Keşfet

33. BÖLÜM — ESKİ TELGRAF İSTASYONU

SİNYAL YOK: KARANLIK 🖤

33. BÖLÜM — ESKİ TELGRAF İSTASYONU

Victor’un anlattıkları hâlâ aklımdaydı. Babasının yıllar önce ortadan kaybolması, eski belgeler ve karşımıza çıkan aynı sembol… Bunların tesadüf olma ihtimali giderek azalıyordu. Yine de elimizdeki parçalar, gerçeği ortaya çıkarmaya yetmiyordu.

Lyra, adresin yazılı olduğu kâğıdı çantasına koydu.

“Hazırsan gidelim. Biraz daha burada kalırsak bu kâğıdı ezberleyeceğiz.”

Montumu alırken ona baktım.

“Hazırım.”

“Güzel. Umarım bu kez elimiz boş dönmeyiz.”

“Bunu daha önce de ummuştuk.”

“Elias, insan bazen kendine biraz umut vermeli.”

“Senin umudun bol. Ben sonuçlara bakıyorum.”

Lyra gözlerini devirdi.

“İşte bu yüzden seninle çalışmak çok kolay.”

Sesindeki alaycı ton yüzünden gülümsememi gizleyemedim. En azından yola çıkarken aramızdaki gerginlik biraz olsun dağılmıştı.

Eski telgraf istasyonu, şehrin kalabalığından uzakta, bakımsız binaların arasında kalıyordu. Adrese ulaştığımızda paslanmış giriş demirleri ve duvarlardan dökülen sıva dikkatimi çekti. Kapının üzerindeki tabela neredeyse okunmuyordu.

Lyra binayı baştan aşağı süzdü.

“Buranın yıllardır kullanılmadığı belli.”

“Aradığımız kayıtlar da muhtemelen o kadar eski.”

“İçeride bir şey bulamazsak şaşırmayacağım.”

“Daha girmeden vazgeçmek istersen söyle.”

Bana yan gözle baktı.

“Seninle buraya kadar geldim. Şimdi mi vazgeçeceğim?”

Ana kapının kolunu çevirdim. Kapı açılmadı. Birkaç kez daha denedim ama sonuç değişmedi.

Lyra, binanın yan tarafını işaret etti.

“Başka bir giriş bulabiliriz.”

Çevresini dolaştığımızda duvarın gerisinde kalmış dar bir kapı gördük. Önünde birikmiş kuru yaprakları ayakkabımla kenara çektim. Kapıyı ittim. Menteşelerden gelen gıcırtıya rağmen açılmadı.

“Biraz daha dene,” dedi Lyra.

Omzumla hafifçe bastırınca kapı aralandı. İçeri girmeden fenerlerimizi açtık.

Koridor karanlık ve havasızdı. Eski ahşapla tozun ağır kokusu birbirine karışmıştı. İlerledikçe ayak seslerimiz boş binada yankılanıyordu.

İlk odada devrilmiş sandalyeler, tozlu bir masa ve birkaç dolap vardı. Masanın üzerindeki belgeler dağılmış, bazıları nemden birbirine yapışmıştı.

Lyra eğilip dosyalardan birini aldı.

“Telgraf kayıtları. Tarihleri hâlâ okunuyor.”

Yanına geçip sayfalara göz attım. İsimler, tarihler ve kısa mesajlar vardı. Ancak çoğu silinmişti.

“Bütün bunları incelemek saatlerimizi alır.”

“Buraya kadar geldik. En azından önemli görünenlere bakalım.”

Dosyayı masaya bıraktı ve diğer belgeleri karıştırmaya başladı. Ben de dolaplara yöneldim.

Alt raftaki yıpranmış bir dosyayı çekip çıkardım. İlk sayfalarda dikkatimi çeken bir şey yoktu. Tam dosyayı kapatacakken sonraki sayfalardan birinde tanıdık bir işaret gördüm.

Parmaklarım sayfanın kenarında durdu.

“Lyra, şuna bak.”

Hemen yanıma geldi. Kâğıdı fenerin ışığına tuttum.

“Bu, diğer belgelerde gördüğümüz sembol.”

“Evet. Aynısı.”

İşaretin altında birkaç satır vardı ama yazının büyük bölümü silinmişti. Okuyabildiğim iki parça şunlardı:

İlk geçiş…

Kayıt…

Lyra kâğıdı farklı açılardan inceleyerek yazının devamını bulmaya çalıştı.

“Belki altındaki sayfaya geçmiştir.”

Dosyayı kontrol ettik. Birkaç sayfa boştu, diğerlerinde ise sıradan kayıtlar bulunuyordu.

“Burada devamı yok,” dedim.

Lyra telefonunu çıkardı.

“Fotoğrafını çekelim. Belki büyütüp daha net okuyabiliriz.”

Fotoğrafı çektikten sonra dosyanın bulunduğu rafı not ettim. Ardından aramaya devam ettik.

Arka taraftaki dolaplardan biri duvara yaslanmıştı. Yerini değiştirmeye çalışınca arkasında dar bir kapı ortaya çıktı. Üzerindeki metal levha tozla kaplanmıştı. Elimle silince iki harf belirdi.

A. V.

İçimde tuhaf bir his uyandı. Bu harfleri daha önce görmüştüm ama nerede karşılaştığımı o an çıkaramadım.

Lyra yanıma geldi.

“Yine A. V.”

“Evet.”

“Sence neyin kısaltması?”

“Şimdilik bir tahminim yok.”

Kapının kolunu çevirdim. Kilitliydi. Kilidi inceledim ama anahtarsız açmanın kolay olmayacağı belliydi.

Lyra kapının önünde durdu.

“Zorlamayalım. İçeride ne olduğunu bilmiyoruz. Bir şeyleri kırıp dökmek istemem.”

Haklıydı. Kapıyı olduğu gibi bırakıp geri çekildim.

Aramaya devam ettik. Dolaplardan birkaç eski dosya daha çıkardık ama çoğunda aynı tür kayıtlar vardı. Bazı belgeler eksikti, bazılarıysa birbirinin tekrarıydı.

Lyra son dosyayı da kapatıp masaya bıraktı.

“Bütün bu binada aradığımız şeyin yalnızca birkaç satırını bulduk.”

“Yine de o sembolün burada olması önemli.”

“Önemli, evet. Ama tek başına bize pek bir şey anlatmıyor.”

Cebimdeki cihazı çıkarıp masaya koydum. Bir süredir çalışmıyordu. Düğmesine bastım, fakat ekran karanlık kaldı.

Lyra bana baktı.

“Yine mi açılmadı?”

“Gördüğün gibi.”

“Ne zaman çalışacağına dair en ufak bir fikrin yok, değil mi?”

“Olmasını isterdim.”

Cihazı elime alıp çevirdim. Daha önce de kendiliğinden açılmış, bazı kayıtların yanında tepki vermişti. Ama neye göre çalıştığını hâlâ anlayamamıştım.

Lyra, masadaki belgelere son bir kez göz gezdirdi.

“Belki de her cevabı bu cihazdan beklememeliyiz.”

“Belki.”

Bu kez itiraz etmedim. Çünkü aynı şeyi ben de düşünüyordum.

Belgeleri toparlayıp çantamı kapattım. İstasyondan çıkmak üzere koridora yöneldiğimizde ayak sesleri duyduk.

İkimiz de durduk.

Ses, binanın giriş tarafındaydı. Ardından bir erkek sesi geldi.

“Elias?”

Sesi tanıdığımda şaşkınlığım daha da arttı.

Koridora çıktım. Victor birkaç adım ötede duruyordu. Bizi görünce o da duraksadı.

“Burada olacağınızı tahmin ettim,” dedi.

Kaşlarımı çattım.

“Bizi nasıl buldun?”

“Dün bulduğunuz adresi hatırladım. Babamın eski notlarında bu bölgeden söz edildiğini görmüştüm.”

“Bunu bize neden daha önce söylemedin?”

Victor bir an düşündü.

“Çünkü ayrıntıları hatırlamıyordum. Adresi görünce aklıma geldi. Ben de kendim bakmak istedim.”

Onu burada görmeyi beklemiyordum. Söyledikleri mantıklıydı ama bu, ona tamamen güvenmem için yeterli değildi.

Lyra araya girdi.

“Peki, bir şey bulabildin mi?”

“Henüz hayır. Siz?”

“Bir sembol ve yarım kalmış birkaç kayıt,” dedim.

Victor’la birlikte yeniden odaya döndük. Bulduğumuz sayfayı çıkarıp ona gösterdim.

Sembolü görür görmez yüzü değişti.

“Bunu daha önce gördüm.”

“Nerede?”

“Babamın evindeki eski dosyalarda. Birkaç kez karşıma çıkmıştı.”

“Ne anlama geldiğini biliyor musun?”

Victor başını iki yana salladı.

“Hayır. O zamanlar üzerinde durmamıştım. Babam bazı belgeleri bizden uzak tutardı.”

“Peki, A. V. harfleri?”

Bu kez kapıya baktı.

“Onları da eski notlarında görmüştüm. Ama neyi temsil ettiklerini bilmiyorum.”

Kapının yanına gidip kolu denedi. Kilit açılmayınca eğilerek levhayı inceledi.

“Bu kapıyı daha önce hiç fark etmemiştim.”

“Biz de dolabı çekince gördük,” dedim.

Victor kilide bir kez daha baktıktan sonra geri çekildi.

“Babamın çalışma odasını kontrol etmeliyiz. Bu harflerle ilgili bir kayıt ya da kapının anahtarı orada olabilir.”

Lyra kollarını birleştirdi.

“Yani bir sonraki durağımız yine babanın evi.”

“Öyle görünüyor.”

“Umarım bu kez aradığımız şey, başka bir yeri işaret eden kâğıt çıkmaz.”

Victor hafifçe gülümsedi.

“Ben de umarım.”

Tam cihazı cebime koyacakken ekran birden aydınlandı.

A. V. SİNYALİ: AKTİF

Hemen ardından ikinci satır belirdi:

ÖNCEKİ KAYIT ARANIYOR...

Victor yanıma yaklaştı.

“Bu cihaz ne?”

“Babamın laboratuvarından aldım.”

Gözlerini ekrandan ayırmadı.

“Bu mesajı daha önce de gördün mü?”

“Evet. Ama ne anlama geldiğini hâlâ çözemedim.”

Ekran birkaç saniye sonra söndü. Düğmeye bastım ama cihaz yeniden açılmadı.

Victor’un yüzündeki ifadeyi anlamaya çalıştım. Mesajı ilk kez görmüş gibiydi. Yine de babasının eski kayıtlarıyla bu cihaz arasında bir bağlantı olup olmadığını bilmiyorduk.

“Yarın çalışma odasına bakarız,” dedi Victor. “Bulduğum bir şey olursa size haber veririm.”

Belgeleri çantama yerleştirdim. Ardından üçümüz birlikte binadan çıktık.

Dışarıda Victor, terk edilmiş istasyona dönüp baktı.

“Babamın burada ne yaptığını öğrenmek istiyorum,” dedi. “Kaybolmadan önce bu bölgeye sık sık geldiğini biliyorum. Ama nedenini hiçbir zaman anlatmadı.”

“Belki de aradığımız cevaplar burada saklıdır,” dedim.

Vic