# 35. BÖLÜM — KİLİTLİ KAPI
# 35. BÖLÜM — KİLİTLİ KAPI
İstasyona vardığımızda hava kapalıydı. Gece yağan yağmurdan sonra yol kenarlarında küçük su birikintileri kalmıştı.
Victor cebindeki anahtarı çıkarıp kapıya baktı.
“Umarım açılır.”
Lyra omuz silkti.
“Açılmazsa başka bir yol buluruz. Bunu senden öğrendik.”
Victor ona dönüp baktı.
“Ben ne zaman böyle bir şey söyledim?”
“Dün. Hem de iki kere.”
İstemeden güldüm. Son birkaç gündür yaşadıklarımızın arasında böyle küçük atışmalar iyi geliyordu.
Arka koridora geçtik. A.V. harflerinin bulunduğu kapının önünde durduk. Victor anahtarı kilide soktu ama çeviremedi.
“Biraz yukarı kaldır,” dedim.
Dediğimi yaptı. Kilitten kısa bir ses geldi ve kapı açıldı.
Telefonlarımızın ışığını yakıp içeri girdik.
Oda küçüktü. Bir masa, iki sandalye ve duvar boyunca uzanan raflar vardı. Her yer toz içindeydi. Raflardaki dosyaların çoğunun kapağı yıpranmış, bazılarının üzerindeki yazılar silinmişti.
Victor kapının yanında durdu.
“Babamın buraya geldiğini hatırlıyorum,” dedi. “Ama ne yaptığını hiç bilmiyordum.”
“Hiç sormadın mı?” diye sordum.
“Sordum. İşleriyle ilgili olduğunu söylerdi. Bir süre sonra da buraya gelmememi istedi.”
Lyra raflara göz gezdirdi.
“Belli ki burada sakladığı şeyler varmış.”
Victor cevap vermedi. Masaya yaklaşıp çekmeceleri kontrol etmeye başladı.
Ben de rafları incelemeye koyuldum. Birkaç dosyanın kapağı boştu. Diğerlerinde tarihler ve kısa notlar vardı. Aradığımız sembolü göremeyince dosyaları yeniden yerlerine koydum.
En alt rafta kalın bir dosya dikkatimi çekti. Kapağında daha önce gördüğümüz sembol vardı.
“Şuna bakın.”
Victor'la Lyra yanıma geldi. Dosyayı masaya bırakıp açtım. İçinde isimler, tarihler ve yanlarına düşülmüş kısa notlar bulunuyordu. Bazı satırların üzeri çizilmişti.
Sayfaları çevirdikçe aynı sembolü birkaç yerde daha gördüm.
Son sayfada durdum.
**“İlk kayıt tamamlanmadan ikinci geçiş denenmemeli.”**
Lyra yazıyı okudu.
“Bunu daha önce de görmüştük.”
“Babamın çalışma odasındaki notta vardı,” dedi Victor.
“Peki ikinci geçişin ne olduğunu biliyor musun?” diye sordum.
Victor başını iki yana salladı.
“Hayır. Bilseydim burada sizinle birlikte aramazdım.”
Sesindeki gerginliği fark ettim. Üstelemedim.
Dosyanın son sayfasını incelerken kenarındaki yırtığı gördüm. Kâğıdın bir kısmı koparılmıştı.
“Buradan bir sayfa alınmış.”
Victor eğilip baktı.
“Aradığımız eksik sayfa olabilir mi?”
“Olabilir. Ama henüz emin değiliz.”
Dosyanın arka kapağındaki küçük cebi fark ettim. İçinden ince bir kâğıt çıkardım. Üzerinde yazı yoktu; yalnızca alt köşesinde aynı sembol bulunuyordu.
Lyra kâğıdı ışığa tuttu.
“Bunu neden saklamışlar ki?”
“Belki başka bir belgenin parçasıydı.”
Kâğıdı dikkatlice dosyanın yanına bıraktım. Sonra aramaya devam ettik.
Bir süre sonra Victor, sıkışmış çekmecelerden birini açmayı başardı. İçinde birkaç zarf, eski bir kalem ve küçük bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı elime aldığımda ilk dikkatimi çeken şey, ortadaki adamın boynundaki işaret oldu.
Mühür.
“Bunu daha önce gördünüz mü?”
Lyra yanıma yaklaştı.
“Hayır ama sembol aynı.”
Victor fotoğrafı benden aldı. Önce yüzleri inceleyip sonra arkasını çevirdi.
Bir tarih ve iki kelime yazıyordu:
**“İlk tanık.”**
“Bu bir isim değil,” dedi Lyra. “Bir unvan olabilir.”
“Ya da bir kayıtta verilen görev,” dedim.
Victor fotoğrafı ışığa tuttu. Tarihin bir kısmı silinmişti.
“Babamın notlarında tanıklarla ilgili bir şeyler vardı. Ama ayrıntılarını hatırlamıyorum.”
“Evdeki belgelerine yeniden bakabilir misin?” diye sordum.
“Bakarım.”
Fotoğrafı masaya bıraktık. Üç kişinin kim olduğunu anlayamıyorduk. Ortadaki adamın yüzü de yeterince net değildi.
Tam o sırada koridordan bir ses geldi.
Bir şey yere düşmüştü.
Victor başını kapıya çevirdi.
“Duydunuz mu?”
Telefonlarımızı alıp koridora çıktık. Girişe kadar baktık ama kimse yoktu. Yalnızca duvarın kenarında devrilmiş eski bir metal kova duruyordu.
Victor kovayı kaldırdı.
“Herhâlde bu düştü.”
Lyra koridora son bir kez baktı.
“Yine de çıkarken kapıyı kontrol edelim.”
Odaya döndük. Aramayı sürdürürken rafın arkasındaki dar boşluğa sıkışmış bir kâğıt parçası fark ettim. Çekip aldığımda büyük bölümünün kopmuş olduğunu gördüm.
Geriye birkaç kelime kalmıştı:
**“...ilk tanığın kim olduğunu unutma.”**
Victor yazıyı görür görmez yanıma geldi.
“Bu cümleyi bir yerde okudum.”
“Nerede?”
“Tam çıkaramıyorum. Babamın eski notlarında olabilir.”
“Bulursan bize haber ver.”
“Veririm.”
Kâğıdı diğer belgelerin yanına koydum. Artık elimizde bir fotoğraf ve yarım kalmış iki not vardı. Bunların birbirine nasıl bağlandığını bilmiyorduk.
Ama bir şey açıktı: Birileri bu kayıtları düzenlemiş, bazı sayfaları almış ve geriye yalnızca parçalar bırakmıştı.
Victor kapıya yöneldi.
“Bence bugünlük yeter. Evdeki notlara bakayım. Belki oradan bir şey çıkar.”
Haklıydı. Daha fazla aramak için acele etmenin anlamı yoktu.
Kapıyı kilitleyip istasyondan çıktık.
Bir süre sessiz yürüdük. Sonra Lyra yanıma geldi.
“Fotoğraftaki adamın sen olduğunu düşünüyor musun?”
“Bilmiyorum.”
“Gerçekten mi?”
“Lyra, yüzünü doğru düzgün göremiyoruz. Sırf mühür aynı diye kendim olduğunu söyleyemem.”
“Güzel. En azından bu kez hemen bir sonuca varmadın.”
Ona baktım.
“Bunu iltifat olarak mı kabul etmeliyim?”
“Nasıl istersen.”
Gülümsedi. Ben de daha fazla üstelemedim.
Victor yanımıza yetişti.
“Ben eve dönünce babamın belgelerine bakacağım. Siz de fotoğrafın tarihini araştırabilir misiniz?”
“Deneriz,” dedim.
Ayrılırken fotoğrafı çantamdan çıkardım. Bir kez daha arkasını çevirdim.
**İlk tanık.**
Bu iki kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyordum. Fotoğraftaki adamın kim olduğunu da.
Ama cevabı bulmak için artık yeni bir yolumuz vardı.
Victor'un evindeki eski notlar.
Fotoğrafı çantama koydum. Yarın önce onun bulduklarına bakacaktık. Sonra arşiv binasındaki adrese gidecektik.
Belki o zaman, eksik sayfanın neden bu kadar önemli olduğunu anlayabilirdik.