Keşfet

39. BÖLÜM — ESKİ POSTA BİNASI

SİNYAL YOK: KARANLIK 🖤

39. BÖLÜM — ESKİ POSTA BİNASI

Ertesi gün Lyra'yla buluştuğumda Victor da oradaydı. Elinde birkaç sayfa vardı.

“Babanın notlarını tekrar inceledim,” dedi. “Ama posta binasıyla ilgili bir şey bulamadım.”

“Belki de orada ne aradığını öğreniriz,” dedim.

Lyra telefonundaki haritayı açtı.

“Bina hâlâ duruyor. Önce bir gidip bakalım.”

Yola çıktık. Aklımda babamın defterindeki o kısa cümle vardı:

Dosya burada kalmayacak.

Ne anlama geldiğini bilmiyordum. Yine de o adresin boşuna yazılmadığını düşünüyordum.

Eski posta binasına vardığımızda kapının kapalı olduğunu gördük. Girişteki tabela solmuş, pencerelerden bazıları tahtalarla kapatılmıştı.

Lyra kapıdaki duyuruya göz gezdirdi.

“Burası artık kullanılmıyor.”

Victor tabelaya baktı.

“Peki, kayıtlar ne oldu?”

Tam geri dönecekken binadan elinde dosyalarla bir adam çıktı.

“Birini mi arıyorsunuz?” diye sordu.

Victor eski posta kayıtları hakkında bilgi aradığımızı anlattı. Adam bizi dinledikten sonra başını salladı.

“Buradaki belgelerin bir kısmı başka bir depoya taşındı. Ama hangilerinin nerede olduğunu ben de tam bilmiyorum.”

“Peki, nereden öğrenebiliriz?” diye sordum.

Bize arşiv biriminin adresini verdi. Teşekkür edip oraya gittik.

Görevli, aradığımız tarihi söyleyince eski kayıtların bulunduğu klasörleri kontrol etti. Birkaç dakika sonra önümüze ince bir dosya bıraktı.

“Bunlar o döneme ait kayıtlar. Yalnız bazı sayfalar eksik.”

Victor dosyayı kendine çekti.

“Bir bakalım.”

Sayfaları sırayla inceledik. Çoğu sıradan gönderi kayıtlarıydı. Sonra Victor'un eli bir satırın üzerinde durdu.

“Elias, şu isim.”

Eğilip baktım.

Adrian Vaner.

Bu kez ismin yanında bir tarih ve kayıt numarası vardı. Gönderi, istasyondaki olaydan iki gün sonra yapılmıştı.

“Gönderen kim?” diye sordum.

Victor satırı yeniden okudu.

“Yazmıyor.”

“Peki, kime teslim edilmiş?”

Lyra kaydın sonunu gösterdi.

“Burada teslim edildiği işaretlenmiş ama imza yok.”

Görevliyi çağırıp sorduk. Kayıtları kontrol etti, sonra omuzlarını hafifçe kaldırdı.

“Bu kadar eski belgelerde eksiklik olabiliyor. Gönderinin gerçekten kime teslim edildiğini buradan anlayamayız.”

Victor arkasına yaslandı.

“Yani Adrian'ın eline geçtiğini bile bilmiyoruz.”

“Maalesef,” dedi görevli.

Dosyanın devamına baktım. Gönderinin içeriğiyle ilgili hiçbir bilgi yoktu. Yalnızca kayıt numarası ve teslim tarihi bulunuyordu.

Tam dosyayı kapatacakken aradan küçük bir kâğıt parçası düştü.

Lyra eğilip aldı.

“Bu da dosyanın içinden çıktı.”

Kâğıdın kenarları yırtılmıştı. Üzerinde birkaç kelime okunuyordu:

“...teslimden sonra dosya sahibine verilecek.”

Victor kâğıda baktı.

“Dosya sahibi kim?”

“Bilmiyoruz,” dedim. “Yazının geri kalanı yok.”

Görevli, parçanın hangi kayda ait olduğunu kesin olarak söyleyemedi. Fotoğrafını çekmemize izin verdi, ardından klasörü geri aldı.

Dışarı çıktığımızda Victor hâlâ kaydın numarasına bakıyordu.

“Adrian'ın kaybolduğu söylenen olaydan sonra adına gönderi yapılmış,” dedi. “Bu tesadüf mü sence?”

“Bilmiyorum. Ama araştırmaya değer.”

Lyra çantasını düzeltti.

“Önce gönderinin kim tarafından yapıldığını bulmalıyız. Belki kayıt numarası başka bir belgede de geçiyordur.”

“Ben babamın notlarına tekrar bakarım,” dedi Victor. “Belki aynı numarayı görmüşümdür.”

“Bulursan bize haber ver,” dedim.

Victor başını salladı.

Ayrılmadan önce kaydın fotoğrafını bir kez daha açtım. Adrian'ın adı, gönderi tarihi ve numarası ekranda duruyordu.

Elimizde hâlâ kesin bir cevap yoktu. Ama artık araştırmayı sürdürebileceğimiz bir kayıt vardı.

Eve dönerken aklıma tek bir soru takıldı:

Adrian Vaner kaybolduktan iki gün sonra ona bir şey gönderen kişi kimdi?