İntikâm
İNTİKÂM
Perîrû’dan Müneyyer’e Bir Mektup
Muazzez Müneyyer
Mektubun beni uzun uzun güldürdü.
Seni on dokuz seneye rağmen hayat hakkında oldukça gâfil
bulduğumu saklamazsam bana gücenmezsin zannederim. Bizim
gibi henüz genç olup sonra yaşadığımız kapalı hayat icâbı ahvâl-i
âlemden bîhaber kalarak hazîne-i tecrübeleri kâfi derecede zengin olmayanlar için hiç olmazsa başkalarının tecrübelerinden istifade etmek lâzımdır.
Genç kızlar hakkındaki emellerin pek sâf ve pek şâirâne! Belki
şâyân-ı teessüf bir şey var ki o da bunların gayri kâbil-i tahakkuk olacak derecede melekâne olmasıdır. Bu dünyada safvet 275
ve melekiyyet başkalarının şeytâniyyetine kurban olup ezilmekten
başka bir şeye yaramıyor.
Aşk hakkındaki mütâlaların beni daha ziyâde güldürdü. Onlar bizim gibi serbest yaşayan ve hele son romanları okumuş, sinemaları seyretmiş kızlara değil, koca karı masallarındaki pullu yemenili, kınalı parmaklı hanım kızlara daha yakışacak kadar garâbet
âlûd!277
gidişi
hayıflanmaya değer
gerçek dışı
saflık
bulanmış
Hele erkekler hakkındaki sözlerin beni kahkahadan kırdı geçirdi. Âh onları ne kadar tanıyorsun, Müneyyerciğim! Ne kadar
tanıyorsun! Nasıl belli ki onları ancak kafes ve peçe arkasından
görmüşsün!
Hâlbuki böyle görülen erkekler bizim emellerimizin renkleriyle mülevven oldukları için belki biraz bir şeye benzerler. Hakîkat
hâlde ise ne kadar başkadırlar.
Benim bu husûsta birkaç tecrübem var; sonra refîkalardan merak ederek tahkik ettiğim tecrübeler de oldukça zenginim. Bunun
için, kitapların ve erbâbı nush 279 u pendin 280 delâletine 281 muhtaç
olmadan kendi mütâlaalarımla bu husûsta bir felsefe-i kat’ıye 282
edindim.
Bu felsefe ise şudur ki erkekler arasında şâyân-ı muhabbet 283
olanlar bulunabilir, bunu reddetmem; fakat şâyân-ı i’timâd 284 er -
kek? Âh zavallı kardeşim, bu nasıl mümkün olur?
Biz kadın iken, bu kadar müşkilatla muhatab olunurken böyle olursak, her şeyin, her hâlin kendilerine bu husûsta o kadar müsaade olunduğu erkekler için sadâkat nasıl mümkün olur?
Aşk mı?
Bir erkek severse sâdık kalabilir mi zannediyorsun?
Âh bu nasıl, nasıl mümkün olur ki, kadınlar erkekleri aşk için
olduğu gibi zevk için de celb edebilirler! 286 Kadınlar hele bugünkü
kadar hazır ve kolay, erkekler şimdikiler gibi havaî ve çapkın oldukça, sadâkatin erkekte de bir rüya olması değil mi?
gösterme
bakış açısı
değer, sevilecek
edilmeye değer, itimada layık, güvenilir
çekme
Bilhassa bugünkü kızlar. O kadar kelbi, 287 o kadar hafif, hâlâ
o kadar ahlâksız şeyler ki, sevilmeye değil, eğlenmeye bile layık
değiller!
İşte bu sözleri isbât için sana bir hikâyecik ki, senin için pek
kıymettar bir ders, güzel bir tecrübe olabilir.
*
Bu yaz banyo mevsimine kadar günlerim pek sâkin ve pek masum geçti. Sabahları gazeteler, kitaplar ve piyanomla meşgul oluyordum, öğleden sonra uyuyor, akşamüzeri ya muhibbelerimi ziyaret yahut tenezzüh için sokağa çıkıyordum. Bu esnada şâyân-ı
nazar bir çehre görmediğim için ferih fahur gezdim.
Nihâyet banyo mevsimi gelip de her sabah sokağa çıkmaya
mecbur olunca, bir takibe dûçâr oldum. 291 Bu oldukça yakışıklı bir
bey idi. Bir erkeğin yakışıklılığından ziyâde tavır ve kıyafetiyle son
derece mümtaz olması en birinci merâkımdır. Bu gencin kıyafeti
ise müşevveş biraz. Nasıl diyeyim, cılkça idi.
Bilhassa boyun bağları. Aman ya Rabbim! Ne renkler!
Mutlaka bunları ya Kaşgar’dan yahut Çemişkezek’ten getiri -
yor idi.
O kadar cılk renkler ki! Sonra tavırları! Bir harekette, tek bir
harekette birkaç tavır birden irâ’e edebilmekte 294 büyük bir mahâ -
reti var idi.
Ta’kip musir olmağa başladı.
Ben kendi kendime: “Âlâ” dedim. “İyi eğleneceğim.”
ve sokak köpeği
dost, kadın sevgili
ederek, sevinçli olarak
ısrar eden
Çünkü kendim için büyük bir tehlike olmadığını anlamıştım. O
beni yalnız uzaktan eğlendirecek bir şey idi. Ona her sabah banyo
yolunda rast geliyordum. Beni beklediğini gösterir bir neşe ve küşâyiş ile görür görmez o müteaddid 297 tavırlı hareketleriyle, müte -
addid huzmeli nazarlarıyla her nokta’ı vücûdu ayrı elektriklenmiş
gibi fıkırdar, fıkırdar, öyle ki pek şâyân-ı temâşâ 298 bir memzuc-i
evzâ’ ve etvâr irâe ederdi.300
Ben bu tesîr altında banyoya güle güle girerdim.
*
Bu sene banyo pek eğlenceli, pek neşeli oluyordu. Bilhassa
refîkalardan ikisi ile her gün mutlaka buluşuyor idik. Bunlar, Cemile ile Safvet idi. Cemile genç bir kız, Safvet ise, genç bir kadındır. İkisi de pek hoş, pek şen olduklarından banyodan beraber çıkıp
beraber gitmeye başladım.
Bizim bey ise, beni onların refâkatinde gördüğü vakit bile hiç
ihtiyâta lüzum görmez, yalnızken nasıl selamlar ise, onların yanında da aynı muamele de devam ediyordu.
Kendini şimdiden makbul bir namzed gibi görerek herkese karşı iftihârla kabarıyor, kabarıyor bir balon olup havalanacak zannolunuyor idi. Ben bazen kendi kendime:
— Bu adam sahiden bir iltifata nâil olsa 303 acaba ne olacak?
Diye düşünür ve gülerdim!
Nihâyet bir gün mektuba kadar cesaret etti. Fakat ne mektup!
Kâğıdından, şeklinden, kokusundan başka, ifadesine, imzasına
kadar ne mektup! Kâğıdın rengi nane menla bir kız mektubu gibi
ferahlama
değer
tavır ve hareketler
davranış
kavuşan
pembe, şekli masalımsı bir şey kokusu ise. Oh, bu koku, bu adî
kadın lavantası!
Ya ifâde, ya ifâde! Ben, bir per-i bahar imişim, onun kalbi ise
bir lâne-i aşk imiş. Fakat yavrusuz, boş zavallı bir lâne imiş! Ben
âvâre, kimsesiz dolaşacağı onun lâne-i kalbini teşrif (evet, aynen
onun kelimesidir!) etmesem, bana ebediyen kul kurban olurmuş.
Bu ümid ü intizârla her gece penceremin altında sabahlara kadar
beklemede imiş? Miş, miş, miş…
Küstahlığa bak ki, daha ilk mektubunda mülâkât 305 talebine
kadar kalkıyordu. Buna lâyık olduğunu sükûtla mukabele ettim.
*
Bu esnada bir gün Cemile’yle Safvet bize geldiler. Öteden beriden konuşurken, söz bu beyefendiye intikâl etti. Cemile, ondan
biraz takdirkârane bahse başlayınca, onları hem güldürmek hem de
biraz gözlerini açmak için kalktım, mektubu çıkardım gösterdim.
Cemile mektubu görünce kahkaha ile gülmeye başladı. O gülmekten başladı. O gülmekten bayılıyor, Safvet mektubu kemâl-i
dikkatle okuyor idi. Ben bu kahkahanın, ifadenin tuhaflığından
münbais zannederken, Cemile gülmekte devam ederek: “Aman
ya Rabbi ne tuhaf ne tuhaf! Tıpkı! Tıpkı!” diyor idi.
Nihâyet itiraf etti ki bu mektubun bir aynında o mâlik imiş. O
vakit anlattı; aynı takip, hareketler, aynı iştiyâklar ilk günden beri
onun için de râyegân 312 buyurulmakta imiş. Hatta denize beraber
gidip gelirken ona tesadüf edilip takip edildikçe; bize söylemeden
bunun yalnız kendisi için olduğunu zannedermiş!
Tıpkı benim gibi!
yuvası
görüşme
verme
taşınma
derece dikkatli
gelen
bedelsiz, bedava
Biz ikimiz dûçâr olduğumuz bu âdi oyuna hiddet ve tehevvür -
le söyleniyorduk; Safvet Hanım ise hâlâ mektup elinde, donuk,
müşevveş bir hâl ile bizi dinliyordu ve kendisini bir şey zannedip,
bizim gibi iki genç kıza tasallut eden bu beyefendi aleyhinde söylenirken bana hâk veriyor idi.
Fakat birdenbire o daha ziyâde bir tehevvür göstermeye başladı. Nihâyet anlaşıldı ki, o da aynı takibe hatta aynı mektuba nâil
olmuş!316 Ve zannederim, o işi bizden daha ziyâde ciddi telâkki 317
ederek iyice dalmış gitmiş. Bunun için hiddeti bizden pek ziyâde
idi.
Demek ki bu beyefendi kim bilir nereden çalarak yazdığı
bu mektup ile cılk kıyafeti, Kaşgarî boyun bağları sayesinde bizi
celb ve iğfâle çalışıyor ve bunu ümit ediyor idi.
Haydi diyelim ki, ben lakayd idim, ya Cemile? Haydi, o da
lakaytça olsun, ya Safvet!
Safvet ki, lakayd kalamayarak işi ciddi telâkki ettiği anlaşılı -
yordu. Evet, Safvet ve Safvet gibi gâfil avlanması mümkün olan,
aldanıp ona teslim olan kadınlar! Ah, zavallı, zavallı kurbanlar!
*
Üçümüz de son derece infiâl ve nefret ile konuşurken Safvet,
hırs intikâm ile ona bir ders vermek lâzım olduğunu söyledi. Bu
fikri üçümüze de pek hoş göründü. Evet, bu adama öyle bir şey
yapmalı idi ki onu biraz şiddetlice sarssın. Pek acı bir ders olsu