6. BÖLÜM — KAÇIŞ YOLU
6. BÖLÜM — KAÇIŞ YOLU
Kapının önündeki ayak sesleri kesilince birkaç saniye kimse konuşmadı.
Ben de nefesimi tutmuş, karanlıkta bekliyordum.
Az önce gelen muhafızın elindeki anahtar hâlâ kapının kilidindeydi.
Lyra parmaklıkların arkasından bana baktı.
— Elias...
— Ne?
— Sessiz ol.
— Zaten sessizim.
Tam o sırada dışarıdan bir ses duyuldu.
— Kapıyı aç!
Harika.
Tam da ihtiyacım olan şey buydu.
Bir an gözlerimi kapattım.
Buraya geleli kaç saat olmuştu, bilmiyordum. Ama her geçen dakika bu dünyanın biraz daha kötü bir fikir olduğunu düşünüyordum.
Bileğime baktım.
159:34:52
Rakamlar gözümün önünde değişti.
159:34:51
— Daha yüz elli dokuz saat var, dedim kendi kendime.
Lyra kaşlarını çattı.
— Ne dedin?
— Hiç.
— Bileğindeki şeyi mi söyledin?
Kolumu hemen indirdim.
— Şimdi onu konuşmanın sırası değil.
Dışarıdaki muhafız yeniden bağırdı.
— Kapıyı açın!
Lyra elindeki kâğıdı gösterdi.
— Ustamın çizdiği şeyin tamamını anlamadım.
Kâğıdı ondan aldım.
Cılız gaz lambasının ışığı altında şemaya tekrar baktım.
Bakır teller...
Yuvarlak bir parça...
Bir sürü çizgi...
Ve kapının kilidine benzeyen bir mekanizma.
— Ben de anlamadım.
Lyra şaşkınlıkla yüzüme baktı.
— Ama sen gelecektensin.
— Gelecekten gelmem her şeyi bildiğim anlamına gelmiyor.
Bir an sustum.
Sonra ekledim:
— Gerçi normalde kapılar böyle açılmıyor.
— Nasıl açılıyor?
— Elektrikle.
Lyra'nın yüzündeki ifade değişti.
— Elektrik...
— Evet.
— Ustam da bunu yapmaya çalışıyordu.
Başımı kaldırdım.
— Biliyorum.
Dışarıdan anahtar sesi geldi.
Bu sefer çok daha yakındı.
Lyra hemen eğilip yerdeki metal parçayı aldı.
— Bunu buldum.
Elindeki küçük bakır parçayı bana uzattı.
Parçayı çevirdim.
— Bununla ne yapacağız?
— Bilmiyorum.
— Süper.
Lyra istemeden gülümsedi.
— Sen her şeye böyle mi tepki veriyorsun?
— Genellikle.
Bir an sonra yüzündeki gülümseme kayboldu.
Çünkü kapının önündeki muhafızlar artık konuşmuyordu.
Sadece anahtarın kilitte döndüğünü duyduk.
Kalbim hızlandı.
— Lyra...
— Biliyorum.
Kâğıda tekrar baktım.
Sonra kilide.
Sonra elimdeki bakır parçaya.
Bir şey yapmam gerekiyordu.
Ama aklıma gelen fikirlerin hiçbiri iyi değildi.
Tam o sırada cebimde bir ağırlık hissettim.
Elimi cebime attım.
Telefon.
Hâlâ bendeydi.
Ekranı açtım.
%74
Şaşkınlıkla ekrana baktım.
— Sen hâlâ çalışıyor musun?
Lyra yaklaştı.
— O şey ne?
— Telefon.
— İçinde ne var?
— Normalde internet.
— İnternet ne?
Telefonu kapattım.
— Şu an olmayan bir şey.
Ekrana tekrar baktım.
Servis yoktu.
Ama telefonun feneri çalışıyordu.
Feneri açtığım anda hücrenin içi aydınlandı.
Lyra gözlerini kıstı.
— Bunu nasıl yaptın?
— Telefon.
— Telefonun içinde ışık mı var?
— Evet.
— Nasıl?
— Uzun hikâye.
Dışarıdan bir muhafız bağırdı.
— Son kez söylüyorum! Kapıyı açın!
Lyra bana baktı.
— Uzun hikâyeyi sonra anlatırsın.
— Aynen.
Telefonun ışığını kilidin üzerine tuttum.
Kilidin yanında küçük bir metal yuva vardı.
Şemadaki çizimlerden biriyle aynıydı.
— Bir dakika...
Kâğıdı tekrar elime aldım.
— Burada bir bağlantı var.
Lyra hemen yanıma geldi.
— Nerede?
Parmağımla gösterdim.
— Şu.
— O ne?
— Bilmiyorum.
Lyra bana baktı.
— Çok yardımcı oldun.
— Teşekkür ederim.
Bakır teli metal yuvaya yaklaştırdım.
Hiçbir şey olmadı.
Biraz daha bastırdım.
Yine olmadı.
— Elias...
— Bekle.
Teli başka bir noktaya dokundurdum.
Bu kez içeriden küçük bir çıt sesi geldi.
İkimiz de donup kaldık.
— Duydun mu? dedim.
Lyra başını salladı.
— Evet.
Tekrar dokundurdum.
Çıt.
Kilidin içinden hafif bir titreşim geldi.
— Sanırım oldu.
— Sanırım mı?
— Şu an daha iyi bir kelime bulamıyorum.
Tam o anda kapı sarsıldı.
Muhafızlar açmaya çalışıyordu.
Lyra geri çekildi.
— Elias!
— Biliyorum!
Bakır teli daha sıkı tuttum.
Telefonun feneri hâlâ açıktı.
Kilidin içindeki küçük metal parça hareket etti.
Sonra...
Tak.
Kapı bir anda birkaç santim açıldı.
İkimiz de birbirimize baktık.
— Gerçekten açıldı, dedi Lyra.
— Ben de şaşırdım.
Kapıyı biraz daha ittirdim.
Koridor boştu.
Ama boş kalmayacaktı.
Uzakta ayak sesleri duyulmaya başlamıştı.
Lyra kâğıdı hızla cebine soktu.
— Gitmeliyiz.
Başımı salladım.
Hücreden çıktığım anda bacaklarımın ne kadar uyuştuğunu fark ettim.
Duvara tutunarak yürüdüm.
— Önce nereye?
Lyra koridorun sonunu gösterdi.
— Buradan.
Koşmaya başladık.
İlk birkaç adımda ayakkabım kaydı.
Neredeyse düşüyordum.
— Harika...
Lyra arkasına baktı.
— İyi misin?
— Hayır.
— O zaman koşmaya devam et.
— Mantıklı.
Koridorun sonuna geldiğimizde iki farklı yol vardı.
Sağ taraf merdivenlere çıkıyordu.
Sol taraf ise karanlık bir tünele gidiyordu.
Durduk.
— Hangisi? diye sordum.
Lyra düşündü.
— Sağ.
— Neden?
— Çünkü sol taraftan daha önce hiç geçmedim.
— Bu, sağ tarafın güvenli olduğunu kanıtlamıyor.
— Başka fikrin var mı?
Yoktu.
Sağa döndük.
Merdivenleri çıkarken arkamızdan sesler gelmeye başladı.
— Kaçmışlar!
Lyra'nın yüzü gerildi.
— Daha hızlı!
— Deniyorum!
Birinci kat.
İkinci kat.
Son merdiveni çıktığımızda eski bir koridora ulaştık.
Duvarlarda gaz lambaları vardı.
Pencerelerden dışarı baktığımda şehrin bir kısmını görebiliyordum.
Karanlık sokaklar...
Sarı ışıklar...
Duman çıkaran bacalar...
Ve uzakta ağır ağır ilerleyen bir buhar aracı.
Bir an durdum.
Burası hâlâ benim dünyam değildi.
Ne kadar koşarsam koşayım, bunu değiştiremiyordum.
Lyra kolumdan çekti.
— Elias, gel!
Peşinden gittim.
Koridorun sonunda eski bir kapıya ulaştık.
Lyra kapıyı açtı.
Dışarı çıktığımızda yüzüme soğuk hava çarptı.
Özgürdüm.
En azından şimdilik.
Arkamızdan bağırışlar hâlâ duyuluyordu.
Lyra nefes nefese kaldı.
— Şimdi ne yapacağız?
Bileğime baktım.
159:28:17
Sonra şehrin dışındaki karanlığa baktım.
— Önce saklanacağız.
— Sonra?
Telefonumu elime aldım.
Ekranda hâlâ aynı yazı vardı.
Servis yok.
Ama artık sadece eve dönmek istemiyordum.
Bir şey fark etmiştim.
Bu dünyanın değişmesinin bir nedeni vardı.
Ve o neden...
Belki de sandığımdan çok daha yakındı.
— Sonra, dedim, ustanı bulacağız.
Lyra şaşırdı.
— Neden?
Bileğimdeki mavi mühür yeniden yandı.
Bir saniyeliğine gözlerimin önünde başka bir yazı belirdi.
HATIRLA.
Sonra kayboldu.
Yutkundum.
— Çünkü onun bildiği bir şey var.
Ve ben ne olduğunu öğrenmeden bu dünyadan çıkamayacaktım.