30. BÖLÜM — GİZLİ KAYIT
30. BÖLÜM — GİZLİ KAYIT
Lyra'yla birlikte koridorda ilerledik. Adrian ve Victor'ın yanından ayrılmıştık ama konuştuğumuz şeyler aklımdan çıkmıyordu.
Özellikle Victor'ın mührü gördüğündeki tepkisi...
Sembolü tanıyordu. Bundan emindim. Yine de nerede gördüğünü söylememişti.
Lyra yanımda yürürken bana döndü.
— Sence Victor neden fotoğraftaki kişinin sen olduğunu kabul etmek istemiyor?
— Bilmiyorum. Belki de gerçekten inanmıyordur.
— Peki ya mührü tanıması?
— Onu da açıklayamıyorum.
Lyra başını salladı.
— Yani yine başladığımız yerdeyiz.
— En azından artık iki kişiyle daha tanıştık.
Bana yan gözle baktı.
— Çok ilerleme kaydetmişiz gerçekten.
Gülmemek için kendimi tuttum. Haklıydı. Bütün bu yolculuğun sonunda elimizde hâlâ cevaplardan çok soru vardı.
Biraz daha yürüdükten sonra cebimdeki fotoğrafı çıkardım. Belki de ilk baktığımda gözümden kaçan bir ayrıntı vardı.
— Bir dakika, dedim.
Lyra durup bana döndü.
— Ne oldu?
Fotoğrafı koridordaki lambanın altına tuttum. Ön yüzünü, kenarlarını ve arkasındaki yazıyı tekrar inceledim.
— Burada bir şey var mıydı? diye sordu Lyra.
— Hatırlamıyorum. Tarihe ve mühre bakmıştım.
Fotoğrafın alt köşesinde ince bir çizgi gözüme çarptı. Kâğıdın diğer bölümleri eskiydi ama o kısım sanki sonradan katlanmış gibiydi.
Lyra fotoğrafı elimden aldı.
— Bu köşe neden böyle?
— Belki de bir yere sıkıştırılmıştır.
— Olabilir. Ama bence kontrol etmeliyiz.
Fotoğrafın köşesini dikkatlice düzelttim. Kâğıdın altında küçük bir iz vardı. Yazıya benziyordu ama harfleri seçemiyordum.
Cihazımı açmayı denedim. Ekran bir anlığına aydınlandı, ardından yeniden söndü.
— Şimdi de bu çıktı başımıza, dedim.
Lyra cihazı işaret etti.
— Belki biraz dinlenmesi gerekiyordur.
— Güzel. O dinlensin, biz de bütün gizemleri kendi başımıza çözelim.
— Şikâyet etmeyi bırakıp yürümeye devam edersen belki bir şey buluruz.
Fotoğrafı cebime koydum.
— Aşağıdaki odaya dönüyoruz.
— Tahmin etmiştim.
— Başka bir önerin varsa dinliyorum.
Lyra düşünüyormuş gibi yaptı.
— Buradan çıkıp sıradan bir hayat yaşamayı deneyebiliriz.
— Geçmişe geldik, doğumumdan önce çekilmiş fotoğrafımı bulduk ve cihazım kendi kendine kayıt arıyor. Sence sıradan bir hayat seçeneğimiz kaldı mı?
— Denemeden bilemeyiz.
İkimiz de gülümsedik. Sonra geldiğimiz merdivenlere yöneldik.
Aşağıya indiğimizde bizi ilk karşılayan şey sessizlik oldu. Fotoğrafı bulduğumuz odaya açılan kapı kapalıydı.
Lyra kapıya baktı.
— Biz çıkarken açık bırakmış mıydık?
— Hatırladığım kadarıyla evet.
Kapının kolunu çevirdim. Açılmadı.
Bir kez daha denedim ama sonuç değişmedi.
— İçeriden kilitlenmiş olabilir mi? diye sordu Lyra.
— Olabilir. Ama içeride kimse olduğunu sanmıyorum.
Kapının çevresini kontrol ettim. Sağ tarafta, taşların arasından ince bir metal parçası çıkıyordu. Daha önce fark etmemiştim.
Elimle çektiğimde içeriden küçük bir ses geldi. Kapı biraz aralandı.
Lyra şaşkınlıkla bana baktı.
— Bunu nasıl buldun?
— Şans.
— Umarım birazdan da şansımız yaver gider.
Kapıyı açıp içeri girdik.
Oda bıraktığımız gibi görünüyordu. Masa yerindeydi, açık defter hâlâ aynı sayfadaydı. İlk fotoğrafı bulduğum yere baktım ama bu kez dikkatimi odanın diğer tarafındaki küçük dolap çekti.
Önceki gelişimizde onu doğru düzgün incelememiştim.
Dolabın kapağını açtım. İçeride birkaç dosya, sararmış kâğıtlar ve ince bir defter vardı.
Defteri elime aldım.
Kapağın köşesine küçük bir mühür işareti çizilmişti.
Lyra yanıma geldi.
— Yine aynı sembol.
— Evet. Galiba burada başka bir şey bulamayacağımızı düşünmekle hata etmişiz.
Defteri açtım. İlk sayfada kısa bir not vardı.
İlk kayıt tamamlandı.
Fotoğraf saklandı.
İkinci kayıt, doğru kişi geri döndüğünde açılacak.
Cümleleri iki kez okudum.
— Doğru kişi kim olabilir? diye sordu Lyra.
— Bilmiyorum. Ama bu notun buraya gelişimizle bir ilgisi olduğunu düşünüyorum.
Sayfayı çevirdim. Birkaç tarih ve kısa not daha vardı. Bazı satırlar mürekkebin dağılması yüzünden okunmuyordu.
Tarihlerden biri dikkatimi çekti.
Fotoğrafın arkasındaki tarihle aynıydı.
Hemen yanındaki yazıya yaklaştım. Kelimelerin tamamını seçemiyordum ama üçü okunuyordu:
Geçiş... mühür... geri dönüş...
Lyra defteri lambaya doğru tuttu.
— Belki diğer sayfalarda devamı vardır.
Sayfaları çevirdim. Çoğu boştu. Sonlara doğru, sayfanın altına küçük harflerle yazılmış bir cümle gördüm.
Fotoğrafı bulan kişi, kaydın tamamını henüz görmemiş olacak.
Defteri indirdim.
— Bunu yazan kişi, fotoğrafın bulunacağını biliyor olabilir.
— Ya da birinin bir gün o fotoğrafı bulacağını düşünmüştür, dedi Lyra.
— Sence arada çok fark var mı?
— Var. Birinin geleceği bildiğini söylemek başka, bir ihtimali düşünmek başka.
Haklıydı. Şu ana kadar karşıma çıkan hiçbir şey, bu kayıtların kesinlikle benim için hazırlandığını kanıtlamıyordu.
Defteri kapatıp dolaptaki diğer kâğıtlara baktım. Bir dosyanın arasında katlanmış küçük bir sayfa vardı.
Açtığımda üzerinde iki kelime gördüm:
İKİNCİ KAYIT
Altında bir adres ve saat yazıyordu. Tarih ise henüz gelmemiş bir güne aitti.
Lyra kâğıdı okudu.
— Bu tarih daha gelmedi, değil mi?
— Buradaki takvime göre hayır.
— Peki bunu kim yazdı?
Kâğıdı yeniden inceledim. İsim yoktu.
— Onu da bilmiyorum.
Lyra kollarını birleştirdi.
— Bir adresimiz var ama kimin bıraktığını bilmiyoruz. Bir fotoğrafımız var ama kim çekmiş bilmiyoruz. Bir de cihazın var, o da doğru düzgün çalışmıyor.
— Bütün bunları böyle sıralayınca durumumuz daha da kötü görünüyor.
— Çünkü kötü görünüyor zaten.
Gülümsedim ve kâğıdı cebime koydum.
Dolabı kapatmak üzereydim ki arka duvardaki bir taş dikkatimi çekti. Diğerlerinden biraz farklı duruyordu. Kenarındaki ince boşluğu görünce elimi uzatıp yokladım.
Taş hafifçe oynadı.
— Lyra, şuna bak.
Yanıma gelip taşı inceledi.
— Arkasında bir şey mi var?
— Öğrenmenin tek yolu var.
Taşı birlikte çektiğimizde duvarda dar bir bölme ortaya çıktı. İçinde küçük, metal bir kutu duruyordu.
Kutuyu dışarı çıkardım. Üzerinde kilit yoktu. Kapağın ortasına tek bir harf kazınmıştı.
V.
Lyra yazıya baktı.
— Victor olabilir mi?
— Olabilir. Ama yalnızca bir harften yola çıkarak emin olamayız.
Kutunun kapağını açmayı denedim. Hareket etmiyordu. Kenarlarını incelerken küçük bir yarık fark ettim.
Cebimdeki anahtarı hatırladım. Önceki odada bulduğumuz, üzerinde aynı mühür bulunan küçük anahtarı çıkardım.
Anahtar yarığa uyuyordu.
Lyra bana baktı.
— Sence açmalı mıyız?
— Buraya kadar geldik. Ama içinde ne olduğunu bilmiyoruz.
— Bu, açmamak için iyi bir neden olabilir.
— Ya da açmak için.
Lyra gözlerini devirdi.
— Seninle tartışmanın faydası yok.
Anahtarı yavaşça çevirdim. Kilitten hafif bir ses geldi ve kapak açıldı.
Kutunun içinde katlanmış bir kâğıtla bir fotoğraf vardı.
Önce fotoğrafı aldım.
İlk bulduğum fotoğrafa benzer bir yerde çekilmişti. Aynı masa, aynı duvar ve lambanın şekli... Fakat bu kez fotoğrafta iki kişi vardı.
Biri bendim.
Yanımdaki adamın yüzü net değildi. Başını kameradan başka tarafa çevirmişti. Üzerindeki kıyafetler de eskiydi.
Fotoğrafı biraz daha yaklaştırdım. Yüzünü seçmeye çalıştım ama görüntü yeterince açık değildi.
Lyra yanıma geldi.
— Bu gerçekten sen misin?
— Öyle görünüyor.
— Peki yanındaki adam?
— Onu tanımıyorum.
Fotoğrafı çevirdim. Arka tarafında bir isim yazıyordu.
VICTOR.
Bir süre yazıya baktım.
Lyra sessizliği bozdu.
— Adrian'ın abisi olabilir mi?
— Olabilir. Ama aynı ismi taşıyan başka biri de olabilir. Üstelik fotoğraftaki adamın yüzünü göremiyoruz.
— Yani yine kesin bir şey bilmiyoruz.
— En azından artık araştırabileceğimiz bir isim var.
Kutudaki kâğıdı açtım. Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
İkinci kayıt açıldığında, ilk fotoğrafın nereden geldiğini araştırmayı bırakma.
Kaşlarımı çattım.
— Bizi özellikle ilk fotoğrafın peşinden gitmeye yönlendiriyorlar.
Lyra kâğıdı elimden aldı.
— Ya da bunun önemli olduğunu düşünüyorlar.
— Sence ikisi aynı şey değil mi?
— Hayır. Bizi yönlendiren kişinin ne bildiğini bilmiyoruz. Belki o da yalnızca bazı şeylerden şüpheleniyordur.
Kâğıdı masaya