Keşfet

Bir Hayat

Seçme Hikâyeler

BİR HAYAT

Semtlerinde ona Hamamcının Hüseyin Bey derler idi. Mahallenin büyük hamamı kendilerinin olduğu gibi babası da orada kasa

başında oturuyordu. O daha küçük yaşta iken evde sıkıldığı vakitler

eğlensin diye hamama gönderirler, mektebe başladığı vakit, öğle

paydoslarında eve gideceğine hamama gelir ve cuma günlerini akşama kadar hamamda babasının yanında geçirir idi.

Babası ölüp de evde annesiyle kendinden küçük bir kız kar -

deşinden başka korkacak kimse kalmayınca mektepten kaçarak

hamamda vakit geçirmeye başladı. Nihâyet bir gün, o vakit rüştiyenin son sınıfında idi, mektebe hiç gitmeyerek, hamama devam

etti. Kendisine: “Mektebe niçin gitmiyorsun?” diyenlere göğsünü

şişirerek “Artık ben hamamcı oldum!” diye cevap verir idi. Annesi

ise, evvelâ biraz sızlanmış ise de hamam ile beraber birkaç dükkânın geliri ile hâlleri vakitleri yolunda olduğundan, nihâyet bu hâle

bilmecbûriye razı olmuş ses çıkarmamıştı.

Böylece, Hüseyin Bey’in hayatı, tâ ilk senelerden başlayarak,

hamam ile hamamın karşısında olan mahalle kahvesi arasında geçti

ve orada neşv ü nemâ buldu; o âdeta bir mahalle gülü olarak büyüdü.

*

Sabah erkenden kendini sokağa atarak, doğru hamama gider,

akşama kadar ekser vaktini ya hamamda ya karşıdaki kahvede geçi-

olarak, mecbur

gelişme, büyüme

rir idi. Hamam onun tertîbâtı,194 tanzîfâtı sayesinde kesb-i intizâmı ve rağbet ediyor, herkes mahalledeki öteki hamama bilâ tercih

Hüseyin Bey’in hamamına geliyordu. Ondan herkes memnun idi,

hiç kimseyi kırdığı vâki değildi. Herkese hoş, tatlı muamele eder,

kimseye kızmadığı için ağzından kimsenin gönlüne dokunacak fenâ

söz çıkmaz idi.

Zaafı ise boğazı idi. Onun dünyada yalnız bir boğazı var idi.

Yemekten ve yemişten başka ne tütünü ne rakısı hatta ne de kadınlara inhimâkı var idi. İlk gençlik esnasında, birkaç defa arkadaşlarıyla işret etmiş,198 birkaç defa da zamparalığa gitmişti. Fakat

rakı midesine dokunup iştihâsını kesti. Bunun için rakıdan nefret

etti. Kadınlara gelince, o âlemde de bilhassa rakı hüküm sürdüğü

gibi, Hüseyin Bey kadınlara karşı biraz fazla mahcup olduğundan,

onlardan da sıkıldı ve hoşlanmadı. Bunun için mahcup hayatı, yalnız meşrubat ve mekülât 200 inhisâr etti. 201 Buzlu şerbetleri içerken

yahut turfanda yemişleri yerken duyduğu zevki başka bir şey de

duymuyor idi.

Fakat yaptığı şeyi iyi yapmak iddiasında olduğundan yediği

şeyleri gayet nefislerinden tedarik etmek en büyük bir merâkı idi.

O kadar ki, aldığı şeylerin nefâseti 202 itibarıyla bütün semtte kesb-i şöhret etmiş, mahallenin tabiat sahibi olan erkânı arasında bir

mevki-i mühim ihrâz etmişti.205

*

işleri

kazanmak

düşkünlük

içki alemi

veren

mahsus kılma, tekel

kazanmak

yer

elde etmek

Annesine son derece hürmeti, kız kardeşine büyük bir muhabbeti vardı. Kardeşi Saime ondan üç yaş küçük idi. Hüseyin Bey

kendisi oldukça tatlıca yüzlü ise de Saime külliyen letâfetten 206

ârî renksiz bir çehre, kemikli iri ve uzun bir vücutla hiç hoş bir

şey değildi. Bunun için, ailenin servet ve itibarına rağmen, talip

zuhûr etmiyor idi. Annesi ona bakarak: “Bakalım koca bulacak mıyız?” der idi. Onun asıl istediği şey ise bir gelin idi; fakat bütün

ısrarlarına rağmen Hüseyin Bey: “Canım bir kere Saime’yi kocaya

verelim de… Bu ne acele?” diyordu. Saime’yi yirmi üç yaşına kadar kimse istemedi. Anne ile kardeşi âdeta merak etmeye, korkmaya başladılar, nihâyet mektepten yeni çıkmış bir taşralı mülazım 208

zuhûr etti; bu da belki hamamın hâtırı ve yatacak bir yer te’mini

fikri ile Saime’yi istiyor idi. Hemen söz kesildi.

O zaman Hüseyin Bey’in düğün istihzarâtı 210 başladı. Kendisi

eski Türk terbiyesine, mahalle âdetine, aile teâmülâtına 211 son derece riâyet-kâr olduğu için, düğünü mahalledeki şerefleriyle mütenâsib bir suretle parlak yapmak istiyordu. Bunun için sarfiyat -

tan çekinmeyerek, günlerce gezdi, aradı, yoruldu, uğraştı.

Fakat düğün o kadar mutantan o kadar tertipli oldu ki bütün

gelenler takdir ettiler. Kına gecesi saz ile ince yemeklerle, gayet

parlak ve neşeli oldu. Kadınlarınki ise davetlilerden sakacılar bile

zorla sofraya oturtularak ikrâm edilmek üzere, pek mükemmel yapılmıştı. Kadın, erkek herkes tefrişata, çeyize hayran oldular. Nekreliğiyle meşhur Hacı Osman Bey namında bir mahalleli “Hüseyin Bey doğrusu düğüne de midesi kadar itina etmiş. O bir kere

yumuşaklık

uzak, uzakta

çıkma

uygulamalar

gösteren, sayan

uyumlu

gösterişli

olan

bir şeye itina etti mi malûm… Allah için, mutlaka primo 216 olur”

demişti.

*

Düğünden sonra kız anaları Hüseyin Bey’i ellerinden kaçırmak

istemeyerek sık sık eve gelmeğe, kızlarını süsleyip getirmeye başlamışlar idi. Annesi de: “Artık sıra oğluma geldi. Onun da mürüvvetini göreyim de gözlerimi rahat kapayayım” diyor idi. Yalnız alacağı en âdi şeyler hakkında bile pek dikkatli, pek titiz olan Hüseyin

Bey’e kız, aile beğendirmek müşkülatı onu korkutuyor idi. Fakat bu

müşkülat birden mahvoldu, çünkü kızı Hüseyin Bey kendi buldu.

Hüseyin Bey yukarı mahallede oturan bir bahriye kaymakamının kızını biraz temâyül eder gibi idi, çünkü o zâtı pek takdir ediyor,

“Allah için, asîl, nâzik mert bir adam” diyor idi, o bir kere kendine

kayınpederi bulunca, artık kız için üzülmeye meydan kalmıyor idi.

Fakat bu esnada Saime’nin kocasıyla hiç iyi olmadıkları anla -

şıldı; Saime gece gündüz kocasıyla didişiyor ve adamın fena muamelelerine, bed sözlerine sükût içinde seyr ve tahammül ediyorken,

nihâyet bir gün onun yine acı bir sözüne şiddetli bir cevap vermiş

ve evvel gizli olan kavgalar sonra alenen devam etmişti. Saime’nin

mesud olmadığını anlamak Hüseyin Bey için pek acı oldu. Ana oğul

baş başa müzakere ettiler, düşündüler, taşındılar; belki yola gelirler

diye ses çıkarmamayı tercih ettiler. Fakat bir kere böyle başlayan

kavgalar tevâlî etti; nihâyet Saime “beni niçin bu adama verdiniz?” diye şikâyete başladı. Hüseyin Bey buna kendi kendine son

derece hiddet ederek: “Canına yandığım, kavun değil ki koklayasın

da anlayasın… Herkes gibi biz de sorduk soruşturduk. İyi dediler,

kabul ettik. Kısmet bu…” diyor idi.

Böyle rahatsızlıkla geçen bir seneden sonra Saime’nin bir kızı

dünyaya geldi. Gebelik, rahatsızlıkları, dirliksizlikleri, onu kendi

saâdetini düşünmeye vakit bırakmıyor idi. Fakat Saime tevellüdü

birinci

sürme

doğum

müteakip çok zayıf düştüğü için tebdîl-i hevâya 219 ihtiyaç hâsıl

oldu. Hüseyin Bey için hamamdan, mahallesinden müfârakat pek

müşkül idi. O muazzez muhitte olmazsa rahat edemezdi. Fakat bu

fedakârlığa Saime’nin sıhhati için razı oldu. O yaz sayfiyeye gitti -

ler, iki üç günde bir yine semte gelip giderek görüştüğü ihvânına

yalnızlıktan sıkıldığından istenilen şeylerin bulunmadığından bahsederek: “Aman bir kış gelsin, bir kış gelsin” diye şikâyet ederdi.

*

Kış gelip de mahalleye avdet ettikleri 222 vakit onun da neşesi

geldi. Artık Saime ile kocası birbirine oldukça alışmış idiler, çocuk

büyümeye başlamıştı.

Hiç mâni kalmadığı için o da kendi teehhülünü 223 düşünebilecekti. Birkaç ay geçip de evde sükûnun iyice tesis ettiğini gördüğü

vakit, annesine gidip kaymakam beyin kızını bir kere görmesini

söyledi.

Annesi gitti, geldi; kızın on sekiz yaşlarında gayet terbiyeli bir

şey olduğunu, evlerinin tertibini pek beğendiğini ondan pek çok

hoşlandığını söyledi. Ana oğul kızı istemeğe karar verdiler; fakat

aile içinde zuhûr eden yeni bir felâket bütün tasavvurlarını târümâr

etti. Saime birdenbire hastalandı, gelen doktorlar genç kadının bağırsaklarında iltihap olduğunu, dikkatli bir tedavi lazım geldiğini

söylediler.

Bin türlü endişe, bin türlü ihtimâm, 224 bin türlü ıstırap içinde

hastalıkla uğraştılar. O yaz tekrar sayfiyeye gidildi. Hüseyin Bey

artık şikâyet edemeyerek, boynu bükük didiniyor idi. Kış gelince,

Saime yine tamamıyla iyi olmadığı hâlde, avdete mecbur oldular ve

kış bir cehennem azabı içinde geçti. Öbür yaz tekrar sayfiyeye git-

değişikliği, izin

ayrılmak

dönüş, avdet etmek

evcilleşme

tiler; fakat o kadar ihtimâm, o kadar müdavat bir pâre etmeyerek,

yaz sonunda