1. Bölüm : Neler oluyor?
Kısacası zombi kitabıdır.
Korkacak olanlar lütfen okumasın.
Karakterler ve olaylar hayal ürünüdür.
Gerçek kişiler ile ilgisi yoktur.
Burada gördüğünüz resim, başkarakter Veyla'ya aittir. Yapay zeka ile oluşturulup gerçeklik ( insan ) ile bir ilgisi yoktur.
💀
01.05.2020
Diyarbakır.
Saat 10.30
"Bir, iki, üç, dört, beş. Hadi hadi! Daha hızlı! Elinden bu kadar mı geliyor senin?"
Veyla babasının gür sesiyle daha da hızlanmıştı. Babasına ait olan spor salonunda şınav çekiyordu. Bunun ilk defa olmasını çok isterdi ancak değildi. Ergenliğe girdiği günden beri haftanın beş günü burada geçerdi. Saatlerdir spor yapmıyormuş gibi birde şınav çekiyordu. Kolları artık yorulmuştu.
Onuncu şınavdan sonra kendini yere bıraktı. Burnu sert zemine çarptığında yüzünü ekşitti ancak hemen ifadesiz durmaya çalıştı. Babası bunu görseydi burnuna yumruk atabilirdi. Şuan bunu kaldıracak gücü yoktu.
"Daha 15 şınav daha çekeceksin Veyla. Ayağa kalk!"
"Baba, gerçekten yoruldum. 19 yaşındayım ben. Yeter artık ya!"
Babası sinirli ifadesiyle Veyla'nın yanına gitti. Kolundan tutup sırt üstü konuma getirdi.
"Kaç defa daha dışarda bana baba dememen gerektiğini söylemem gerekiyor Veyla!"
Veyla gözlerini devirmemek için büyük bir çaba içindeydi. Babası kendini bildi bileli böyleydi. Katı kuralları vardı. Hayatını hep babasının istediği şekilde yaşıyordu. Hayatı boyunca babasının istediği şekilde giyinip babasının istediği insanlarla konuşuyordu. Babasının istediği saatlerde ders çalışıp spor yapıyordu. Belki de tek çocuk olduğu içindi. Sebebini bilmiyordu ancak yorulmuştu. Artık özgür biri olmak istiyordu. Sokakta bile yatmaya razıydı.
Babası hiçbir şey söylemeden ayağa kalkıp yanından uzaklaşmıştı. Veyla çalışanlardan birinin babasına heyecanla - yada korkuyla, pek çözememişti - birşey anlattığını gördü. Kulak kabartıp dinlemeye çalıştı. Adamın sesi boğuk geliyordu ancak bir kelimeyi çok net anlamıştı.
Saldırıyorlar.
Babası ile adam dışarı çıkınca arkalarından öylece baktı. Kim neye saldırıyordu? Niye saldırıyordu? Duyduğu kelimeye anlam yükleyip beyninde senaryolar kurarken babasından sakladığı tuşlu telefonun cebinde titrediğini hissetti. Niye cebine koyduğunu hatırlamıyordu ama babasının görmemesi mucize gibi bir şeydi. Hızla ayağa kalkıp kantine doğru koşarken tuşlu telefonu cebinden çıkardı.
Babası kesinlikle dost edinmeyi ona yasaklamıştı. Kimseyle bir saatten fazla konuşmasına veya görüşmesine izin vermiyordu. Görüştüğü sırada ise yanında hep babası olurdu. Ancak Veyla küçükken tanıştığı ve çok sevdiği iki dostunu bırakmamıştı. Onlar da onu bırakmamıştı. El birliğiyle Veyla'ya tuşlu telefon almışlardı. Veyla babası zengin kendisi fakir bir kızdı. Bu duruma üzülse de belli etmiyordu.
Telefondaki Songül yazını görünce hafifçe gülümseyip açtı. Babası kahkaha atmasını da yasaklamıştı. Vicdanı ve psikolojisi bile fazla gülmeye olumlu tepki vermiyordu. Bu durum da onu üzüyordu.
"Songül. Ne oldu niye aradın? Bu saatte aramazd-"
" Veyla, neredesin bilmiyorum ancak acil gelmen gerekiyor. O kadın, o kadın yaptı. Ben ve Gizem buradayız ve bildiğin sokak ortasında çatışıyoruz. Veyla insanlar dönüşüyor! O kadın doğruyu söyledi! Acil gelme-"
Telefon kapanmıştı. Veyla şarjın bittiğini görünce ağzının içinden küfür etti. Koşarak babasının çantasından araba anahtarını aldı. Spor salonunun otoparkına koşup anahtara bastı. Geldikleri arabayı almayı düşünüyordu ancak araba açılmadı. Onun yerine başka bir arabanın açılma sesi geldi. Arabanın nerede olduğunu bulmaya çalışırken en uzak köşede fuşya rengi son model bir araba gördü.
"Vay anasını..."
Sesin hangi arabadan geldiğini bilmiyordu ancak onun yanına gitti. İç güdülerine güvenip anahtara tekrar bastı. Arabadan açıldığına dair ses gelince gözleri mutluluktan ışıl ışıldı.
"Baba sen bu fıstığı neden bana hiç göstermedin?"
Hızla arabaya binip otoparktan çıktı. Babasının sinirli yüzü aklına gelince yüzünü ekşitti.
"Babam beni bu sefer kesin öldürecek."
Gaza basıp Songül'ün evine doğru sürdü. Yolda insanların koştuğunu görebiliyordu. İnsanların kaçtığı tarafa doğru sürerken gözlerini kaçan insanların arasında dolaştırıyordu. Kaçtıkları şeyi görmek istiyordu. Arabayı daha da hızlandırıp bu isteğinden vazgeçti. Önce arkadaşlarını kurtarması gerekiyordu.
Ara sokaklardan geçip istediği yere vardığında gördüğü görüntü ile kusmak üzereydi. Yerlerde ölü insanlar bulunuyordu. Bu da yetmiyormuş gibi çoğunun ya kafası kopmuştu yada bağırsakları dışarıdaydı.
Etrafına baktı ancak Songül ortalıkta görünmüyordu. Telefonunu çıkarıp ezbere bildiği numarayı aradı.
"Alo? Kimsiniz?"
"Songül benim. Evinin önüne geldim ama yoksun."
Songül'den cevap beklerken iç organları görünen birinin ona doğru sürünerek geldiğini gördü. Telefondan sesler gelmişti ancak duyamamıştı. Büyük bir böğürme ile midesindekileri dışarı çıkardı. Hızla arabasına binip telefonu tekrar kulağına götürdü.
"Veyla! İyi misin! Cevap versene."
"İyiyim."
"Bulunduğun konumdan düz sağa doğru sür. Karşına çıkacağım. Sakın seni ısırmalarına izin verme. Gözüne burnuna ağzına asla kanları gelmesin."
Telefon araması son bulurken Veyla gaza basıp ilerlemeye başladı. Kafası döndüğü için direksiyon hakimiyetini sağlayamıyordu. Başını iki yana sallayıp kendine gelmeye çalıştı. Araba bir sağa bir sola gidip duruyordu. Sinirlenmeye başlamıştı.
Songül'ün olduğu yer ise mahşer günü gibiydi. Yerler kan gölüne dönmüş, insanlar bağırarak kaçıyordu. Az ileride arkadaşı Gizem bir damın çatısından ip yardımıyla sarkıyordu. Hastalıklı insanlar birbirlerinin üzerine atlayıp Gizem'e yetişmeye çalışıyordu. Gizem kendisine ulaşanların kafasına sıkıyordu.
"Orada havalar nasıl Gizem!"
Birkaç hastalıklı Songül'ün sesini duyup ona doğru gitse de genelde hepsi Gizem'in altına gidiyorlardı. Zekaları olmadığı kesindi. İç güdülerine göre hareket ediyorlardı. Songül bunu kafasına not ederken silahı ile kendisine doğru gelenlerin kafasına sıktı. Kurşunu bitmek üzereydi.
"Bu Veyla gelmedi."
"Gelecek, az kaldı."
"Ya gelmezse? O zaman ne yapacağız Songül?"
Songül cevap vermedi. Gelecekti. Arkadaşı hep gelirdi. Onu hiçbir zaman yarı yolda bırakmamıştı. Bırakmazdı da.
Uzaklardan bir arabanın sesi gelince sesin geldiği yöne baktılar. Fuşya rengi bir araba sağa sola hareket ederek hızla onlara doğru geliyordu. Dönmeyi bırakıp düz bir şekilde Gizem'in altında bulunan topluluğu hedef aldı. İki kız ne yapacağını merak ederken Veyla son sürat hastalıklı insanlara çarptı. Gizem'e ulaşmak için oluşan tepe arabanın çarpması ile yerle bir oldu. Veyla dönüş alıp arabayı geldiği yola doğru döndürdü ve Songül'ün yanına gitti.
"Hadi atlayın, babamı almamız gerekiyor."
***
Yorumlar
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: @yalnizbiri haaa başarılar dilerim ben
- Yalnız Biri: @otukenkalem00 sadece beyin değil genel olarak yiyorlar.
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: @yalnizbiri tamam cinayet tarzı olur beyin yiyen zombiler ise
- Yalnız Biri: 🙂
- Yalnız Biri: Teşekkürler. Yok ya o kadar kötü değil alt tarafı ceset falan.
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: okumaya tırstım ama çok güzel duruyor
- Ramazan Zengin: telefonu hemen çıkarması iyi fikirdi
- Yalnız Biri: Biraz öyle
- çağrı sarıhan: Baba kız arasındaki ilişki tam bir savaş alanı gibi
- Yalnız Biri: Maalesef
- Azra Özdemir: veylanın babası çok katı ya
- Yalnız Biri: E normal. Hastalıklı olanlar normal olanlara saldırıyor. Yuh bu da mı yasak?