Keşfet

8. BÖLÜM — KIRILAN SİNYAL

📖 SİNYAL YOK: Karanlık Sekans

8. BÖLÜM — KIRILAN SİNYAL

Lyra pencerenin yanında bekliyordu.

Ben hâlâ kapının önündeydim.

Telefonumun ekranında aynı yazı duruyordu.

ZAMANSAL BAĞLANTI ARANIYOR...

— İçeri girmemiz gerekiyor, dedim.

Lyra bana baktı.

— Ya içeride biri varsa?

— O zaman sessiz oluruz.

— Sen mi?

— Deneyeceğim.

Pencereye yaklaştım.

Tam elimi çerçeveye uzatmıştım ki içeriden bir ses geldi.

Tak.

Elimi hemen geri çektim.

Lyra da sustu.

Bir saniye sonra aynı ses tekrar geldi.

Tak... tak...

— Bunu sen de duydun, değil mi? diye fısıldadım.

Lyra başını salladı.

— Evet.

Binanın içinden ayak sesleri gelmeye başladı.

Yaklaşıyordu.

— Harika, dedim. Tam da ihtiyacımız olan şey.

Lyra kolumdan tuttu.

— Saklan.

— Nereye?

Cevap vermeden beni duvarın yanına çekti.

İkimiz de çömeldik.

Kapı açıldı.

İki muhafız dışarı çıktı.

Birinin elinde gaz lambası vardı.

— İçeride bir şey hareket etmiş.

Diğeri etrafa baktı.

— Konsey burayı kapatmamızı istemişti. Kim girmiş olabilir?

İçimden “Ben” dedim ama sesimi çıkarmadım.

Muhafızlardan biri bize doğru birkaç adım attı.

Telefonum cebimde titredi.

Gözlerimi kapattım.

Titreşim kesilmiyordu.

Adam durdu.

— O ses neydi?

Telefonumun ekranına baktım.

Kendi kendine açılmıştı.

SİNYAL BULUNDU.

— Hayır...

Telefonun ışığı yandı.

Muhafız bizi gördü.

— Oradalar!

— Koş!

Lyra fırladı.

Ben de arkasından koştum.

— Durun!

— Hiç sanmıyorum! diye bağırdım.

Dar sokağa çıktık.

Arkamızdan ayak sesleri geliyordu.

Lyra sola döndü.

Ben de peşinden gittim.

Önümüze bir buhar aracı çıktı.

Fren yapınca tekerleklerden duman yükseldi.

— Çekil! diye bağırdı Lyra.

Kendimi son anda kenara attım.

Araç yanımızdan geçerken sıcak buhar yüzüme vurdu.

— Bu şeylerden nefret ediyorum!

Lyra cevap vermedi.

Koşmaya devam etti.

Arkamıza baktım.

Muhafızlar hâlâ peşimizdeydi.

— Bir fikrin var mı?

— Şu an yok!

— Harika! Bende de yok!

Bir köşeyi döndük.

Karşımızda yüksek bir taş duvar vardı.

Lyra durdu.

Ben de durdum.

— Çıkmaz mı?

— Galiba.

— “Galiba” mı?

Muhafızların sesleri yaklaşıyordu.

Lyra duvara baktı.

Sonra yerdeki taşlardan birinin yanına çömeldi.

— Burada bir şey var.

— Ne?

Elini taşların arasına soktu.

Bir metal parça buldu.

Çekti.

Çıt.

Duvarın bir bölümü hareket etti.

Gözlerim büyüdü.

— Şaka yapıyorsun.

— İçeri!

İkimiz de geçitten girdik.

Tam arkamızdan muhafızlar sokağa çıktı.

— Buradalar!

Geçit kapandı.

Sesleri kesildi.

Karanlıkta birkaç saniye sadece nefes alışlarımızı duyduk.

Sonra Lyra fısıldadı:

— Burası ne?

Telefonumu çıkardım.

Ekran yeniden açıldı.

Bu kez başka bir yazı vardı.

A. V.

Kaşlarımı çattım.

— Yine bu harfler.

Lyra ekrana baktı.

— Ustanın işaretlerinden biri olabilir.

— Olabilir mi?

— Bilmiyorum.

Telefon bir anda titredi.

ZAMANSAL BAĞLANTI KURULUYOR...

Ardından ekran karardı.

— Harika.

— Ne oldu?

— Pil yüzde üç.

Lyra kaşlarını kaldırdı.

— Bu kötü mü?

— Çok kötü.

Tam o sırada bileğim yandı.

Mühür parladı.

HATIRLA.

— Yine mi?

Elimi bileğime götürdüm.

Bir anlığına gözümün önünden bir görüntü geçti.

Beyaz bir oda.

Metal bir kapı.

Bir masa.

Ve biri...

Bana doğru dönüyordu.

— Elias!

Lyra'nın sesiyle kendime geldim.

Görüntü kaybolmuştu.

— Ne oldu?

Başımı salladım.

— Bir şey yok.

— Yalan söylüyorsun.

— Biliyorum.

Önümüzde karanlık bir tünel uzanıyordu.

Tünelin sonunda hafif bir ışık vardı.

Sonra içeriden bir ses duyuldu.

Tak.

Bir metal parçası yere düştü.

Ardından ayak sesi geldi.

Birisi tünelin diğer ucundaydı.

Lyra bana baktı.

— Biri var.

Telefonumu cebime koydum.

— O zaman gidip bakacağız.

— Ya tehlikeliyse?

— Zaten şu ana kadar başımıza gelenlerin hangisi normaldi?

Lyra cevap vermedi.

Tünele doğru ilerlemeye başladık.

Her adımda ayak sesleri biraz daha yaklaşıyordu.

Ben de artık emindim.

İşin daha yeni başladığını anlamıştım. Ve açıkçası bundan hiç hoşlanmamıştım.