Keşfet

13. BÖLÜM — KAPININ ARDINDA

📖 SİNYAL YOK: Karanlık Sekans

13. BÖLÜM — KAPININ ARDINDA

Adam bir adım daha attı.

Ben hâlâ kapının önündeydim.

Lyra da yanımdaydı.

Odanın içindeki ışık zayıftı. Bir masanın üzerinde yanan tek bir lamba vardı. Etrafındaki eşyaların çoğu gölgede kalıyordu.

Adamın yüzünü biraz daha seçebiliyordum.

Orta yaşlarda görünüyordu.

Saçlarında birkaç beyazlık vardı.

Ama asıl dikkatimi çeken yüzü değildi.

Sesiydi.

O sesi daha önce gerçekten duymuştum.

Sadece nerede olduğunu hatırlayamıyordum.

Adam bana baktı.

— İçeri girmeyecek misin?

Bir an cevap vermedim.

Sonra Lyra'ya baktım.

O da bana bakıyordu.

— Sence girelim mi? diye fısıldadı.

— Bilmiyorum.

Adam bunu duydu.

— Bilmemen normal.

Bu cevap hoşuma gitmedi.

— Sen benim sesini tanıdığımı biliyor musun?

Adam kısa bir süre sustu.

— Hayır.

— O zaman neden öyle söyledin?

— Çünkü yüzünden belli oluyor.

Lyra hafifçe kaşlarını kaldırdı.

— Çok yardımcı oldun.

Adam ona baktı.

— Yardımcı olmak için burada değilim.

Lyra'nın yüzü biraz gerildi.

Ben araya girdim.

— O zaman neden buradasın?

Adam cevap vermeden masanın yanına gitti.

Masadaki birkaç kâğıdı düzeltti.

Sanki biz odada değilmişiz gibi davranıyordu.

Bu daha da garipti.

İçeri bir adım attım.

Lyra da arkamdan geldi.

Kapının eşiğinde son kez koridora baktım.

Mira hâlâ dışarıdaydı.

Bize bakıyordu.

Ben içeri girince kapının yanında kaldı.

— Kapıyı kapat, dedi.

Elimi kapıya uzattım.

— Sen gelmiyor musun?

Mira başını iki yana salladı.

— Hayır.

— Neden?

— Çünkü buraya kadar gelmem gerekiyordu.

Bu cevap beni durdurdu.

— Sonrası?

Mira adama baktı.

Sonra bana.

— Sonrası senin seçimin.

Kapıyı yavaşça kapattım.

Mira'nın ayak seslerini koridorda bir süre daha duyabildim.

Sonra ses kesildi.

Odada üç kişi kalmıştık.

Adam masanın arkasında duruyordu.

Lyra pencerenin yanına geçti.

Ben ise odanın etrafına bakmaya başladım.

Duvarlarda haritalar vardı.

Bazıları şehir haritasına benziyordu.

Bazılarında ise anlamadığım çizgiler ve işaretler bulunuyordu.

Bir köşede eski telgraf parçaları vardı.

Masada birkaç kitap duruyordu.

Kitapların yanında da siyah bir defter vardı.

Onu görür görmez durdum.

Defterin kapağında küçük harflerle iki harf yazıyordu.

A. V.

Yaklaştım.

Adam hemen:

— Ona dokunma.

dedi.

Elimi geri çektim.

— Neden?

— Çünkü henüz zamanı değil.

İçimden söylendim.

— Yine aynı cevap.

Lyra yanıma geldi.

Deftere baktı.

— Bu, bizim bulduğumuz defterin aynısı mı?

— Bilmiyorum.

Adam:

— Aynısı değil.

dedi.

Bu kez ona döndüm.

— Nereden biliyorsun?

— Çünkü onu ben koydum.

Bir an sessiz kaldım.

— Buraya mı?

— Evet.

Deftere tekrar baktım.

— Ne zamandır burada?

Adam cevap vermedi.

Bu kez masaya biraz daha yaklaştım.

— Beni buraya bunun için mi getirdiniz?

— Seni buraya getiren ben değilim.

— O zaman kim?

Adam gözlerini üzerime çevirdi.

— Bunu hâlâ anlamadın mı?

Başımı iki yana salladım.

— Hayır.

Adam bir süre bana baktı.

Sonra:

— Bazen bir insan bir yere gönderilmez, dedi. Bazen zaten oraya gidiyordur.

Lyra derin bir nefes aldı.

— Yine gizemli bir cümle.

Adam ona baktı.

— Haklısın.

Lyra şaşırdı.

— Ne?

— Fazla konuşuyorum.

İlk kez adamın yüzünde küçük bir gülümseme gördüm.

Sonra tekrar ciddileşti.

Benim gözüm hâlâ A.V. yazılı defterdeydi.

— Onu açabilir miyim?

Adam cevap vermedi.

Birkaç saniye sonra:

— Bir sayfa.

— Neden sadece bir sayfa?

— Çünkü fazlasını okursan bazı şeyleri yanlış anlayabilirsin.

— Bir sayfayı okuyunca anlamayacak mıyım?

— Belki.

— O zaman neden okutuyorsun?

Adam masanın kenarına yaslandı.

— Çünkü bazı cevapları kendin bulman gerekiyor.

Bu kez tartışmadım.

Defteri elime aldım.

Kapak eskiydi.

Parmaklarımın altında hafifçe toz hissediliyordu.

İlk sayfayı açtım.

Sayfada sadece birkaç satır vardı.

Okumaya başladım.

“İlk geçiş tamamlandığında...”

Devamı yoktu.

Sayfanın geri kalanı boştu.

Kağıdın alt köşesinde küçük bir işaret vardı.

Mührümün aynısı.

Bir süre o işarete baktım.

— İlk geçiş ne?

Adam cevap vermedi.

— Benim geçişim mi?

Sessizlik.

Lyra yanıma yaklaştı.

— Elias...

— Ne?

— Şuna bak.

Parmağıyla sayfanın kenarını gösterdi.

Orada çok küçük bir tarih vardı.

Tarihe baktım.

Sonra tekrar baktım.

Tarih, bulunduğumuz zamandan daha eskiydi.

Çok daha eski.

— Bu mümkün değil.

Adam:

— Neden?

— Çünkü bu defter burada olmamalı.

Adam bana baktı.

— Neden olmamalı?

— Çünkü...

Cümleyi tamamlayamadım.

Aslında ne söyleyeceğimi ben de bilmiyordum.

Defterdeki tarih, buraya gelişimizden çok daha önce yazılmıştı.

Ama A.V. işareti yine karşımdaydı.

Telefonum titredi.

Hepimiz aynı anda ekrana baktık.

ZAMANSAL BAĞLANTI: %73

Lyra hemen:

— Bir puan düştü.

Adamın yüzündeki ifade değişmedi.

Ben telefonu kapattım.

— Bu neden oluyor?

— Çünkü buraya geldin.

— Bu cevap değil.

— Şimdilik yeterli.

Sinirlenerek defteri masaya bıraktım.

— Hayır. Yeterli değil.

Adam sessiz kaldı.

Bir süre sonra odanın diğer tarafındaki duvara doğru yürüdü.

Duvarın üzerinde büyük bir harita vardı.

Haritanın üzerinde kırmızı kalemle işaretlenmiş birkaç nokta bulunuyordu.

Bir tanesi bulunduğumuz binaya yakındı.

Bir diğeri ise şehrin başka bir tarafındaydı.

Adam parmağını ikinci noktaya koydu.

— Eğer gerçekten cevap arıyorsan buraya git.

Haritaya baktım.

— Orada ne var?

— Eski bir istasyon.

Lyra hemen yaklaştı.

— Telgraf istasyonu mu?

Adam başını salladı.

— Hayır.

Bir an durdu.

— Daha eski.

Haritaya biraz daha yaklaştım.

İşaretin yanında iki kelime yazıyordu.

KUZEY GEÇİDİ.

— Burası ne?

Adam:

— Bir zamanlar kullanılan bir geçit.

— Nereye çıkıyor?

Adam bu kez cevap vermedi.

Elimi haritaya uzattım.

Tam işarete dokunacakken adam bileğimi tuttu.

Hareketi hızlıydı.

Ama hemen bıraktı.

Gözleri mühürümdeydi.

— Oraya tek başına gitme.

Bileğimi geri çektim.

— Neden?

Adam bir süre sustu.

Sonra:

— Çünkü orası seni buraya getiren yol olmayabilir.

Lyra ona baktı.

— O zaman ne?

Adam cevap vermedi.

Pencereye doğru yürüdü.

Perdeyi hafifçe araladı.

Dışarı baktı.

— Birileri geliyor.

Ben de pencereye yaklaştım.

Sokakta birkaç kişi vardı.

Uzakta iki adam hızlı adımlarla ilerliyordu.

Yüzlerini seçemiyordum.

Lyra:

— Bizi mi arıyorlar?

Adam:

— Bilmiyorum.

Bu kez gerçekten şaşırdım.

— Sen de bilmiyor musun?

Adam bana baktı.

— Her şeyi bildiğimi kim söyledi?

Bir süre kimse konuşmadı.

Sonra masanın üzerindeki A.V. defterini tekrar elime aldım.

Adam bu kez engel olmadı.

Defteri kapattım.

— Bunu yanımda götürebilir miyim?

Adam başını iki yana salladı.

— Hayır.

— Neden?

— Çünkü bu defter burada kalmalı.

— O zaman ben ne yapacağım?

Adam haritadaki işareti gösterdi.

— Gördüğünü hatırlayacaksın.

— Kuzey Geçidi'ni mi?

— Evet.

Telefonum yeniden titredi.

Ekranda yeni bir yazı belirdi.

A. V. SİNYALİ: ZAYIFLIYOR.

Bir saniye sonra yazı değişti.

YENİ KONUM ARANIYOR...

Lyra ekrana baktı.

— Elias...

— Gördüm.

İkimiz de sustuk.

Ekranda birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmadı.

Sonra yeni bir satır belirdi.

KUZEY GEÇİDİ.

Başımı kaldırdım.

Adam hâlâ pencerenin önündeydi.

Bana bakmadan konuştu.

— Artık neden oraya gitmen gerektiğini biliyorsun.

— Hayır.

Adam dönüp bana baktı.

— Ne?

— Neden gitmem gerektiğini değil...

Telefonu cebime koydum.

— Orada ne olduğunu öğrenmek istiyorum.

Adam birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra başını hafifçe salladı.

— İşte şimdi doğru soruyu sormaya başladın.

O anda dışarıdan kapının vurulduğunu duyduk.

Üç kez.

Hepimiz sustuk.

Adam pencerenin yanından ayrıldı.

Lyra bana baktı.

Ben de ona.

Kapı yeniden vuruldu.

Bu kez daha sert.

Adam masanın üzerindeki lambayı söndürdü.

Oda karanlığa gömüldü.

Ve ben, elim cebimdeki anahtarın üzerinde, bir sonraki kapının nerede olduğunu düşünmeye başladım.