Bölüm 4
Derin Alkan
Hastanenin otomatik kapıları arkamızdan kapanırken ikimizde aynı anda derin bir nefes aldık. Sanki saatlerdir ciğerlerimize ilk kez temiz hava doluyordu. Hastanenin kendine has o keskin antiseptik kokusunun yerini yağmurdan gelen toprak kokusu almıştı. İnsan bazen dışarı çıktığında havanın bile ne kadar kıymetli olduğunu anlıyordu. Ayşegül kollarını iki yana açıp esnedi. "Şu nöbetlerden sağ çıkarsam Nobel istiyorum." İstemsizce güldüm. "Nobel değil ama iki gün alırsan mucize olur daha kolay." Birlikte otoparka doğru yürümeye başladık. Sabahın erken saati olmasına rağmen Ankara çoktan uyanmıştı. Yağmur gece boyunca durmuştu yerler ıslaktı. Ağaçların yapraklarından son damlalar kaldırıma düşüyordu. Şehir yavaş yavaş yeni bir güne hazırlanırken biz, koskoca bir günü geride bırakmış gibiydik. İnsanların işe gitmek için evden çıktığı saatlerde biz eve dönüyorduk. Arabamın kilidini açarken Ayşegül bana baktı. "Ben kullanayın mı?" başımı yok anlamında iki yana salladım. "Derin yorgunsun zaten." "Alışığım." Bu cümleyi söylerken sesim sakindi ama içimde hafif bir sızı vardı. İnsan gerçekten alışır mıydı bir şeylere? Yoksa alışmış gibi mi yapardı, işte bundan emin değildim. "Bu cümlenden nefret ediyorum." Biliyorum der gibi bir bakış attıktan sonra arabaya bindim. Emniyet kemerini takarken radyoyu açtım. İkilem'in Bir Sebebi Var şarkısı çalmaya başlamıştı. Ayşegül'e baktım ve şarkı sözlerini büyük bir keyifle söylemeye başladım. "Yak yanıyorsa söndürme, alev alsın öldürme..." Ayşegül bana baktı ve şarkıyı keyifle söylemeye başladık. "Kimi kimlere kırdırıyor hayat, bırak içiyorsak bir sebebi var...Kışa döndük geçti bahar, seni benden çaldı gene hayat..." On dakika sonra nöbet çıkışımızın vazgeçilmez mekanına vardık. Küçük, samimi bir kahvaltıcı... Kapının önünde saksılar vardı. İçerisi sıcacık ekmek kokuyordu. Hastanenin yorucu atmosferinden sonra burası kısada olsa insana normal hayatın hala devam ettiğini hatırlatıyordu. Garson bizi görünce yüzünde tanıdık bir tebessüm belirdi. "Doktor hanımlar sonunda gelebildiniz." Ayşegül gülerek ellerini kaldırdı. "Bu kez gerçekten çok açız." Her zamanki gibi cam kenarındaki masaya oturduk. Garson siparişimizi almadan önce sordu. "Her zamanki gibi mi?" ikimizde aynı anda başımızı salladık. Garson uzaklaşınca Ayşegül dirseklerini masaya koydu. "Şimdi..." Bakışlarından bir şeyler geleceğini anlamıştım. "Dürüst cevap ver." İç çektim. "Tamam." "Hayatında biri var mı?" kahkahamı tutamadım hiç vazgeçmeden sürekli aynı soruyu soruyordu. Dik dik bana bakıyordu. "Yok." Dedim sonra yüzü ağlamalı bir ifade aldı. "Neden... Neden arkadaşının mürüvvetini görmeyeyim mi hı?" Çayım masaya bırakıldı. Bardağı avuçlarımın arasına aldım. Yükselen sıcaklık parmaklarıma yayılırken cevap vermeden önce birkaç saniye düşündüm. "Ben sabah çıkıyorum. Gece dönüyorum bazen ertesi gün. Telefonlara ve mesajlara bakamıyorum çoğu zaman doğum günlerini bile unutuyorum." Derin bir nefes aldım. "Böyle bir hayatın içine kimseyi çekmek istemedim." Bunu söylerken aslında en çok kendimi ikna etmeye çalışıyordum. Belki gerçekten istememiştim... Belki de bir gün kaybetmekten korktuğum için kimsenin bana yaklaşımasına izin vermemiştim. Ayşegül uzun uzun bana baktı. "Sen aslında yalnızlığa alışmışsın." Bu kez itiraz etmedim belki de alışmıştım. İnsan uzun süre yalnız yürüyünce, yanında birinin olmasını hayal etmek bile yabancı geliyordu. Garson kahvaltılıkları masaya bıraktı. Sıcacık ekmeğin kokusu bütün masayı sardı. Ayşegül bir lokma aldıktan sonra tekrar konuştu. "Peki... Nasıl biri olsa fikrin değişir." Gülümsedim. "Bilmiyorum." Sonra hafif düşündü. "Boyu uzun olsun... Yakışıklı olsun... Doktor olsun." Başımı iki yana salladım. "Kız cadı doktorların neyi varmış?" Bir an düşündüm sonra gözlerimi pencereden dışarı çevirdim. Yağmurdan kalan damlalar hala camın üzerinde duruyordu. "Beklemeyi bilen biri olsun." Ayşegül anlamamış gibi bana bakıyordu. "Beklemek mi?" başımı evet anlamında salladım. "Bazen günlerce... Bazen haftalarca... Benim sessizliğimi yanlış anlamayacak biri olsun." Çünkü bazı günler bir mesaj bile atamayacağımı biliyordum ve bazen bir ameliyattan çıkıp saatler sonra telefonu elime alacaktım yanımda olacak insan bana kızmak yerine neden sustuğumu bilen biri olmalıydı. Ayşegül gülümsedi. "İnan bana cadı bir gün öyle biri çıkacak." Bende gülümsedim ama bunun mümkün olacağıma inanmıyordum.