Keşfet

2.Bölüm; Çiçekçi Dükkânı💐

Sihirbaz: Pekin`in Treni

2.Bölüm; Çiçekçi Dükkânı💐

Ertesi gün geceye göre biraz daha cesaretini toplamıştı. Kendini bir hayal gördüğüne inandırmıştı ki evden çıkana kadar sürdü bu inancı.

Okula gitmek için evden çıktığında bahçesindeki koltukta iki yumak kırmızı ip gördü. Artık daha fazla bu evde bu mahallede durmak istemiyordu. Kendini apar topar okula atmalı mümkünse geceyi de orada geçirmeliydi.

Verdiği derslerden pek verim alamamıştı. Zihni sürekli bir boşluğa dalıyor yine o meşum geceyi hatırlıyordu. Okuldan sonra eve gitmek istemedi. Adımları onu davetiyedeki çiçekçiye götürüyordu. Devamlı insanların arasında olmak, o kalabalık tarafından korunup kollanmak istiyordu. Eğer bugün o sihirbazla denk gelmezse sadece bir halüsinasyon gördüğüne kendini inandıracaktı.

Etrafı tellerle çevrelenmiş büyük bahçeye geldiğinde durdu. Burnuna mis gibi çiçek kokuları geliyordu.

Sanki sonbahar buraya hiç uğramamış gibi diye içinden geçirdi.

Kuş cıvıldamalarını, böcek seslerini dinledi bir müddet. Keyfi biraz olsun yerine gelmişti. Bahçeye girdi. Mütenevvi çiçeklerle belirli bir örüntü halinde bezenmiş bu bahçe oldukça hoşuna gitmişti. Büyük bahçeyi geçtikten sonra etrafı camdan yapılmış olan dükkana girdi.

Bir adam renkli güllerin olduğu güzel bir buket hazırlıyordu. Masasında üzerinde notlar olan bir sürü sipariş buketleri vardı. İçeriye giren rüzgâr, çiçekçinin gür saçlarında geziniyor, önü açık mavi gömleğini havalandırıyordu. İçindeki beyaz tişörtünün üzerindeki polen tozlarını açığa çıkartıyordu. Algın, ilk bakışta yandan görebildiği bu adamdan etkilenmişti. Yazdığı notlardan, buketteki kurdeleleri bağlayışına kadar farklı bir havası vardı.

Çiçekçi, Algın’ı farkedince başını kaldırıp “Pekin’in hobi bahçesine hoş geldiniz” dedi.

Genç öğretmenin yüzü bir anda kireç gibi oldu.

“Siz! Siz o kişisiniz?”

“Kim?”

“Ne istiyorsunuz benden? Size ne zarar verdim?”

Pekin, masumane bir edayla “kimden bahsediyorsunuz anlayamadım açıkçası? Beni biriyle karıştırıyor olabilir misiniz?” dedi.

“Siz o büyücüsünüz! Beni rahatsız eden büyücü!”

Pekin yumuşak bir gülümseme çehresine yerleştirdi ve bu oyununa bir son vermek istedi.

“Çok kırıcısınız cidden... ben büyücü değil sihirbazım.”

Algın sinirle “Ne fark eder ki? Benimle uğraşmayı bırakın, lütfen. Ben kendi halinde yaşayan bir memurum. Böyle soytarılıklara ayıracak vaktim yok” diye çıkıştı.

Pekin sakince elindeki buketi masaya bıraktı ve Algın’a doğru ilerledi.

“Öncelikle şunu söylemeliyim. Ben büyücü değil bir sihirbazım. Büyücüler, insanlara zarar verir. Sihirbazlar ise insanları eğlendirir, öyle değil mi?”

Algın, iki adım geri giderek cevapladı.

“Ama ben dün gece hiç eğlenmedim.”

Pekin pişmanlıkla “yeni komşumla tanışmak istemiştim sadece. Sizi korkutmak istememiştim. Ayrıca ipleriniz hâlâ bahçedeydi. Lütfen onları özrümün bir parçası olarak kabul edin” dedi.

Genç öğretmen telaş ve sinirle “evime kadar gelmeye nasıl cüret ettiniz?” dedi.

Sihirbaz rahat bir tavırla ellerini siyah pantolonunun ceplerine koyarak masasına yaslandı.

“Yolum düşmüştü oralara, geçerken gördüm diyelim. Bu arada bahçeniz çok güzeldi. Sizden önceki kiracı adam huysuzun biriydi. Sevmezdi çiçekleri filan. Davetiyeme bakıp da bir gün uğramadı yanıma.”

“Keşke ben de uğramasaydım...”

Sihirbaz bir anda parmağını şaklattı. Başından aşağıya iskambil kartları yağdı. Eline düşen iki karttan birini havaya fırlattı. Bir anda her yer rengarenk ışıklarla doldu. Genç kızın etrafında rengarenk kelebekler uçuşmaya başladı. Kendini ışıklardan korumaya çalıştı. Fakat parmağına konan bir kelebekle tuhaf bir şekilde içindeki korkunun gitmesi bir oldu.

Bir diğer kartı ise Algın’ın ayağının dibine attı. Kart yok olunca fayansı delip geçen çok parlak sarı bir çiçek beliriverdi. Etrafa mis gibi taze çiçek, bahar kokuları yayıldı.

Sihirbaz masum bir ifadeyle “sizce benim büyücüye benzer bir halim var mı?” diye sordu.

Algın, cevap vermek istemedi. Şaşkınlıkla sihirbazı izliyordu.

Pekin, elini buketlerin üzerinde gezdirdi. Kırmızı güller, mor güller, beyaz güller... artık hepsinin üzerinde ışıltı vardı.

Sonra, öğretmene dönerek sordu.

“Aklından bir renk tutmak ister misin?”

Algın, içten içe ne kadar kızsa da meraktan “tamam, tuttum” dedi.

Şimdi başından aşağı lila, pembe, mavi ve beyaz renklerde gül yaprakları dökülmüştü.

Sihirbaz ellerini arkadan bağlayarak gülümsedi.

“İstersen yetmiş renk tut, fark etmez. Beni o kadar küçük görmemelisin.”

Algın, üzerindeki gül yapraklarını telaşla çırptı.

Ardından “lütfen bir daha karşıma çıkmayın. Çünkü daha sihirle uğraşacak kadar aklımı kaçırmadım” dedi ve dükkanı terk etti.

Sihirbaz “ama aklından renk tutacak kadar inandın” diye mırıldandı. Ardından yorgun adımlarla masasına geçip buketin kurdeleseni bağladı.