9. BÖLÜM — KARANLIĞIN İÇİNDE
9. BÖLÜM — KARANLIĞIN İÇİNDE
Tünelde ilerlerken ayak sesleri bir anda kesildi.
Durup Lyra'ya baktım.
— Nereye gitti?
Lyra parmağını dudaklarına götürdü.
— Sessiz ol.
— Zaten sessizim.
— Konuşuyorsun.
— Fısıldıyorum.
— O da konuşmak.
Gözlerimi devirdim.
Tam o sırada ayağımın altında bir ses geldi.
Çıt.
İkimiz de yere baktık.
Taşlardan biri aşağı doğru çökmüştü.
— Ben bir şey yapmadım, dedim.
Lyra bana baktı.
— Elias...
Duvarların iki yanında küçük delikler açıldı.
— Tamam, galiba bir şey yaptım.
Bir anda metal çubuklar duvardan fırladı.
Kendimi yana attım.
Tak! Tak! Tak!
Çubuklar az önce durduğum yere saplandı.
— Bu hiç normal değil!
Lyra kolumdan çekti.
— Koş!
Koşmaya başladık.
Tünelin sonunda dar bir merdiven vardı.
Taş basamakların bazı yerleri kırılmış, ahşap kısımlar çürümüştü.
Lyra önden çıktı.
Ben arkasından tırmandım.
Arkamızdan yine metal sesleri geliyordu.
— Daha hızlı!
— Daha ne kadar hızlı gidebilirim?!
— Bilmiyorum!
— Harika!
Bir basamağa bastığım anda tahta kırıldı.
Ayağım boşluğa düştü.
— Lanet olsun!
Lyra hemen kolumu tuttu.
— Tutun!
— Tutuyorum!
Diğer elimle duvara yapıştım.
Ayağımı kurtarıp tekrar yukarı çıktım.
— Bir daha böyle merdiven görürsem aşağıdan bakacağım.
— Şimdi konuşmayı bırak!
— Tamam!
Sonunda merdivenin tepesine ulaştık.
Karşımızda eski bir kapı vardı.
Kapının üzerinde pirinç bir levha asılıydı.
TELGRAF VE HABERLEŞME DAİRESİ
Levhanın kenarları kararmış, harflerin bazıları paslanmıştı.
— Telgraf istasyonunun altındaymışız.
Lyra kapıya yaklaştı.
— Burası ustanın gizli çalışma odası olabilir.
— Şu “olabilir” kelimesini bir gün yasaklayacağım.
Kapıyı yavaşça açtı.
İçerisi eski bir haberleşme odasıydı.
Duvarlarda bakır kablolar uzanıyordu.
Tahta masaların üzerinde mürekkep şişeleri, kâğıtlar ve metal aletler vardı.
Bir köşede eski bir telgraf cihazı duruyordu.
Ama odanın ortasında daha garip bir şey vardı.
Büyük, yuvarlak bir metal düzenek.
Bakır kabloların hepsi ona bağlanmıştı.
Telefonum cebimde titredi.
Çıkardım.
Ekran açıldı.
ZAMANSAL BAĞLANTI: %12
— Şimdi de yüzde mi veriyorsun?
Lyra cihazın yanına yaklaştı.
— Buna dokunma.
— Zaten dokunmayacaktım.
Bir saniye durdum.
— Büyük ihtimalle.
Lyra bana ters ters baktı.
Tam o sırada telgraf cihazından bir ses geldi.
Tık... tık... tık...
İkimiz de döndük.
Kâğıt şeridi kendi kendine hareket ediyordu.
Lyra yavaşça yaklaştı.
Şeridin üzerinde harfler oluşmaya başladı.
E L I A S
Bir an öylece kaldım.
— Bu benim adım.
Lyra da şaşkın şaşkın baktı.
Telgraf yeniden çalıştı.
Tık... tık...
Yeni harfler çıktı.
G E R İ D Ö N M E
Kaşlarımı çattım.
— “Geri dönme” mi?
Lyra bana baktı.
— Elias...
— Ne?
— Bence biri burada olduğumuzu biliyor.
Tam o anda kapı sertçe kapandı.
GÜM!
İkimiz de irkildik.
Kapının diğer tarafından bağırışlar geldi.
— İçeride biri var!
Gözlerimi kapattım.
— Yine mi?
Lyra etrafa baktı.
— Kaçacak yer yok.
— Bir yer olmalı.
Masaların arasından geçtim.
Pencerelere baktım.
Hepsinde demir parmaklık vardı.
Diğer kapıyı denedim.
Kilitliydi.
GÜM!
Kapı tekrar sarsıldı.
— Elias!
— Biliyorum!
Metal düzeneğe baktım.
Bakır kablolar...
Telgraf cihazı...
Mühür...
Bir anda 7. bölümde gördüğüm A. V. yazısı aklıma geldi.
— Lyra, şu kabloyu ver.
— Neden?
— Çünkü başka fikrim yok.
Kabloyu elime aldım.
Mühür bir anda parladı.
HATIRLA.
— Tamam, tamam! Hatırlıyorum!
Kabloyu metal düzeneğe bağladım.
Bir anda bütün oda titredi.
Gaz lambaları söndü.
Telgraf cihazı hızla çalışmaya başladı.
TIK TIK TIK TIK!
Kapının dışındaki sesler bir anda kesildi.
Dışarıdan garip sesler gelmeye başladı.
Gaz lambaları birer birer söndü.
Buhar makineleri durdu.
Sokaklar bir anda karardı.
Lyra bana baktı.
— Ne yaptın?
— Hiçbir fikrim yok.
Metal düzenekten yüksek bir uğultu geldi.
Telefonumun ekranı tekrar açıldı.
ZAMANSAL BAĞLANTI KURULDU.
Altında tek bir cümle belirdi:
168 SAAT ÖNCE.
Ekrana baktım.
— Bu... benim geldiğim zamana mı dönüyor?
Lyra cevap veremeden kapı yeniden sarsıldı.
Metal düzenek çatırdamaya başladı.
— Elias!
— Ne?
— Cihaz bozuluyor!
— Harika!
Masadaki kâğıtlar havaya savruldu.
Bakır kablolar kıvılcımlanmaya başladı.
Odanın ortasında parlak bir ışık oluştu.
Bir adım geri çekildim.
— Lyra, buradan çıkmamız lazım!
— Nereye?
Kapıya baktım.
Muhafızlar neredeyse içeri girmişti.
Sonra ışığa baktım.
— Oraya.
— Emin misin?
— Hayır!
Elini tuttum.
— Ama başka seçeneğimiz de yok!
Kapı kırıldı.
Muhafızlar içeri girdi.
Tam üzerimize koşacakları sırada ışık bütün odayı kapladı.
Gözlerimi kapattım.
Bir saniye sonra...
Hiçbir şey duymuyordum.
Tek hissettiğim, bileğimdeki mührün sıcaklığıydı.