Keşfet

3. BÖLÜM — SİLİNEN GELECEĞİN İZLERİ

📖 SİNYAL YOK: Karanlık Sekans

3. BÖLÜM — SİLİNEN GELECEĞİN İZLERİ

Barikatı geçtikten sonra biraz olsun rahatlayacağımı sanmıştım.

Yanılmışım.

Bileğimdeki sayaç hâlâ çalışıyordu.

165:05:30

Yaklaşık üç saat geçmişti.

Üç saat.

Normalde üç saati fark etmezdim bile. Birkaç video izler, arkadaşlarımla konuşur, oyun oynar, sonra ne kadar zaman geçtiğini anlamazdım.

Şimdi ise her saniyesini hissediyordum.

Lyra önde yürüyordu.

Ben de peşinden gidiyordum.

Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.

Sonra yolun kenarındaki devasa metal yapıyı gördüm.

Yavaşladım.

— Bu ne?

Lyra dönüp baktı.

— Buhar değirmeni.

— Değirmen mi?

— Evet.

Biraz daha yaklaştım.

Paslı borular, dönen büyük çarklar ve birbirine bağlanmış metal parçalar vardı. Arkasından yoğun siyah bir duman çıkıyordu.

Bir anda öksürmeye başladım.

— İnsanlar bunu gerçekten kullanıyor mu?

— Evet.

— Ve buna normal diyorsunuz?

Lyra omuz silkti.

— Başka ne kullanacağız?

Haklıydı.

Bu cevabı sevmedim.

Çünkü söyleyecek bir şey bulamamıştım.

Bir süre yapıyı izledim.

Buhar yükseliyor, çarklar dönüyor, metal parçalar birbirine çarpıyordu.

Sonra aklıma kendi dünyam geldi.

Elektrikli trenler.

Akıllı araçlar.

Gökdelenler.

Robotlar.

İnternet.

Hepsi bir anda gözümün önünden geçti.

Buradaysa insanlar hâlâ devasa makineleri elle kontrol ediyordu.

— Ustan bunları sevmiyor muydu?

Lyra başını çevirdi.

— Buhar makinelerinin işe yaradığını düşünüyordu ama daha iyisinin yapılabileceğine inanıyordu.

— Elektrik mi?

Lyra şaşkınlıkla bana baktı.

— Elektriği biliyor musun?

Bir an sustum.

— Evet.

Aslında "bilmek" kelimesi bile komik kalıyordu.

Benim dünyam elektriğin üzerine kuruluydu.

Ama burada elektrikten bahsetmek neredeyse imkânsız bir şey gibiydi.

Lyra defterini açtı.

— Ustam buna benzer şeyler çiziyordu.

Sayfaya baktım.

Bakır kablolar.

Çarklar.

Küçük enerji düzenekleri.

Bir süre hiçbir şey söylemedim.

Sonra:

— Adam gerçekten bir şeyler biliyormuş.

Lyra hafifçe gülümsedi.

— Biliyordu.

Sonra gülümsemesi kayboldu.

— Ama kimse ona inanmadı.

Yürümeye devam ettik.

Bir süre sonra gökyüzüne baktım.

Kablolar gördüm.

Hem de yüzlerce.

Ahşap direklerin arasından geçiyor, sokakların üzerinde birbirlerine bağlanıyordu.

— Bunlar ne?

Lyra yukarı baktı.

— Ustamın çalışması.

— Ne yapıyorlar?

— Ses taşıyorlar.

Durup kablolara baktım.

— Ne?

— İnsanların sesini bir yerden başka bir yere götürmek istiyordu.

İstemsizce güldüm.

— Ve insanlar ona deli mi dedi?

Lyra bana baktı.

— Evet.

Gülümsemem kayboldu.

Çünkü benim dünyamda bu fikir sıradan bile değildi.

İnsanlar saniyeler içinde dünyanın öbür ucuyla konuşabiliyordu.

Buradaysa birinin sesini kablodan geçirmek bile delilik sayılıyordu.

Elimi cebime attım.

Telefonumu çıkardım.

Ekranı açtım.

%75

Şarjıma baktım.

Bir an içim sıkıldı.

Bu cihaz benim dünyamdaki en sıradan şeylerden biriydi.

Ama burada...

Bir gün tamamen kapanırsa ne yapacağımı bilmiyordum.

Şarj aleti vardı.

Ama priz yoktu.

Elektrik yoktu.

Ve ben bunu ilk kez ciddi bir problem olarak görmeye başlamıştım.

Telefonu kapattım.

— Umarım bu dünya düzelmeden telefonum ölmez.

Lyra bana baktı.

— Telefonun mu?

— Boş ver.

— Sürekli "boş ver" diyorsun.

— Çünkü anlatırsam daha çok soru soracaksın.

— Belki de soruların cevaplarını vermen gerekiyordur.

— Belki de biraz susmamız gerekiyordur.

Lyra gözlerini devirdi.

— Çok sinir bozucusun.

— Bunu da bugün kaçıncı kez duyduğumu bilmiyorum.

Yürümeye devam ettik.

---

Hava kararmaya başladığında sokaklardaki lambalar birer birer yanmaya başladı.

Gaz lambaları.

Işıkları o kadar zayıftı ki birkaç metre ileriyi bile doğru düzgün göremiyorduk.

Bir lambanın altında durdum.

Camı is içindeydi.

— Bunlar gerçekten geceleri böyle mi yanıyor?

Lyra başını salladı.

— Evet.

— Korkunç.

— Alışırsın.

— Hiç sanmıyorum.

Lambaya biraz daha baktım.

Sonra aklıma kendi odam geldi.

Tavana gömülü ışıklar.

Tek tuşla açılan perdeler.

Telefonumun ekranı.

Her şey.

Şimdi burada bir lambanın başında durup bunun neden bu kadar kötü olduğunu düşünüyordum.

İşin en kötü tarafı da...

Bu dünya bana giderek daha tanıdık gelmeye başlamıştı.

Çünkü ne kadar bakarsam bakayım, burada olmayan şeyleri daha fazla fark ediyordum.

Elektrik.

İnternet.

Modern ulaşım.

İletişim.

Hepsi yoktu.

Ve bunların hepsi...

Benim dünyamda vardı.

Bileğimdeki mühür yeniden yandı.

— Ah!

Kolumu tuttum.

164:58:12

Lyra hemen yanıma geldi.

— İyi misin?

— İyiyim.

— Emin misin?

— Evet.

Bir saniye durdu.

— Yalan söylüyorsun.

— Bunu nereden çıkardın?

— Yüzünden belli.

— Yüzümün de mi şifresini çözdün?

Lyra gülmemek için kendini tuttu.

Ben ise bileğime baktım.

Sayaç çalışıyordu.

Ama bu kez aklım başka bir şeye takılmıştı.

Atölye.

Yangın.

Usta.

Kablolar.

Buhar makineleri.

Hepsi birbirine bağlanıyordu.

Benim dünyamda elektrik ve teknoloji vardı.

Burada ise insanlar elektriğin nasıl kullanılacağını bile bilmiyordu.

Peki ya bunun sebebi gerçekten o yangınsa?

Başımı kaldırdım.

— Lyra.

— Ne?

— Ustanın atölyesi yandığında tam olarak ne oldu?

Lyra'nın yüzü ciddileşti.

— Neden tekrar soruyorsun?

— Çünkü bir şeyi anlamaya çalışıyorum.

— Neyi?

Bir an sustum.

— Eğer o atölyede gerçekten önemli bir şey varsa...

Cümlemi tamamlayamadım.

Çünkü cevabı kendimden bile saklamak istiyordum.

Lyra bana baktı.

— Elias?

Başımı çevirdim.

— Boş ver.

Ama bu kez bunu gerçekten söylemek istememiştim.

İlk defa içimde kötü bir his vardı.

Belki de bu dünyanın değişmesinin sebebi sandığımdan daha basitti.

Belki de bütün bunların başlangıcında gerçekten ben vardım.

Ve eğer öyleyse...

Bunu düzeltmek zorundaydım.

Telefonumu cebime koydum.

Lyra'nın peşinden yürümeye devam ettim.

Ama artık etrafa eskisi gibi bakmıyordum.

Çünkü her paslı çarkta kendi dünyamdan kaybolmuş bir parçayı görmeye başlamıştım.

Ve bundan hiç hoşlanmıyordum.

Bileğimdeki sayaç bir saniye daha azaldı.

164:58:11

İçimden tek bir şey geçti:

Bu dünyayı ben bozduysam, düzeltecek kişi de ben olacaktım.

Ama önce neyi bozduğumu bulmam gerekiyordu.