Keşfet

Bölüm 2

Sana Döneceğim

Arabanın motorunu susturduğumda yağmur, ön camı ince damlalarla dövmeye devam ediyordu.

Birkaç saniye direksiyonun başında öylece oturdum.

Sessizlik...

Dışarıdan gelen yağmur sesi, uzaktan duyulan eğitim atışlarına karışıyordu. Başımı kaldırıp kışlanın demir kapısına baktım.

Her gelişimde aynı hissi yaşatırdı burası.

Kimileri için yüksek duvarlarla çevrili, soğuk ve disiplinli bir askerî bölgeydi. Benim içinse eve dönmekti.

İnsan bazen kendini bir evde değil, ait olduğu yerde huzurlu hissederdi.

Benim ait olduğum yerlerden biri annemle kardeşimin yanıydı.

Diğeri ise burasıydı.

Üniformamı giydiğim, omzumdaki ay yıldızın ağırlığını hissettiğim her an, neden bu yolu seçtiğimi yeniden hatırlardım.

Kimliğimi cebimden çıkarıp nöbetçi askere uzattım.

“Geçebilirsiniz komutanım.”

Kısa bir baş selamıyla karşılık verdim.

“İyi nöbetler.”

Bariyer açılırken aracı yavaşça içeri sürdüm.

Kışlanın içinde hayat hiçbir zaman durmazdı.

Kamuflajlı askerler eğitim alanına doğru koşuyor, komutanların sert sesleri yağmurun uğultusuna karışıyordu. Bir tarafta hedef atışları sürerken diğer tarafta yakın dövüş eğitimi devam ediyordu.

Arabanın camını biraz araladım.

Islak toprağın üzerine sinmiş barut kokusu içeri doldu.

Derin bir nefes aldım.

İnsanlar deniz kokusunda huzur bulurdu.

Kimileri yağmurun, kimileri çam ormanlarının kokusunu severdi.

Ben ise çocukluğumdan beri barut kokusunu tanıyordum.

Belki normal değildi.

Ama bana güven veriyordu.

Çünkü bu koku, yıllar önce ettiğim yemini hatırlatıyordu.

Vatanı korumak için verilen yemini.

Nice arkadaşımı uğurladığım, nice operasyona çıktığım anların sessiz tanığıydı bu koku.

Aracı park edip bagajdan çantamı aldım. Omzuma attıktan sonra tim binasına doğru yürüdüm.

Kapıyı açar açmaz tanıdık sesler koridoru doldurdu.

“Komutan geldi!”

İstemsizce gülümsedim.

“Bağırmayı hiç özlememişim.”

İlk yanıma gelen yine Bora oldu.

Uzun boylu, kumral ve enerjisi bitmek bilmeyen adam...

Savaşın ortasında bile bir yolunu bulup insanı güldürürdü.

“Adana seni değiştirmemiş, komutan.”

“Sen de hâlâ çok konuşuyorsun.”

Omzuma hafifçe vurdu.

“Bir hafta izin yapıp geldin, bize hava atma.”

Arkasından Mert göründü.

Her zamanki gibi sakindi.

Az konuşurdu ama operasyon başladığında attığı tek kurşun bile dengeleri değiştirebilirdi.

Elini uzattı.

“Hoş geldin.”

“Hoş bulduk.”

Bu kez Emre yaklaştı.

Timimizin patlayıcı uzmanıydı.

Gülümsemesi yüzünden hiç eksik olmazdı. Ama operasyon başladığında o gülümsemenin yerini bambaşka bir ifade alırdı.

“Komutan, annen yine bize kebap göndermiş.”

İstemsizce güldüm.

“Bitirdiniz mi?”

“Bitiremedik. Niye?”

Emre'ye sinsi bir gülümsemeyle baktım.

“Çünkü bu akşam ben yiyeceğim.”

Bora ve Mert, Emre'ye bakıp gülmeye başladı.

O an fark ettim.

Beni en çok özleten şey izin değildi.

Onlardı.

Bu seslerdi.

Bu insanlardı.

İkinci ailemdi.

Operasyon sırasında tek bir nefes gibi hareket ederdik. Birimiz yaralandığında diğerleri düşünmeden ateş hattına girerdi.

Çünkü burada kimse yalnız savaşmazdı.

Aynı sofraya oturur, aynı çayı içer, aynı bayrağa bakardık.

Aynı yemini ederdik.

Bizi kardeş yapan şey kan bağı değildi.

Aynı toprağı korumaya, gerektiğinde onun uğruna canımızı ortaya koymaya hazır olmamızdı.

Bakışlarım tim binasının içinde dolaştı.

Kaan ile Serkan ortalıkta yoktu.

Muhtemelen eğitimdelerdi ya da görev hazırlığındaydılar.

Tam o sırada masanın üzerindeki dosyalar dikkatimi çekti.

Kırmızı şerit.

İçimdeki o kısa süreli huzur, yerini anında tanıdık bir ağırlığa bıraktı.

Bora'nın yüzündeki gülümseme de yavaşça silindi.

“Komutan... Albay seni bekliyor.”

Dosyaya birkaç saniye baktım.

Demek beklenen görev gelmişti.

Her yeni dosya, bilinmeyen bir yol demekti.

Her bilinmeyen yol ise dönüşün garanti olmadığı bir operasyon.

İnsan zamanla korkmamayı öğrenmiyordu.

Korkusuyla birlikte yürümeyi öğreniyordu.

Ben bunu yıllar önce öğrenmiştim.

Çantamı dolabın yanına bıraktım. Kamuflaj ceketimin yakasını düzelttim ve kapıya yöneldim.

Tam çıkacakken Bora'nın sesi arkamdan geldi.

“Dikkat et.”

Bir an durdum.

Ama arkamı dönmedim.

Çünkü göz göze gelsek ikimiz de aynı şeyi düşünecektik.

Bu görevden herkes dönemeyebilirdi.

“Her zaman.”

Koridor sessizdi.

Botlarımın beton zemine vuran sert adımları yankılanıyordu.

Her adım beni yeni bir göreve, belki de yeni bir sınava yaklaştırıyordu.

Albayın odasının önüne geldiğimde derin bir nefes aldım.

Kapıyı iki kez tıklattım.

“Gel.”

İçeri girdim.

Albay, masanın üzerine serilmiş haritaya bakıyordu.

Odanın içinde keskin bir sessizlik vardı.

Duvarlardaki bayraklar bile sanki nefesini tutmuştu.

Başını kaldırmadan konuştu.

“Hoş geldin, Yüzbaşı Ezeloğlu.”

“Hazırım, komutanım.”

Bu cümleyi söylerken neyle karşılaşacağımı bilmiyordum.

Bilmek zorunda da değildim.

Bir asker önce görevini kabul eder, sonra karşısına çıkacak zorluğu öğrenirdi.

Albay sonunda başını kaldırdı.

Bakışları alışık olduğumdan daha sertti.

“Bu görev... diğerlerine benzemeyecek.”

O anda odanın içindeki hava değişti.

Sanki görünmeyen bir ağırlık omuzlarıma bırakılmıştı.

Haritaya baktım.

Henüz hiçbir ayrıntıyı bilmiyordum.

Ama içimde, nedenini açıklayamadığım bir his vardı.

Bazı görevler başarıyla değil, ödenen bedelle hatırlanırdı.

Yorumlar

  • Nazlı Güler: Arkadaşlarına selam saves de albaya dikkat et Her görev sarpa sarabilir
  • Feride Vatan: Görevlerin korkutucu olabilir dikkatli ol ve yalnız hissetme
  • Emre Kuş: Yağmur sesi dinlendirici ama dışarı kışla var işte
  • Nazlı Kara: Huzur bulmaya çalışıyorsun umarım
  • nadire menekşe: Hadi burası neden ev gibi hissediyorsun bir düşün Korkma
  • Beyza: Kalemine sağlık çok güzel bölüm daha yine 🥰
  • Şevnur Binici: İşte benim karakterim 👏