Keşfet

3. Bölüm : Üzücü Kayıp

SEVİYESİZ VAHŞİLER

Yukarıda bulunan resim Hamdi Bey'e aittir. Görselin gerçeklik ile bir ilgisi yoktur.

💀

04.05.2020

Saat 19.56

Türkiye - Diyarbakır

Veyla'nın bakış açısı ile...

Küçükken yere düştüğümde ağlamak isterdim. Sebebi ise annemin gelip bana sarılmasını istememdi. Ama annem gelip bana hiç sarılmaz, babam beni ağlarken görse daha çok kızardı. Oysa ağlamam kızarak geçmezdi.

Sadece sarılmak istiyordum.

Birileri için değerli olmak istiyordum. En azından birilerinin bana değer verdiğini bilmek istiyordum. Olmazdı, kimse gelip elimden tutmazdı. Annemle babamın hikayesini az çok biliyordum. Annemin babamı istememesi ancak evlenmek zorunda kalmaları falan. Beynimin en uç noktasına koyduğum ve çıkarmaya niyetli olmadığım konuşmalar. Benim için tozlu ve eski kitaplardan ibaretti. Artık düşünmüyordum bile.

On iki yaşına geldiğimde annem kalp krizi yüzünden ölmüştü. Babam üzülmez sanıyordum ancak kimsenin olmadığı bir noktada annemin mezarına attığı bakışlar o an benim de ağlamama neden olmuştu. Ağlarken bir adam yanıma gelmiş, amcam olduğumu söyleyerek bana teselli vermek istemişti.

On iki yaşıma kadar amcamın varlığından bile haberim yoktu. Bu durum dışarıdan bakıldığında üzücüydü.

O günden sonra hayatım eskisi gibi olmamıştı zaten. Annem öldükten birkaç gün sonra ergenliğe girmiştim. Babam bunu öğrenir öğrenmez beni dövüş derslerine yazdırmıştı. Yetmiyormuş gibi özel ders hocaları tutup en iyi liseyi kazanmamı sağlamıştı. Ondan habersiz neredeyse hiç birşey yapamazdım. Hayatım onun elindeydi.

Neredeyse.

Arkadaş edinmeme çok kızardı ancak bu konuda onu asla dinlememiştim. En sevdiğim iki kız için babama karşı gelmekten geri durmamıştım. Tabii bu karşı gelme gizlice olan bir şeydi. Haberinin olması üçümüz içinde felaketle sonuçlanırdı.

Babam gerçekten zengin biriydi. Hem babasından kalan miras yüzünden hem de işi yüzünden paraya para demezdi. Ancak ben öyle değildim. Boş zamanlarımda bana iş yaptırır, kendi paramı kendim kazanmamı söylerdi. Bu iyi bir şeydi ancak bir yere kadar. Bazen babam alsın isterdim. En azından hediye olarak bana bir çikolata alabilirdi. Yada saat. Bana hediye vermesini isterdim. Değerli hissetmek isterdim.

Tabiki hiçbir zaman bana özel bir hediye vermedi.

Değerli hissettiğim tek anlar dostlarım ile konuştuğum anlardı. Özellikle el birliğiyle - bende para koymuştum - bana aldıkları tuşlu telefon hayatımda belki de sahip olduğum en değerli şeydi. Çünkü bu itibar için alınmamıştı. Benim için alınmıştı.

Bana özel bir hediyeydi.

Derin bir nefes verdim. Ağaçların olduğu bir yerde ateşin başında oturmuş, yapacak başka birşey olmadığından düşüncelere dalmıştım. Babam, ben, Gizem, Songül ve yeni tanıştığımız bir adam. Hayatım boyunca amcam dışında belki de hiçbir erkekle muhabbetim olmamıştı. Hem babam yüzünden hem de kendim istemediğim içindi. Aşk benim hayatımda yer alamazdı. Bundan sonra da alamayacaktı.

Babam bu üç günde en sessiz anlarını yaşıyordu. Gür sesinden eser yoktu. Anladığım kadarıyla amcam yenmişti. Kemikleri görünmesine rağmen babama saldırınca onu öldürmek zorunda kalmıştı. Asla anlamayacağım bir duyguydu. Benim kardeşim veya abim yoktu. En azından kan bağı olarak yoktu. Songül ve Gizem hepsine yeterdi.

Olanların üzerinden üç gün geçmişti. Üç gün boyunca kaçıp saklanıyor, bize yaklaşan hastalıklı insanları öldürüyorduk. Güzel bir aktivite sayılmazdı. Hâlâ kan görünce kusuyordum. Yine de hayatta kalmak için mücadele ediyorduk ve ben bu üç gün boyunca kendimi çok özgür hissetmiştim. Aynı şeyi Gizem içinde söylemek isterdim ancak annesinin ve küçük kardeşinin ölümünden sonra kendisini çok kötü hissediyordu. Teselli verecek cümle bulamıyordum.

Yeni tanıdığımız adam olan Hakan boğazını temizleyip cebinden telefonu çıkardı ve bize çevirdi. Sinyal yoktu.

"Bu nasıl olabilir? Hemde bir günde."

Songül gözlerini bana çevirdi. Başımı olumlu anlamda sallayınca o da boğazını temizledi ve konuşmaya başladı.

"Yıllar önce bir kadın vardı. Böyle şeylerin olacağını haber vermişti. Hatta 2015 yılının popüler dalga konusu olmuştu. Yani bir günde olmadı. Bu önceden planlanmış bir şeydi."

Babam nihayet konuşmuştu. Bakışları benim üzerimdeydi.

"O videoları paylaşan sizden biri miydi?"

Başımı olumlu anlamda sallayıp cevap verdim. Bilmeye hakkı olduğunu düşünüyordum.

"Videoları paylaşan bendim."

Babam hiçbir şey söylemeden başını aşağı yukarı salladı. Hakan telefonunu bir köşeye fırlattı ve sıkıntılı bir nefes verdi. Bir derdi olduğu kesindi.

"Ağzındaki baklayı çıkar bakalım Doktor."

Doktor. Hakan uzman bir doktordu. Aslında Hakan abi demem gerekiyordu ancak kimseye abla veya abi şeklinde hitap etmeye niyetim yoktu.

"Kardeşim. Nerede olduğunu öğrenmek isterdim. Askerdi. Belki bizi yanına alır."

Hakan'a cevap vereceğim sırada bir takım sesler duymaya başladım. Sadece ben değil geri kalanlar da duymuştu. Hızla ayağa kalkıp ateşi söndürdük ve bakışlarımızı ağaçlara doğru çevirdik. Ateşi söndürdüğümüz için etraf kararmıştı. Kemerimde bulunan hançeri çıkarıp savunma pozisyonuna geçtim.

"Sırt sırta verin. Etrafımızdalar."

Gizem silahını çıkarmadan arabalara doğru koşunca onu durdurmak istedim ancak olmadı. Hastalıklı olanlardan biri üzerime atlayınca ağzımı sıkıca kapattım ve hançerimi boğazına geçirdim. Kan yüzüme sıçramamıştı. Sadece elime gelmişti ancak çok azdı.

Kanları pıhtılaşmıştı. Nasıl olabilirdi?

Arabaları uzağa park etmiştik. Ormanlık alanda olduğumuz için arabalar buraya gelemezdi. Hakan birinin kafasına taşla vurarken Songül meyve bıçağı ile öldürüyordu. Babama bakmak istediğimde yanından ayırmadığı beyzbol sopasını hastalıklı olanın kafasına art arda vuruyordu. Yüzümü ekşitip manzaraya baktım. Hepsine iki hastalıklı düşmüştü. Ben ise bir tane öldürmüştüm.

Gizem'in çığlığı geldiğinde hançerimi sıkıca kavradım ve arabaların yanına koşmaya başladım. Gizem'in ağlama sesleri gelmeye başladığında yanına varmak üzereydim. Geldiğimde gördüğüm manzara korku filmlerini aratmayacak türdendi.

Beş hastalıklı onu yiyordu.

Hemen tabancamı çıkarıp peş peşe ateş ettim. Beş kurşunla işlerini bitirdiğimde Gizem yerde kanlar içinde uzanıyordu. Yanına gitmek istediğimde eliyle beni durdurdu.

"Sakın bana yaklaşma! Kafama sık Veyla! Hadi çabuk ol."

Geri kalanlar geldiğinde ben hareket edemiyordum. Gizem ile yaşadığımız anlar aklıma geldikçe ağlamak istiyordum. Songül ağlayarak ona sarılmak istedi ancak izin vermedi. Kendi silahını çıkarıp kafasına sıkınca hiç birimiz engel olamadık.

O ölmüştü.

Hakan Songül'ü kolundan tutup arabaya götürmek istedi ancak olmadı. Songül yere düşüp hıçkırarak ağlamaya başladı. Babam ağır hareketler ile fuşya rengi arabaya doğru gidiyordu. Bunun anlamı artık bana müdahale etmeyecek olmasıydı. Onu tanıyordum.

Ağlama isteğim vardı. Ancak ağlamadım. Ağlamayacaktım. Sesli bir yutkunma ile boğazımdaki acıyı yuttum. Ben dostum için canımı feda ederdim. Ancak onun yaptığı bir tercih yüzünden ağlamazdım. Ben buydum. Kimine göre duygusuz kimine göre kötü biriydim ancak ben buydum. Kendimi bildim bileli böyleydim.

Yapılan tercihlere saygı duyardım.

Sessizce arabaya gidip babamın yanındaki koltuğa oturdum. Elleri direksiyondayken bakışları bana döndü.

"Ağlamadın."

Alaycı bir tavırla babama baktım. Beni tanıdığını sanıyordu. Üzerime kurduğu baskı ile beni değiştirdiğini düşünüyordu.

"Beni tanısaydın neden üzülmediğimi anlardın."

Hakan Songül'ü ayağa kaldırıp kendi arabasına götürürken babam da arabayı çalıştırıp yola koyulmuştu. Hiçbir şeyimiz yoktu. Ne yedek kıyafetlerimiz nede yedek mermimiz. Silahları bile ölen polis memurlarından bulmuştuk.

"Merkeze sür baba. İhtiyacımız olan şeyleri almamız gerekiyor."

💀

Yorumlar

  • Yalnız Biri: 🦸🏽