ORTAYA ÇIKAN KURT ÖFKESİ
ORTAYA ÇIKAN KURT ÖFKESİ
Aron'un arkasından birkaç saniye daha baktım.
Sonra Mert'in sesiyle kendime geldim.
— İkbal.
Başımı ona çevirdim.
— Efendim?
— Az önceki çocuk neden sana sevgilim dedi?
Ne diyeceğimi bilemedim.
— Abi, ben de bilmiyorum.
Mert kaşlarını çattı.
— Nasıl bilmiyorsun?
— Gerçekten bilmiyorum.
Arda da yanımıza geldi.
— Belki yanlışlıkla söylemiştir.
Mert hemen ona baktı.
— Yanlışlıkla mı?
— Bilmiyorum abi. Sadece bir ihtimal.
Ben sessizce kapıya baktım.
Aron çoktan gitmişti.
Ama içimde garip bir huzursuzluk vardı.
Sanki birazdan kötü bir şey olacakmış gibi hissediyordum.
Tam o sırada bileğimdeki kırmızı ay işareti bir anda ısındı.
Elimi hemen bileğime götürdüm.
— İkbal, iyi misin? — diye sordu Arda.
— İyiyim.
Ama iyi değildim.
Nefesim hızlanmaya başlamıştı.
Tam o sırada dışarıdan yüksek bir ses geldi.
Sanki bir şey yere düşmüştü.
Mert hemen kapıya baktı.
— Ne oldu?
Ben de kapıya doğru birkaç adım attım.
Ama daha fazla ilerleyemeden içimde garip bir öfke yükseldi.
Durduk yere...
Neden böyle olduğumu ben de anlamıyordum.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Bileğim ise gittikçe daha fazla yanıyordu.
Bir an gözlerim karardı.
Mert yanıma geldi.
— İkbal?
Başımı kaldırdım.
— Ne?
Mert yüzüme baktı.
— Bir anda yüzün değişti.
— Bir şey yok.
Ama bir şey vardı.
Hem de hiç anlamadığım bir şey.
Sanki içimde, benim kontrol edemediğim başka bir şey vardı.
Nefesimi düzeltmeye çalıştım.
— İkbal, sakin ol.
Mert'in sesi sanki uzaktan geliyordu.
İçimdeki öfke bir anda daha da arttı.
Elimdeki bardak yere düştü.
Camın kırılma sesiyle herkes sustu.
Elime baktım.
Titriyordu.
— Ben... ne yaptım?
Arda hemen yanıma geldi.
— Elin kesildi mi?
— Hayır.
Sonra gözlerim yine bileğime kaydı.
Kırmızı ay işareti normalden çok daha belirgindi.
İçimdeki o garip his ise hâlâ geçmemişti.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
Başımı kaldırdım.
Aron geri gelmişti.
Bana baktı.
Sonra gözleri bileğimdeki işarete kaydı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra bana doğru yaklaştı.
— Demek başladı...
Kaşlarımı çattım.
— Ne başladı?
Aron cevap vermedi.
Mert hemen araya girdi.
— Sen yine mi geldin?
Aron ona bakmadı bile.
Gözleri hâlâ bendeydi.
— İkbal, benimle gel.
— Hayır.
— Gelmelisin.
— Neden?
Aron birkaç saniye sustu.
Sonra bana biraz yaklaşarak alçak sesle konuştu.
— Çünkü ne olduğunu henüz anlamıyorsun.
Sinirlendim.
— Sen de hiçbir şeyi açıklamıyorsun!
Aron hafifçe gülümsedi.
Sonra arkasını dönüp kapıya doğru yürüdü.
Kapının önünde durdu.
Bana bakmadan konuştu.
— Sen benimsin.
Donup kaldım.
Aron kapıyı açtı.
— Görüşürüz, sevgilim.
Ve çıktı.
Ben olduğum yerde kaldım.
Mert'in sesi yeniden duyuldu.
— İkbal...
Ama bu kez cevap veremedim.
Çünkü bileğimdeki kırmızı ay işareti hâlâ yanıyordu.
Ve içimdeki o garip öfke, ilk kez bu kadar güçlüydü.
Yorumlar
- ..: dan diye söylenir mi hiç