Keşfet

Serap

Seçme Hikâyeler

SERAP

Celal Esat’a

Her akşam kaleminden avdette vapura binerken artık âdet

olduğu üzere aynı gazetecinin eline sıkıştırdığı Stambol’u alarak

vapura girdi; izdiham arasında, iskele üstünde yürürken, insanların

âdetin elinde ne zebun 336 bir oyuncak, ne mukavemetsiz, hatta

isyansız bir esir olduğunu düşünerek gülüverdi. Çünkü, mesela işte

kendisi, ilan-ı hürriyetten beri, nasılsa geçen temmuzun o faal ve

hararetli günlerinde, bir iki defa rastgele almış olduğu bu gaze -

teden bâdi-i emirde 339 birdenbire hoşlanarak her gün bu gazeteyi

okumayı âdet etmiş olduğundan bugün artık onu okumaksızın rahat edemeyecek ve onun yerine diğer Fransızca gazeteleri okumaya

razı olamayacak bir hâle gelmişti. Bu âdet, Türkçe gazeteler için

ressam, yazar ve milletvekili.

kuruluşlarda yazı işlerinin görüldüğü yer

dönüş

334 16 Ağustos 1875’te John Laffan Hanly tarafından çıkarılan ve Türkiye’de en

uzun süre yayımlanan Fransızca gazete. 1896 yılına kadar İngiliz çıkarlarını,

daha sonra da Fransız çıkarlarını savunan gazete, Cumhuriyet döneminde adını

İstanbul olarak değiştirir ve 4 Temmuz 1964’te kapanır.

337 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet kastedilmektedir.

ve ateşli

de aynıyla hükmünü icra ediyordu 340; her gün Tanin, Yeni Gazete, İkdam ve Sabah gazetelerini okumasa rahat etmek

ihtimali olmadığını itiraf ediyordu. Ve en adi hareketlerimizde hükmünü bu kadar kuvvet ve tahakkümle icra eden bu âdetin anasır-ı

hayatiyemize müteallik mesail-i mühimme ve mehibede 348 ne

kadar gaddar ve zalimkâr bir sâik-i hayat olduğunu düşüne düşüne kamaraya girdi ve bir yer bularak oturdu.

İlk hareket olmak üzere, âdetin kuvveti hakkında meşgul olan

fikirle fark ederek gülmeye başladığı bir tavr-ı malum ile Stambol’u

açıp kıvırarak baş makaleye göz gezdirdi, sonra yine ikinci hareket-i malume olmak üzere içerisini açıp “Tiyatro ve Konserler”

sütununa bakmak üzere iken, karşısında oturan genç ve gayet güzel

bir kadın nazar-ı dikkat ve meftuniyetini 352 birden o kadar ehemmiyetle celp ve cezp etti ki gazeteyi ihmale mecbur kaldı ve

341 II. Meşrutiyet’ten sonra İstanbul’da yayımlanan, Hüseyin Cahit Yalçın

tarafından çıkarılan İttihatçı bir gazete. 1908-1947 arası faaliyet göstermiştir.

342 II. Meşrutiyet yıllarında Abdullah Zühtü ile Mahmut Sadık’ın birlikte çıkardığı

gazete.

343 Sahibi ve başyazarı Ahmet Cevdet Oran olan, 1894-1928 yılları arasında faaliyet

gösteren İstanbul’da yayımlanmış günlük siyasal gazete.

344 1882 yılında Mihran Efendi önderliğinde yayın hayatına başlayan I. Dünya

Savaşı sırasında (1919) Peyam gazetesi ile birleşip Peyam-ı Sabah adını alan

ve 1922’de Peyam’dan ayrılan günlük gazete.

unsurları

ve önemli konularda

güdüsü

hareket

ve beğeni

belli etmeksizin gazeteyi kapayıp yanına bırakarak, bu kadını tet -

kik ve mülahazaya koyuldu.

Yirmi beş yaşlarında olan bu kadın, her manasıyla Rum hüsn-i

cazibedarının o kadar nefis ve mutena bir numune-i ânı idi ve

nefsinde cem etmiş 361 olduğu meziyat-ı vechiye ve şekliyesiyle 362

kadın hakkındaki emel ve hayaline o kadar tetabuk 363 ediyordu ki

senelerden beri bî-his kalan ruhunun en derin köşelerinde nagehan bir tezelzül-i arzu-yı elim ile muzdarip oldu.

Senelerden beri, hayat-ı izdivacının 367 sevkiyatına 368 tabi

olup, hayat-ı ezvaka 370 vedaya mecbur kaldığı zamandan beri,

bütün mevcudiyetiyle 371 en ateşin 372 bir iştiyak-ı mütehassirane 373

hissettiği böyle nefis ve cazibedar bir mevcuda ilk defa rast gelmiş

olduğunu kendi kendine itiraf ediyordu. Ve karşıdan, birdenbire ruhunu zapt ve işgal eden iştiyak-ı müteellimane 374 ile tetkik ettikçe,

malik olamayacağımızı bildiğimiz, yalnız uzak bir seyirci olmak

üzere kalacağımız bütün saadetlere karşı ruhumuzu zîr ü zeber 375

eden izdiham-ı âmâl ve âlâm ile içi sızlayarak, belki böyle güzel

düşünce

güzellik

güzel örnek

ve hatların üstünlüğü

denk

duygusuz

arzu zelzelesi

hayatı

eğlence hayatı

çekercesine özlem

veren özlem

ve emellerin baskısı

ve şâyân-ı arzu 377 kadınların huzurunda bininci defa olmak üzere

duyduğu bir hissi tekrar ve kemal-i meraretle duydu: Buna malik

olan ve sonra asıl, âh ya Rabbim, asıl sevilen erkekler de mi vardı?

Lakin bu kadar müsait olmak için bu erkeklerin diğerlerinden

ne farkları ve başka ne meziyetleri 379 vardı? Şüphesiz, bu saadet,

parlak bir meziyetten ziyade, bir hayırkâr 380 tesadüfün mahsül-i

lutf ü inayeti değil miydi? Bir kadın ne kadar mutena ve berin 382

olursa olsun kendini teslim edeceği erkeği ezher cihet 383 meziyat-ı

fâika ashabından biri olduğundan ziyade, reh-i hayatına 386 tesadüfünden dolayı tercih ve intihap ettiği bir hakikat-i bedihiye 387

değil miydi? Ve bu hakikati tekrar bir kere daha kabul ettikten sonra, hayatında bu kadar müstesna ve güzin 388 bir tesadüfe nail olamayışını tekrar içi sızlayarak itiraf etti. Zaten hayatımız âdet ile

tesadüfün elinde, zalim ve müfteris 390 bir pençe içinde metanet 391

ve ihtiyarını kaybetmiş sefil bir hastalıktan başka bir şey miydi?

Âh ya Rabbi, hayatın bütün saadetleri, bütün zevkleri bile böyle birer mahsül-i tesadüf 393 olduktan sonra... diye acı acı düşünür -

ken on beş sene evvel, mektepten çıkıp da namütenahi emellerle,

değer

burukluk

üstünlük

ve güzelliğin ürünü, sonucu

ulaşılmaz

yönden

özellikler, beceriler

yolu

bir gerçek

direnç

eseri

keskin arzularla, bir sürü müzehhep 395, rengin, müşemmes hâhişlerle sema-yı hayata atıldığı ve ilk mestî-i pervaz 400 arasında, dört taraftan hücum edip kendini teneffüsten men ve mahrum

eden hava-yi muzîk-i muhit içinde boğulduğu zaman başlamış

ve izdivacının ilk senelerine kadar devam etmiş olan yirmi ile yir -

mi beş yaşının arasındaki beş senelik buhran-i hadd-i bedbinîden

kalma bir temayül-i seri ile 405 tekrar kendini bu kadar sühuletle siyah ve matem-engiz mülahazata sevk ve teslim edişini gülerek

telakki etti ve şu telakkinin de bir âdetin eseri olduğunu düşünerek

gülmek arzusunun çoğaldığını hissediyordu; siyah veya münevver

fikirler ve mülahazaların sevk-i vukuattan 408 ziyade kendi temayülümüzün mahsulü olduğunu senelerden beri tasdik ve kabul etmişti.

Demek, bugün kendisinde karşısında hüsn-i şa’şaadârının 409

hâle-i envarıyla muhat olarak saltanat-ı cevazibi 411 içinde mesut

ve mutena yaşayan ve neşrettiği 412 heva-yı muattar-ı hüsn ü garam sayesinde her nazarda kemal-i sühuletle peyda ettiği asar-i

incizab ile mest ve mağrur olan o kadar müstesna, o kadar cazibe-

süslenmiş, yaldızlanmış

güneşli

arzu

göğü

sarhoşluğu

alıp verme

yoksun bırakmak

baskıcı havası

karamsarlık krizi

eğilim

yönlendirmesi

güzellik

hâle, aura

saltanat

ve güzellik kokulu hava

kolaylıkla

eser(ler)i

dar bu Rum güzeli karşısında, hissettiği meftuniyetle beraber zuhur

etmiş bir de cidal vardı; hayatının itiyat-ı huzuruna tebean

nikbin ve şu andaki temayülüne tebean bedbin 421 olmak arasında

bir cidal. Bir cidal ki ikincinin birinciye galebesiyle biteceğini zannediyordu, filhakika nur-ı hüsnüyle ruhunu hercümerç eden

şu güzel kadının huzur-ı letafetinde 425 derin bir meraret-perverlik -

le hayatını, mazisini düşünüp ömrünün bu kadar itminan 428 ve

rahat ile yaşamaya müsaade edecek her türlü lutuf ve nimetten mahrum olduğunu kabul ve itiraf etmesi, nikbinliğinin külliyen hezimetiyle ve ruhunun tekrar bedbin ve hevl-âlûd 431 mülahazalarla

işgaliyle nihayet bulmuştu.

Bir kere, evvela, mektep hayatını düşündü; nasılsa babasının

mazhar-ı muhabbeti olamayıp 432, asıl annesinin perestiş-didesi 433

olan çocukluk hayatında, daha henüz on üç yaşında iken bu istinad-ı şefkatinden de bu mukaddes kadının daha pek genç iken

müteverrimen vefatıyla mahrum kalmış ve babası, altı ay sonra

çıkma

veren alışkanlıklar

ışığı

önünde, karşısında

seven, acıdan hoşlanan

rahatlığı

kazanma

bebeği

dayanak

olarak

tekrar evlenerek kendisini bir sene sonra, yeni karısının ibram 437

ve ısrarına sühuletle razı olup geceli mekteplerden birine def ve

teb’id etmişti. Demek ki hayat kendisine daha ilk hamlede, bütün

başka çocukların anneleri gibi babalarını