Keşfet

# 34. BÖLÜM — BABANIN ÇALIŞMA ODASI

SİNYAL YOK: KARANLIK 🖤

# 34. BÖLÜM — BABANIN ÇALIŞMA ODASI

Victor’dan mesaj geldiğinde Lyra’yla kahvaltı yapıyorduk.

*Hazırsanız gelebilirsiniz. Çalışma odasının anahtarını buldum.*

Mesajı Lyra’ya gösterdim.

“Güzel. En azından bugün kapı açmakla uğraşmayacağız.”

“Bundan bu kadar emin olma. Belki de içeride başka bir kapı vardır.”

Lyra gözlerini devirdi.

“Bir gün de insanın hevesini kırmadan konuşmayı dene.”

Montumu alırken gülümsedim.

“Bugün her şeyin yolunda gideceğine inanıyorum.”

“Tamam, şimdi kesin bir şeyler ters gidecek.”

Gülmeden edemedim. Son günlerde yaşadıklarımızın ardından onunla böyle sıradan şeyler hakkında konuşmak bile iyi geliyordu.

***

Victor’un evine vardığımızda bizi kapıda karşıladı. Her zamankinden daha sessizdi. Üst kata çıkarken birkaç kez konuşacak gibi oldu ama vazgeçti.

Koridorun sonundaki kapının önünde durdu. Anahtarı kilide soktu, sonra elini çekti.

“Babam kaybolduktan sonra burayı kapatmıştım,” dedi. “İlk zamanlar sık sık açıyordum. Belki bir şey bulurum diye. Sonra… bıraktım.”

Lyra’nın yüzündeki ifade yumuşadı.

“İstersen acele etmeyebiliriz.”

Victor başını salladı.

“Yok. Artık bakmam gerekiyor.”

Anahtarı çevirdi.

Kapı açıldığında içeriden hafif bir toz kokusu geldi. Oda düzenliydi. Pencerenin önünde büyük bir masa, duvar boyunca uzanan kitaplıklar ve köşede eski bir dolap vardı. Perdeler kapalı olduğundan içerisi loş görünüyordu.

Victor içeri girdi. Masanın yanındaki sandalyeyi çekti, sonra sanki yanlışlıkla yapmış gibi tekrar yerine itti.

“Burada otururdu,” dedi. “Bir şey okuyorsa saatlerce kalkmazdı. Annem yemek için çağırırdı, duymazdı bile.”

Masadaki aile fotoğrafını eline aldı. Bir süre baktıktan sonra çerçevenin üzerindeki tozu başparmağıyla sildi.

“Bazen hâlâ kapıdan girecekmiş gibi geliyor.”

Ne Lyra ne de ben hemen konuşabildik.

Victor fotoğrafı yerine bıraktı.

“Pekâlâ. Bakalım bize ne bırakmış.”

Masadaki kalın defteri açtım. İlk sayfalarda tarihler, hesaplamalar ve kısa notlar vardı. Bazı satırların kenarına küçük işaretler çizilmişti.

Birkaç sayfa ilerleyince tanıdık sembolü gördüm.

“Lyra, şuna bak.”

Yanıma geldi.

“Yine aynı işaret.”

Victor da masaya yaklaştı.

“Bunu daha önce fark etmemiştim.”

Sembolün altındaki cümleyi okumaya çalıştım:

*İlk kayıt tamamlanmadan ikinci geçiş denenmemeli.*

Lyra kaşlarını çattı.

“İkinci geçiş… Demek ki birincisi daha önce yapılmış.”

“Öyle görünüyor.”

Victor defteri kendine doğru çekti.

“Babamın böyle bir şeyle uğraştığını bilmiyordum. İşinden söz ederdi ama yaptığı deneyleri hiç anlatmazdı.”

“Belki anlatmak istememiştir,” dedim.

Victor bana baktı.

“Olabilir. Ama nedenini bilmemek insanı daha çok düşündürüyor.”

Defteri yeniden açıp sayfaları çevirdim. Bir noktada yazıların arasında belirgin bir boşluk fark ettim.

Bir sayfa eksikti.

Kenarları düzgün kesilmişti. Yırtılmamış, dikkatlice çıkarılmıştı.

“Bunu biri bilerek almış.”

Victor sayfaların arasına baktı.

“Babam almış olabilir. Ama nereye koyduğunu bilmiyorum.”

Lyra defterin kapağını ve sırtını inceledi.

“Burada başka bir şey bulamayacağız. Çekmecelere bakalım.”

Aramaya başladık.

Ben kitaplıktaki dosyaları incelerken Victor masanın çekmecelerini boşalttı. Lyra da dolabın alt raflarına baktı. İlk başta yalnızca eski mektuplar, makbuzlar ve sıradan notlar bulduk.

Sonra Victor’un elindeki kâğıtların arasından küçük bir fotoğraf yere düştü.

Eğilip aldım.

Fotoğrafta eski telgraf istasyonu vardı.

“Bunu tanıyorum,” dedim.

Victor fotoğrafı elimden aldı. Görüntüyü dikkatle inceledi.

“Burası mı?”

“Evet. Dün oradaydık.”

Lyra yanımıza geldi.

“Fotoğrafın arkasına bakalım.”

Victor fotoğrafı çevirdi. Tarihin altında kısa bir cümle yazıyordu:

*İlk kayıt burada başladı.*

Victor’un yüzü gerildi.

“Babam oraya gitmiş. Hem de düşündüğümüzden çok önce.”

“Belki araştırmasının başlangıcı orasıydı,” dedim.

“Peki neden bana hiç anlatmadı?”

Bu soruya cevap veremedim. Victor fotoğrafı masaya bıraktı ve çekmeceleri aramaya devam etti.

Son çekmecenin dibinde koyu renkli, küçük bir kutu buldum. Kutuyu çıkarıp açtığımda birkaç fotoğraf ve katlanmış bir kâğıt gördüm.

Kâğıdı açtım.

Üzerinde bir adres ve kısa bir not vardı:

*Eksik sayfa bende değil. Onu arayan kişi, yanlış kapıyı açmamalı.*

Lyra yazıyı okudu.

“Yanlış kapı derken neyi kastediyor?”

“Bunu yazan kişi biliyorsa bile bize söylemek istememiş,” dedim.

“Harika. Bir bilmece daha.”

Victor adresi aldı.

“Burası şehrin dışındaki eski arşiv binası. Yıllar önce kapatılmıştı.”

“Oraya gittiğini biliyor musun?” diye sordum.

“Hayır. Ama adresi neden sakladığını öğrenmek isterim.”

Kutunun dibinde ince bir zarf kalmıştı. İçinden küçük, metal bir anahtar çıktı. Ucunda silik bir işaret vardı.

**A. V.**

Anahtarı elime alır almaz Lyra’nın bakışları değişti.

“İstasyondaki kapı.”

“Muhtemelen,” dedim. “Ama emin olmadan karar vermeyelim.”

Victor ayağa kalktı.

“Önce istasyona gidelim. Anahtar uyarsa kapıyı açarız. Sonra arşiv binasına bakarız.”

Anahtarı cebime koydum. Kutudaki fotoğrafları ve notu da dikkatlice topladık.

Defteri kapatmadan önce eksik sayfanın bulunduğu yere yeniden baktım. Kenarları o kadar düzgün kesilmişti ki bunu aceleyle yapan biri olduğunu düşünmüyordum.

“Sayfayı alan kişi ne yaptığını biliyormuş,” dedim.

Victor başını salladı.

“Ya da o sayfanın kimsenin eline geçmesini istemiyordu.”

Bu ihtimal ikimizin de aklına gelmişti ama ilk kez sesli olarak dile getirilmişti.

Tam odadan çıkacakken Victor yeniden masaya döndü.

“Bir dakika. Şunu görmüş müydünüz?”

Defterin arka kapağını kaldırmıştı. İç kısmına ince bir kâğıt sıkıştırılmıştı. Kâğıdı dikkatlice çıkarıp masaya serdi.

Üzerinde aynı sembol vardı. Altında ise tek bir cümle yazıyordu:

*İlk kaydı tamamlamak için eksik olanı geri getirmelisin.*

Lyra yazıyı iki kez okudu.

“Eksik olan şey sayfa mı?”

“Bilmiyorum,” dedim. “Ama not, sayfanın kendisinden daha fazlasını anlatıyor olabilir.”

Victor kâğıdı eline aldı.

“Babam bunu sakladıysa bir nedeni vardır. Belki de kaybolmadan önce son kez buraya geldiğinde bırakmıştır.”

“Bunu kesin olarak bilemeyiz,” dedim. “Tarih yok.”

Victor kâğıdı cebine koydu.

“Öyleyse tahmin yürütmeyi bırakalım. Önce istasyona gidelim.”

Bu kez itiraz etmedim.

***

Dışarı çıktığımızda Victor kapıyı kilitledi. Anahtarı cebine koymadan önce bir an durdu ve arkasına baktı. Bir şey söylemedi ama yüzünden, o odaya uzun süre tekrar girmek istemeyeceği anlaşılıyordu.

Lyra’yla yan yana yürümeye başladık.

“Victor’a güveniyor musun?” diye sordu.

“Henüz karar vermedim.”

“Bugün bana karşı dürüst gibiydi.”

“Bence de. Ama babasının bütün sırlarını bildiğini sanmıyorum.”

Lyra başını salladı.

“Belki de o da bizim kadar cevapsız kalmaktan yorulmuştur.”

“Olabilir.”

Bir süre yürüdükten sonra Lyra bana döndü.

“Peki, sence eksik sayfa neden bu kadar önemli?”

Cebimdeki anahtarı yokladım.

“Defterde ikinci geçişten söz ediliyor. Sayfanın da ilk kaydın tamamlanmasıyla ilgisi var. Belki eksik bilgi olmadan devam edemiyorlar.”

“Kimler devam edemiyor?”

Sorusu karşısında duraksadım.

İşte asıl sorun buydu. Defterdeki notlar bir araştırmadan söz ediyordu ama araştırmayı kimin yürüttüğünü, neyi amaçladığını hâlâ bilmiyorduk.

“Bunu öğrenmek için önce o kapıyı açmamız gerekiyor,” dedim.

Lyra hafifçe gülümsedi.

“Sonunda somut bir planımız var.”

“Bir anahtar bulduk diye fazla sevinme.”

“Elias, seninle bir şeyi kutlamak gerçekten zor.”

“Kapı açılırsa kutlarız.”

“Anlaştık.”

Yürümeye devam ettik. Bu kez cihazımı çıkarıp kontrol etmedim. Ne zaman çalışacağını beklemek yerine, elimizdeki ipuçlarını takip edecektik.

Yarın eski telgraf istasyonuna dönecektik.

Cebimdeki anahtarın hangi kapıyı açacağını bilmiyordum. Fakat Victor’un babasına ait defterdeki o cümle aklımdan çıkmıyordu:

*İlk kaydı tamamlamak için eksik olanı geri getirmelisin.*

Eksik olan gerçekten bir sayfaysa onu bulmamız gerekiyordu.

Ama ya sayfa yalnızca bir başlangıçsa?

Ya ilk kaydın tamamlanması, bugüne kadar bildiğimiz her şeyi değiştirecekse?

Bu soruların cevabını o gün bulamadım.

Yine de ertesi gü