32. BÖLÜM — EKSİK SAYFA
32. BÖLÜM — EKSİK SAYFA
Victor'un evinden ayrıldığımızdan beri aklımızdaki tek şey fotoğraftı. Doğumumdan önce çekilmişti ama fotoğraftaki kişi bana benziyordu. Üstelik arkasında Victor'un adı yazıyordu.
Lyra yürürken bana döndü.
“Victor'un anlattıklarına inanıyor musun?”
“Her şeyi anlattığını sanmıyorum.”
“Peki, yalan söylediğini düşünüyor musun?”
Bu soruya hemen cevap veremedim.
“Bilmiyorum. Bazı şeyleri gerçekten bilmiyor olabilir.”
“Ben de öyle düşündüm. Ama babasıyla ilgili anlatmadığı şeyler olduğu kesin.”
“Bunu nasıl anladın?”
“Bir şey sorunca hemen cevap vermiyor. Sanki önce ne kadarını anlatacağına karar veriyor.”
Lyra'nın söylediklerini düşündüm. Victor'un davranışlarında beni rahatsız eden bir şey vardı ama bunun şüphelenmek için yeterli olup olmadığından emin değildim.
Eve vardığımızda fotoğrafı masaya koydum. Yanına bulduğumuz notları da bıraktım. Lyra sandalyeyi çekip oturdu.
Belgeleri incelerken fotoğrafın altından ince bir kâğıt kaydı.
Lyra kâğıdı yerden aldı.
“Bunu daha önce görmüş müydük?”
“Sanmıyorum.”
Kâğıdı açtım.
KAYIT TAMAMLANMADI.
Eksik sayfa bulunmadan ikinci kayıt...
Cümlenin devamı yoktu.
Lyra yazıyı bir kez daha okudu.
“Yani bir sayfa daha kayıp.”
“Öyle görünüyor.”
“Bu ikinci kayıt da neyin nesi?”
“Keşke bilsem.”
Kâğıdı diğerlerinin yanına koydum. Önceden bulduğumuz notta da ikinci kayıttan söz ediliyordu. İkisinin bağlantılı olduğu açıktı ama nasıl bir bağlantı kurmamız gerektiğini bilmiyorduk.
Cihazı elime aldım. Düğmesine bastım, fakat ekran açılmadı.
Lyra yüzüme baktı.
“Bozuldu mu?”
“Bilmiyorum. Bir süredir böyle.”
“Victor'un babasının çalışma odasında da çalışmamıştı, değil mi?”
“Evet. Bazen kendiliğinden açılıyor, sonra yine kapanıyor.”
“Belki de bir şeyi bekliyordur.”
“Olabilir. Ama neyi?”
Lyra omuz silkti.
Cihazı masaya bıraktım. Onunla uğraşarak bir yere varamayacaktık.
Victor'un babasının çalışma odasında gördüğümüz evraklar aklıma geldi. Hepsini incelememiştik. Belki aradığımız sayfa da gözümüzden kaçmıştı.
“Yarın tekrar Victor'a gidelim,” dedim. “Evde bakmadığımız başka bir yer olabilir.”
Lyra başını salladı.
“Bu kez bulduğumuz her şeyi ona gösterelim.”
Ertesi gün kapıyı Adrian açtı. Bizi görünce şaşırdı.
“Hayırdır, yine ne çıktı?”
Elimdeki kâğıdı gösterdim.
“Bununla ilgili Victor'la konuşmamız gerekiyor.”
Adrian bizi salona aldı. Birkaç dakika sonra Victor da geldi. Kâğıdı uzattım.
Okurken yüzü değişmedi ama yazıyı bitirdiğinde bir süre elinden bırakmadı.
“Bunu nerede buldunuz?”
“Fotoğrafın altındaydı.”
“Daha önce görmedim.”
“Babanın evrakları arasında olabilir mi?”
Victor kâğıdı masaya bıraktı.
“Olabilir. Ama hangi belgelerin kayıp olduğunu bilmiyorum. Babam bazı şeyleri çalışma odasında tutardı, bazılarını da başka yerlere koyardı.”
Adrian kaşlarını çattı.
“Bunları daha önce neden söylemedin?”
“Çünkü o zaman bunların önemli olduğunu bilmiyordum.” Victor kardeşine döndü. “Babam kaybolduğunda her yerde onu arıyorduk. Eski kâğıtları tek tek incelemek aklıma gelmedi.”
Adrian cevap vermedi. Bir süre sonra bana döndüm.
“Başka bir yerde evrak sakladığını hatırlıyor musun?”
Victor düşünürken parmaklarıyla masaya hafifçe vurdu.
“Evin arkasında bir depo vardı. Eski kutuları oraya koyardı.”
“İçine baktınız mı?”
“Hayır. Yıllardır kapalı.”
Ayağa kalktı.
“Gelin, göstereyim.”
Evin arkasındaki dar koridordan geçtik. Depo kapısının kilidi paslanmıştı. Victor cebinden anahtarlarını çıkarıp birkaçını denedi. Hiçbiri işe yaramadı.
Adrian kapıya baktı.
“Başka anahtar yok mu?”
“Varsa da nerede olduğunu hatırlamıyorum.”
Victor yeniden denedi. Bu kez kilit döndü ve kapı güçlükle açıldı.
İçerisi toz içindeydi. Duvar kenarlarına kutular yığılmış, köşedeki eski dolabın üzeri bir örtüyle kapatılmıştı.
Victor lambayı yaktı.
“Babam buraya pek kimseyi sokmazdı,” dedi. “Ben de çocukken birkaç kez gelmiştim. İçeride ne tuttuğunu hiç merak etmemiştim.”
Kutuları açmaya başladık. İlkinden mektuplar, ikincisinden eski defterler çıktı. Birkaç sayfaya göz attım ama aradığımız şeyle ilgili bir iz bulamadım.
Üçüncü kutuyu kapatırken tabanındaki kartonun kalkmış olduğunu fark ettim.
“Bir dakika.”
Lyra yanıma geldi.
“Ne oldu?”
Kartonun kenarını kaldırdım. Altına sıkıştırılmış ince bir kâğıt vardı.
Kâğıdı çıkarınca ortasındaki sembolü tanıdım. Daha önce fotoğrafta ve diğer belgelerde gördüğümüz işaretin aynısıydı.
Victor yanıma yaklaştı.
“Yine o sembol.”
Kâğıdı çevirdim.
İLK KAYIT: TAMAMLANMADI.
Altındaki yazı silikleşmişti. Yalnızca son cümle okunabiliyordu:
Eksik sayfa, geri dönen kişiyle birlikte ortaya çıkacak.
Adrian kâğıdı elimden alıp okudu.
“Geri dönen kişi kim?”
Kimse cevap vermedi.
Victor kutunun kalanını karıştırdı. Ardından dolaptaki klasörleri çıkardık. Birkaç eski mektup ve sıradan evrak dışında bir şey bulamadık.
Tam aramayı bırakacakken Victor'un elindeki klasörden bir sayfa yere düştü.
Eğilip aldım. Ön yüzünde birkaç kayıt vardı. Arka tarafındaysa bir adres ve tarih yazıyordu.
Tarihi görünce fotoğrafı hatırladım. Aralarında yalnızca birkaç gün vardı.
“Bu adres neresi?”
Victor kâğıdı elimden aldı. Adresi okuduktan sonra kaşlarını çattı.
“Eski telgraf istasyonu.”
Lyra ona döndü.
“Baban oraya gidiyor muydu?”
“Birkaç kez o bölgede gördüğümü hatırlıyorum. Ama istasyonun içine girip girmediğini bilmiyorum.”
“Orayla ilgili hiç konuştu mu?”
“Hayır. Bildiğim kadarıyla istasyon yıllar önce kapandı.”
Adresi yeniden elime aldım. Fotoğrafın tarihiyle bu kâğıdın tarihi birbirine yakındı. Bunun bir anlamı olmalıydı ama henüz ne olduğunu bilmiyordum.
“Oraya gitmeliyiz,” dedim.
Victor bana baktı.
“Ne bulacağınızı bilmeden mi?”
“Şimdiye kadar ne bulacağımızı bilerek hiçbir yere gitmedik zaten.”
Adrian hafifçe güldü.
“Bu konuda haklı.”
Victor gülümsemedi.
“Gidecekseniz dikkatli olun. Binanın ne durumda olduğunu bilmiyorum.”
“Olur.”
Depodan çıkarken kutulara son kez göz attım. Eksik sayfayı bulamamıştık. Yine de elimizde yeni bir adres vardı.
Evin önünde Lyra yanıma geldi.
“Bir şey soracağım.”
“Ne oldu?”
“Şu geri dönen kişi... Sence senden mi bahsediyor?”
Bir süre düşündüm.
“Bilmiyorum. Her şey benimle bağlantılı olabilir ama henüz bunu kanıtlayan bir şey yok.”
“Yine de tesadüf demek zor.”
“Evet.”
Lyra yürümeye devam etti. Birkaç adım sonra yeniden konuştu.
“Ne bulursak bulalım, hemen bir sonuca varmayalım. Tamam mı?”
“Tamam.”
Eve döndüğümüzde adresi masaya koydum. Cihazı da yanına bıraktım. Ekranı kapalıydı.
Belgeleri kaldırmaya hazırlanırken cihazdan kısa bir ses geldi.
Lyra başını çevirdi.
“Duydun mu?”
Başımı salladım. Ekran kendiliğinden açılmıştı.
KAYIT KONUMU: BEKLEMEDE.
Mesaj birkaç saniye durdu, ardından ekran söndü.
Cihazı elime aldım. Düğmesine bastım ama yeniden açılmadı.
Lyra ekrana baktı.
“Bu, telgraf istasyonuyla mı ilgili?”
“Belki.”
“Peki, neden beklemede?”
“Onu da bilmiyorum.”
Cihazı masaya bıraktım. Bu kez yeniden çalışmasını bekleyip başında durmadım.
Adres elimizdeydi. Gideceğimiz yer belliydi.
Ertesi gün eski telgraf istasyonuna bakacaktık.
Belki aradığımız sayfa oradaydı. Belki de bizi başka bir yere yönlendirecek bir iz bulacaktık.
Şimdilik elimizde yalnızca bir adres ve cevabını bilmediğimiz bir cümle vardı.
Eksik sayfa, geri dönen kişiyle birlikte ortaya çıkacak.