virüs -Vk-25
Gece boyunca gözümü kırpmadan televizyonun karşısında oturdum.
İlk başta tek bir haberdi.
Sonra ikinci...
Ardından üçüncü.
Her yarım saatte bir dünyanın farklı bir yerinden yeni bir uçak kazası haberi geliyordu.
"Japonya'da yolcu uçağı düştü..."
"Almanya'da kuleyle bağlantısı kesilen bir uçak acil iniş yapmaya çalışırken düştü..."
"Amerika Birleşik Devletleri'nde bir yolcu uçağından son anda yardım çağrısı alındı..."
Hepsinin ortak bir noktası vardı.
Hiçbiri normal değildi.
Televizyon kanalları sürekli aynı cümleyi tekrarlıyordu.
"Kazaların nedeni henüz bilinmiyor."
Telefonumu elime aldım.
Sosyal medya birbirine girmişti.
Kimi savaş çıktığını söylüyordu.
Kimi bunun büyük bir siber saldırı olduğunu.
Kimileri ise hükümetlerin bir şey sakladığını iddia ediyordu.
Hangisi doğruydu bilmiyordum.
Tek bildiğim şey...
İçimde büyüyen o huzursuzluktu.
Perdeyi araladım.
Mahalle her zamankinden daha sessizdi.
Normalde bu saatte dışarıda çocuk sesleri olurdu.
Arabalar geçerdi.
Komşular balkonlarında otururdu.
Şimdi ise...
Sokak bomboştu.
Sadece uzaktan geçen bir ambulansın sireni duyuluyordu.
Arkasından bir tane daha...
Ve bir tane daha...
Omuzlarım istemsizce gerildi.
Arkamdan annemin sesi geldi.
"Gizem..."
Döndüm.
Annem, Efe'nin alnına ıslak bez koyuyordu.
Kardeşimin yüzü kıpkırmızıydı.
Nefes alırken zorlanıyor gibiydi.
Ateşini tekrar ölçtüm.
40.1
İçim sıkıştı.
"Anne, böyle olmayacak."
"Sabahtan sağlık ocağına götürelim."
Annem sessizce başını salladı.
"Ya büyük hastaneye götürsek?"
Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz televizyona baktım.
Hastanelerin önünde uzun kuyruklar gösteriliyordu.
Bazı insanlar sedyelerde bekliyor...
Bazıları bağırıyor...
Sağlık çalışanları neye yetişeceklerini şaşırıyordu.
İçimde tuhaf bir korku vardı.
Ya hastanede de bu hastalık varsa?
Ya Efe daha kötü olursa?
Ya...
Bir anda elektrikler hafifçe gidip geldi.
Lambalar bir anlığına söndü.
Ev sessizliğe gömüldü.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Sonra ışıklar yeniden yandı.
Televizyondaki spiker kulaklığına dokunuyor, korkuyla etrafına bakıyordu.
"Elimize ulaşan son bilgilere göre..."
Sesi titredi.
"...vatandaşlarımızın zorunlu olmadıkça evlerinden çıkmamaları tavsiye edilmektedir."
Annemle göz göze geldik.
İkimizin de aklında aynı soru vardı.
Gerçekten dışarı çıkmalı mıydık?
Efe'nin odasından boğuk bir öksürük sesi duyuldu.
Koşarak yanına gittim.
Televizyonu kapatmayı düşündüm ama elim kumandaya gitmedi.
Sanki kapatırsam daha başka bir haber kaçıracakmışım gibi hissediyordum.
Spiker derin bir nefes aldı.
"Son dakika..."
Ekranın altından kırmızı yazılar akmaya başladı.
"İstanbul Boğazı'nda yük gemisiyle yolcu feribotu çarpıştı."
Görüntüler canlı değildi.
Telefon kameralarıyla çekilmişti.
Karanlık denizin ortasında sirenler çalıyor, insanlar çığlık atıyordu.
Devasa yük gemisi yön değiştirmeden ilerlemeye devam etmiş, feribotu adeta ezip geçmişti.
Muhabir konuşuyordu.
"Yetkililer kaptanla uzun süre iletişim kuramadıklarını belirtti."
Kanal değişti.
Bu kez başka bir şehir...
Başka bir felaket...
"Ankara'da nedeni henüz bilinmeyen büyük bir doğal gaz patlaması."
Apartmanın yarısı çökmüştü.
İtfaiyeciler enkazdan insan çıkarmaya çalışıyordu.
Spiker bile şaşkındı.
"Patlamanın sebebi henüz belirlenemedi."
Yine...
Henüz belirlenemedi...
Bu cümleyi duymaktan yorulmuştum.
Telefonum art arda bildirimlerle titriyordu.
"İzmir'de metro seferleri durduruldu."
"Bursa'da elektrik kesintileri yaşanıyor."
"Yurt genelinde bazı baz istasyonlarında erişim sorunu..."
İnternet bir geliyor, bir gidiyordu.
Sosyal medyada paylaşılan videolar birbirinden korkunçtu.
Bir videoda otoyolda onlarca araç zincirleme kazaya karışmıştı.
Başka bir videoda insanlar alışveriş merkezinden çığlık atarak kaçıyordu.
Kimse nedenini bilmiyordu.
Sadece kaçıyorlardı.
Annem mutfaktan seslendi.
"Gizem..."
Başımı çevirdim.
"Efe yine sayıklıyor."
Koşarak odasına girdim.
Kardeşimin yüzü ateşten kıpkırmızı olmuştu.
Nefesi hızlanmıştı.
Dudakları kurumuştu.
"Efe..."
Gözlerini araladı.
Sanki beni görmüyordu.
Boşluğa bakıyordu.
Sonra kısık bir sesle fısıldadı.
"Çok... acık..."
İçim burkuldu.
Ateşini tekrar ölçtüm.
Kırk dereceyi geçmişti.
"Annem Sabah olur olmaz sağlık ocağına gideriz."
Başımı salladım.
"Olmazsa büyük hastaneye götürürüz."
Tam bunu söylediğim anda televizyonun sesi yeniden yükseldi.
Spiker kulaklığına bastırıyordu.
Yüzündeki korku artık gizlenemiyordu.
"Az önce elimize ulaşan bilgiye göre..."
Yutkundu.
"...Avrupa'da art arda yaşanan uçak kazalarının ardından Asya'dan da benzer haberler geliyor."
Stüdyoda kısa bir sessizlik oldu.
Ardından başka bir muhabire bağlandılar.
"Evet... Şu anda liman bölgesindeyiz..."
Muhabirin arkasında deniz görünüyordu.
Sesi titriyordu.
"Bir yolcu gemisi, hiçbir çağrı yapmadan iskeleye çarptı..."
Tam o sırada yayın bir anlığına cızırtıyla kesildi.
Görüntü dondu.
Sonra geri geldi.
Muhabir bu kez çok daha solgundu.
"...İçeriden çıkan bazı yolcuların saldırgan davrandığı yönünde iddialar var. Ancak bu bilgiler henüz doğrulanmış değil..."
Ekrandaki herkes aynı cümleyi kuruyordu.
"Sebebi bilinmiyor."
---
Televizyondaki spiker kulaklığına dokundu.
"Son dakika... Son dakika..."
Stüdyodaki herkes bir anda sessizleşti.
"Elimize ulaşan görüntüler, birkaç dakika önce acil iniş yapan yolcu uçağına ait."
Ekran değişti.
Canlı yayın...
Havalimanının pisti askerler, polisler ve ambulanslarla çevrilmişti.
Muhabirin sesi rüzgârın arasında güçlükle duyuluyordu.
"Biraz önce kule kayıtları tarafımıza ulaştı. Şimdi son konuşmaları dinliyoruz."
Hoparlörden cızırtılı bir telsiz sesi yükseldi.
"Kule... Kule... Beni duyuyor musunuz?"
"THY 482, sizi duyuyoruz. Durumunuzu bildirin."
Pilotun nefesi kesik kesikti.
"Kokpitte saldırı var... Yardımcı pilot... bana saldırdı... Onu etkisiz hâle getirmek zorunda kaldım."
Arkadan kadın çığlıkları duyuluyordu.
Bir çocuk ağlıyordu.
"Yolcular birbirlerine saldırıyor... Kapıları zorluyorlar... Acil iniş izni istiyorum!"
Kulede kısa bir sessizlik oldu.
"THY 482, bulunduğunuz bölge karantinaya alındı. İniş izni veremiyoruz. En yakın yedek piste yönelin."
Pilot öfkeyle bağırdı.
"İzin veremeyiz mi? İçeride insanlar ölüyor! Yakıtım bitiyor! Bu uçağı havada tutamam!"
Telsizden metal vurma sesleri geldi.
Birileri kokpit kapısını yumrukluyordu.
Pilotun sesi titredi.
"Kapıyı kırıyorlar... Mecburen piste iniyorum..."
Bağlantı kesildi.
Muhabir kameraya döndü.
"Ve gördüğünüz gibi pilot, kule izni olmadan iniş kararı aldı."
Tam o sırada gökyüzünde dev yolcu uçağı belirdi.
Motor sesleri kulakları sağır ediyordu.
Uçak piste sert şekilde teker koydu.
Duman yükseldi.
Kanatlardan kıvılcımlar çıktı.
Büyük bir gürültüyle durmayı başardı.
Pistte herkes nefesini tutmuştu.
Ambulanslar yavaşça uçağa yaklaştı.
Kapı açıldı.
İlk çıkan kişi...
Pilottu.
Üniforması kan içindeydi.
Yavaş adımlarla yürüyordu.
Muhabir fısıldadı.
"Pilot kurtulmuş gibi görünüyor..."
Pilot bir an durdu.
Başını yavaşça ambulanstaki sağlık görevlilerine çevirdi.
Yüzü bembeyazdı.
Gözleri...
Simsiyahtı.
Bir anda koşarak doktorlardan birinin üzerine atladı.
Doktorun çığlığı havalimanında yankılandı.
"AAAH!"
Pilot, doktorun boynuna dişlerini geçirdi.
Kan etrafa sıçradı.
Muhabir korkuyla bağırdı.
"AMAN ALLAH'IM! ÇEK! ÇEK! SAKIN KAPATMA!"
Askerler silahlarını doğrulttu.
"GERİ ÇEKİLİN!"
Tam o sırada uçağın kapısından onlarca kanlar içindeki yolcu sendeleyerek dışarı çıkmaya başladı.
Bir kadın yerde emekleyerek ilerliyor, ardından aniden ayağa kalkıp bir polise saldırıyordu.
Çığlıklar...
Silah sesleri...
Ambulans sirenleri...
Her şey birbirine karışmıştı.
Görüntü bir gidiyor, bir geliyordu.
Spikerin sesi titredi.
"Sayın seyirciler... Yayında teknik bir sorun yaşıyoruz..."
Ekran tekrar açıldı.
Kameraman koşuyordu.
Nefes nefeseydi.
Bir yaratık hızla kameraya yaklaştı.
Görüntü sarsıldı.
Ardından siyah ekran...
Stüdyodaki spiker kulaklığına dokundu.
Ellerinin titrediği ekrandan bile belli oluyordu.
"Ali...? Ali bizi duyuyor musun?"
Sessizlik...
Sadece cızırtı...
Sonra rejiden panik dolu bir se
Yorumlar
- Gecegece99: degiştirdim
- Gecegece99: uydurdum
- Emre Efe: bu virüs kodu uydurma durmasın
- Poyraz Pekün: vx 27 adı geçince işin boyutu iyice belli oldu