Keşfet

Bölüm 6

Sana Döneceğim

Sesindeki korku dağların sessizliğine karıştı Bora bana kısa bir bakış attı. "Komutan..." Elimle susmasını işaret ettim. Kadın yeniden adamın kolunu kavradı. Bütün gücünü kullanarak onu geriye çekmeye çalıştı ama birkaç santimetreden fazla oynatamadı. Yaralı adam acıyla inledi kadın hemen dizlerinin üzerine çöktü. Gürcüce telaşla bir şeyler söyleyerek adamın yüzünü avuçlarının arasına aldı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Gücüne olduğunu anlayabiliyordum ama ne dediğini anlayamıyordum. "Tamam..." dedim yumuşak bir sesle. "Biz... yardım." Demiştim ki adamın elini daha sıkı tuttu. "...Hayır..." dedi fısıltıyla.

"...Onu... bırakma." Türkçesi bozuktu ama söylemek istediği açıktı. Onu bırakmayacaktı isterse karşısında silahlı askerler olsun… İsterse kendisi de ölecek olsun… İlk kez o anda dikkatle yüzüne baktım. Yorgundu, korkmuştu ama pes etmiyordu. İçimde, sebebini bilmediğim bir his oluştu. Bu kız, ölümün tam ortasında bile vazgeçmeyen biriydi. Adam ise refleksle iki elini havaya kaldırdı. Parmakları kan içindeydi, bütün bedeni titriyordu. Bir adım daha yaklaştığımda gözlerindeki korku daha net seçiliyordu. "...Ne olur..." Sesi neredeyse rüzgârın arasında kayboluyordu. "...Bizi burada bırakmayın." Bir an duraksadım çünkü Türkçesi kusursuzdu. Üstelik aksanı da tanıdıktı. "Sen kimsin?" Adam yutkundu. Dudakları güçlükle aralandı. "...MİT..." Bora şaşkınlıkla bana baktı. Ben ise gözlerimi adamın boynundaki zincire çevirdim. Çamurun ve kanın arasından metal bir kimlik ucu görünüyordu. Eğilip dikkatlice çıkardım. Gerçekti MİT mensubuydu. Adam nefes almakta zorlanıyordu.

"Dinleyin..." Başını güçlükle kaldırdı. "...Kamp..." Şiddetli bir öksürük krizine girdi. Ağzından koyu renkli kan aktı. "...Sandığınızdan..." Ciğerlerini doldurmaya çalışır gibi derin bir nefes çekti. "...Çok..." Tam cümlesini tamamlayacaktı ki… Pat! Sessizliği tek bir keskin atış parçaladı. Adamın başı geriye savruldu. Hiç düşünmeden Bora'yı omzundan yakalayıp yere çektim. "Keskin nişancı!" Kurşun bulunduğumuz kayanın üzerinden geçerken taş parçaları yüzümü çizdi. Telsize uzandım. "Herkes siper alsın!" İkinci mermi bu kez bulunduğumuz kayanın tam kenarına isabet etti. Toz bulutu yükseldi keskin nişancı artık yerimizi biliyordu. Tam başımı kaldıracakken kayaların arasından bir hareket dikkatimi çekti.

İnce yapılı genç kız, yere düşen MİT görevlisine doğru emekliyordu. "Hayır!" diye bağırdım.

Sesimi duydu ama durmadı. Kurşunlara aldırmadan adamın yanına ulaştı. Dizlerinin üzerine çöktü, titreyen elleriyle adamın omzunu tuttu. "...Hayır..." dedi kısık bir sesle. Sonra bozuk ama anlaşılır Türkçeyle fısıldadı. "...Kalk... lütfen..." Adamdan cevap gelmedi. Kız gözlerini kapatıp birkaç saniye öylece kaldı. Omuzları sessizce titriyordu. Tam o sırada üçüncü kurşun kayaya çarptı. Parçalanan taşlar kızın hemen yanına saçıldı. İrkilerek başını kaldırdı ilk kez göz göze geldik. Maviye çalan gözlerinde yalnızca korku yoktu. Yıllarca kaçmış bir insanın bitmek bilmeyen tedirginliği vardı. Serkan dişlerini sıktı. "Komutan! Kızı orada bırakamayız!" Başımı salladım. "Önce onu alacağız." Kız bizi anlamaya çalışıyordu. Sadece birkaç kelime biliyor gibiydi. "...Ben..." Yutkundu. "...Elena." Adını söyler söylemez uzaktan otomatik silah sesleri yükseldi. Mermiler kayaların üzerine yağmaya başladı. Bulunduğumuz dağ artık sessizliğini tamamen kaybetmişti. Ve oradan çıkabilmemiz için artık saniyelerle yarışmamız gerekiyordu artık bu dağda avlanan biz değil, av olan bizdik…