembolün ailemin geçmişinde de olduğunu biliyorum artık.
Bu kez cevap gelmesi biraz daha uzun sürdü.
Aron: Bunu nerede gördün?
Soruyu okuyunca kaşlarımı çattım. Sanki yalnızca merak etmiyor, özellikle nerede gördüğümü öğrenmek istiyordu.
Ben: Ailemin eski fotoğraflarında.
Aron: İkbal, o fotoğrafları bana göstermen mümkün mü?
Telefonu elimde tuttum.
Ben: Neden?
Aron: Çünkü bu işaretin nereden geldiğini anlamak istiyorum.
Ben: Sen zaten bu işareti daha önce gördüğünü söyledin. Önce sen bildiklerini anlat.
Cevap gelmedi.
Bir süre sonra aradı. Telefonu açtım.
“Bana kızgınsın,” dedi.
“Bunu anlamak için aramana gerek yoktu.”
Hafifçe güldü ama ben gülmedim.
“İkbal, sana anlatmadığım şeyler var. Bunu inkâr etmiyorum. Ama her şeyi bir anda anlatırsam bazı şeyleri yanlış anlayabilirsin.”
“Buna ben karar veririm.”
Haklı olduğumu biliyordum. En azından kendi ailemle ilgili neyi bilip neyi bilmeyeceğime ben karar vermeliydim.
Aron bir süre sustu.
“Peki,” dedi sonunda. “Yüz yüze konuşalım. Sana bildiklerimi anlatacağım.”
“Bu kez gerçekten mi?”
“Evet.”
Ona inanmak istiyordum ama hemen yumuşamayacaktım.
“Tamam. Sonra konuşuruz.”
Telefonu kapattım.
Tam yatağıma oturmuştum ki ekran yeniden aydınlandı.
Bilinmeyen numaradan mesaj gelmişti.
“Büyükannenin kutusunda ne bulduğunu biliyorum.”
Bir anda doğruldum.
Kutudan bahsettiğimi kimseye söylememiştim. Aron'a bile yalnızca eski fotoğraflardan söz etmiştim.
Mesajın devamı geldi.
“Ama asıl aradığın cevap o mektupta değil.”
Hemen yazdım.
Ben: Nereden biliyorsun?
Mesajım iletildi. Cevap gelmedi.
Telefonu bırakmak üzereyken yeni bir mesaj düştü.
“Babanla konuş.”
Ekrana bakakaldım.
Yine babam.
Kutudaki zarfın üzerinde onun adı yazıyordu. Şimdi de bu kişi beni ona yönlendiriyordu.
Belki bir tesadüftü. Belki de biri gerçekten ailemin geçmişini benden daha iyi biliyordu.
Telefonumu kapatıp masanın üzerine bıraktım.
Yarın babamla konuşacak
Yorumlar
- İkbal Sürücü: Emeğine sağlık canım