Keşfet

Aşk Kadını

Seçme Hikâyeler

AŞK KADINI

Birbirlerini altı seneden beri görmemişlerdi. Biri kaymakam -

lıkla kazalarda dolaşmış olduğu için, memuriyetler değiştikçe imkân bulup da İstanbul’a gelse bile pek az kalmış ve dostunu arayıp

görmek, görüşmek için vakit bulamamıştı. Hâlbuki gençlikleri âdeta beraber geçmiş denecek kadar yakın ve samimi olduklarından

bugün buluşur buluşmaz birbirlerine büyük bir tahassürle sarıldılar.

Evvela Kaymakam Bey, serseri kuşlar gibi hiçbir yerde tesis

etmeksizin geçirdiği hayatından bahsetti. Altı senede dokuz memuriyet değiştirmiş idi. Kazalarda ekseriyyâ oturacak münâsip ev, görüşülecek lâyıklı bir dost bulamayarak, bu keşmekeş hayatı içinde,

teehhül aklına gelse bile tabii bu arzuyu hemân def’ ederek sürdüğü derbeder hayattan uzun uzadıya şikâyet etti ve nihâyet:

— İşte, bu sebepten, otuz altı yaşıma geldiğim hâlde, hâlâ

bekâr, hâlâ sefilim, diye bitirdi. Dostu ise ona acı acı bakıp gülerek:

— Fakat bugün o meşakkatlerin mükâfatı olmak üzere bir mutasarrıflık yakaladık, dedi. Yani artık bundan sonra, hayatın ciddiyet ve intizâm kesbedecek,7 lâyık olduğun huzura nâil olacaksın. Ya

ben ne yapayım ki, bu müddet zarfında güya Merkezi Sultâni’de,

gûyâ huzur ve refâh içinde ömür sürdüm ve gûyâ evlenerek aile

duyma

zaman, sık sık

yaraşır

çekişme

beyi

kazanma

sahibi de oldum. Daha doğrusu aileler. Çünkü senin haberin yoktur,

ben üç defa evlendim.

Dostu hayret ve garbâbetle:

— Ooo, ooo, dedi.

O devam etti:

— Evet, falcı karıların ta’bîr-i veçhi ile başımdan üç nikâh geçti, fakat ne nikâhlar… Hani, her nikâh için Allah’ın müteyemmin 9

etmesi duâsı âdet olmuştur ya: Zannederim, benim nikâhlar için hiç

kimse böyle bir duâ etmemiş olacak. Çünkü belki, bir tanecik olsun

rast gelir de üç nikâhtan bir an olsun müsterih 10 ve memnun olduğum vâki’ olurdu. Zaten iki günden beri hayatım o kadar talihsiz

geçmiştir, beni mesud eden tecelliyât ömrümde o kadar nâdirdir ki

dünyada tâlihsiz âdem olmak itibarıyla yegâneyim diyebilirim. Sen

bunu tasavvur edemezsin ki. Bütün hayatımda hiçbir şeyde bir muvaffakiyet, hiçbir şeyde bir ikbâl görmedim. Temas ettiğim bütün

parlak emellerim hep cılk çıktı. Bu kadar menhus bir talihe mâlik

olduğum için ben hiç evlenmemeliydim. Hâlbuki, bu şeâmetten 15

ibret almayarak, üç kere evlendim ve üçünde de köpekler gibi nâdim oldum. Dostu gülerek:

— Aman yapma canım, dedi. Dünyada talih baht da ne oluyormuş… Ben küçükken mahallemizde bir türbe var idi. Eski kale

harâbelerini ihâta etmiş çitlembik ve servi gölgeleri altında loş bir

zulmete müstağrak 18 olan bu türbenin bahçesinde merdivenli bir

kuyu var idi. İsteyenler orada yatan evliya sandukasının etrafında

vasıta

uğurlu

rahat

gelmek

mutluluk

kuşatmak, sarmak

batmak

omuzlarına büyük bir tokmak alıp yedi kere dolaşarak kendilerini

gözleri yumulu olduğu hâlde o merdivenli kuyunun başına atarlar

ve gözlerini açınca: “Bahtım, tâlihim, bahtım, tâlihim” diye üç kere

haykırırlar, ancak o vakit gözlerini açıp dikkatle, can havliyle kuyunun içine bakarlar idi. Eğer tuttukları niyet olacaksa suyun içinden

hayaletin geçtiğini görürler imiş. Ne vakit bu kuyunun başında bulundumsa, böyle bağıranlar mutlaka bir hayalet gördüklerini söylerlerdi. Fakat hiçbirisinin niyetleri çıktığını bilmem. Bence tâlih

denilen şeyde böyle kuyularda görüldüğü rivâyet edilen hayaletler

kadar mevhûm bir şeydir. Dünyada cümlesi de mahsûl tesadüf bir

vakâyi’ zincirinden başka bir şey yoktur.

Olabilir ki bunların bazıları yahut hepsi hoşa gidecek surette

zuhûr ederler, olabilir ki birkaç yahut cümlesi de nahoş bulunabi -

lirler.

Öbürü cevap verdi:

— Peki, bunu kabul edeyim. Fakat otuz bu kadar senelik hayatımda hiç hoş bir tesâdüfün zuhûr etmemesine ne dersin?

— Yine tesadüf derim.

*

O vakit nikâhlarının hikâyesini anlattı.

— Evvelâ, sana da yazmıştım ya, resmen, yani annemin babamın tertibi ve delâletiyle evlendim. Bana güzelce, oldukça terbiyeli,

nazik bir kız aldılar. Fakat, bu kızcağız, hüsnüne ve nezâketine rağmen o kadar hissiz bir şey idi ki, gençken okuduğumuz romanların,

kurduğumuz hülyaların tesiri altında şiirle mahmul olan benliğim

o zamanlar bunu en büyük bir felâket olarak telakkî 21 etti. O vakit

yegâne emelim hassas bir kadında temerküz ederek hassasiyet bir

kadın için aranılacak en birinci bir meziyet oldu. Bunun için, onunla

uyuşamadık, geçinemedik. Üç sene beraber yaşadık, fakat o da ben

de memnun değildik. Nihâyet, bir gün bir kavgadan sonra, darıla -

asılsız

anlayış

toplanma

rak babasının evine gitti ve avdet etmedi. Ben bu talihten istifade

ederek hemen boşadım. Benim hayatımın şu garip tecellisi vardır ki

evvela hüsn-i talih gibi görünen şeyler bütün sonra benim için birer âfet kesilir. Çünkü sonra o tâlihlere lanet ederim. İlk izdivâcımı

anamın babamın himayesi altında yaşadığım için fena çıktı, diye

bahane ederek, ikinci izdivacımı kendim deruhte 24 ettim. Birkaç

hafta bütün seyir yerlerini dolaştım, birçok hanımlara mektuplar

yazdım ve cevaplar aldım. Nihâyet hassasiyetine, ulviyetine emin

olduğum bir hanım kızı intihâb 26 ederek, vâlidemi gönderdim. Annem de beğendi. Tahkîkat muvaffak çıktı. Artık mesud olacağıma emin idim. Düğün bir perestiş âşıkane içinde icra olundu. Biz

karı koca deliler gibi mesud idik. Fakat dudaklarında “Ebediyyen

seninim ebediyyen” diye kollarımın arasına atılmış olan bu ikinci

hanım, o kadar pür-galeyân 30 çıktı ki, çok geçmeden o beni hissiz

ve galeyânsız bularak, yedi ay sonra bir komşu delikanlı ile kaçtı

gitti… Bu darbe benim için bir ders idi. Fakat derslerden istifade

etmek için de talih ister. Bende ise nerde o kabiliyet? Şimdi üçüncü

izdivâcıma geldim:

Artık ne usul dairesine ne usul haricinde evlenmekten korkmuştum, annem intihâb etti, olmadı, kendim intihâb ettim olmadı

diye belki hiç evlenmeyecektim. Fakat üçüncü izdivâç kalemde arkadaşlar tarafından tertip edildi. Amirimizin bir dul kızı var idi, beni

yalnızlıktan mütevali, 32 musîbetlerden harâb gören arkadaşlar, bu

kadıncağızın bana pek muvaffak olacağını, ilk kocasından herifin

cebr ü tahakkümüne dayanamayarak ayrılmış olduğunu anlatarak,

bu kadını alırsam rahat edeceğimi ve hatta mesud olacağımı söyle-

dönüş

almak

yükseklik

coşma

diler. Hatta babasının sayesinde terfi’ ve tefeyyüz de muhakkak

olduğunu tebeşşir ettiler. O kadar bedbaht, o kadar çaresiz idim ki,

bâhusus bu terfi tefeyyüz tebeşşirini de işitince “Peki!” dedim ve

evlendim. Aman Yarabbi, fakat insan ancak beteri görünce fenânın

kıymetini anlıyor. Bu kadınla hayatımız bir cehennem, bir bâdire

hâlinde geçti. Kendisi vakı’â-i hassâs idi. Fakat o kadar müsrif, o

kadar haşin bir şey idi ki, tahammül etmek mümkün olmadı. İki

günde bir “sokağa gideceğim, bana para” diye para ister. Çıkarır bir

lira veririm. Bir lira bir sokak için kâfi değil midir? Nerde… O bir

lirayı yalnız araba masrafı eder. Mesela araba kapıya gelir, ona binilir kalkılır, bir mağazaya girilir, araba kapıda bekler, mağaza sersem

sersem, hayran hayran gezilir, oradan çıkılır, bütün mağazalar böyle

dolaşılır, akşamüstü eve avdet olunur, arabacıya lira teslim olunur.

Eğer masraf yalnız bu olsa bahtiyârsın… Hâlbuki akşamüstü dehşetli bir masraf pusulasıyla bir sürü de eşya gelir. Haddin varsa itiraz

et. Vay efendim vay, ne sert ne zehir lakırdılar işitirsin ki tasavvur

edemezsin. İki defa mağazalara biriktirdiği hesapları ödemek için

müthiş borca girdim. Sonra beğenip aldığı şeyler. Hokkabazlık, teneke, zavallı şeyler. Meselâ bir kere, Pikmalyon’a on beş lira borç

ödedim! Bir kere (…) 38 yirmi iki lira! Biraz surat etsem, ya efendim insan aldığı kadını idâre edecek kadar paraya mâlik olmazsa,

hiç evlenmez, meskenete gömülür kalırdı. Hanımefendi babasının

evinde nasıl alışmış ise öyle yaşamak isterdi. “Ben âdi bir mahalle

kızı değilim beyefendi, ben büyük bir adam kızıyım! Sen bunu olsun neye düşünmedin… Ben gün gördüm, şimdi neden sefâlete razı

olayım? Diye haykırır, “ben bu sefil hayata tahammül edemem!”

diye ağlar, küfür eder, lanet eder, tepinir, beni nihâyet ayakl