Keşfet

3.Bölüm; Saatin İzinde

Sihirbaz: Pekin`in Treni

~☆

Kıskançlık ateşi ruhunu ele geçirdiğinde

Bedenine öfke olarak yansıdı...

Karanlık ormanın derinliğinde

Öfkesi sadece bir gölge olarak kaldı...

☆~

Laçin, kireç gibi olmuş Alaca’nın üzerine hırçın bir dalga gibi yürüdü.

“Ne kadar nankör bir adamsın! Her şeyi seni kurtarmak için yaptım! Eğer o kılıcı sihirbaza saplamasaydım sen, şu an burada yanımda olmazdın! Beni anlıyorsun değil mi?”

Laçin, yüzünü bir düşman gibi Alaca’ya yaklaştırarak ekledi.

“Şu an ölmüştün, Alaca! Pekin denen yaratık bir türlü boğazını bırakmıyordu. Sen ölene kadar da bırakmayacaktı!”

Alaca, oturduğu tahtta huzursuzca yaylandı.

Ardından boğazını saran boyun bağını gevşeterek “kılıçtaki güç şu an Pekin’in ruhunda. Bu da ne demek biliyor musun, Laçin? Bir daha asla Pekin kadar güçlü olamayacağım demek! Onun gücüne yetişemeyeceğim demek!” dedi.

Bu son cümlesini adeta Laçin’in yüzüne kükreyerek söylemişti. Genç kadının sözleri sinirlerini germişti. Onun yaptığı ahmakça hata yüzünden tüm emekleri boşa gitmişti.

Genç kadın bir iki adım geri giderek “ona nasıl bu güç geçtiyse o şekil de geri alamaz mıyız?” diye sordu endişeyle.

Alaca, tahttan kalkarak ağır adımlarla pencerenin yanına gitti. Ellerini ceplerine sokarak sessiz ormanı bir müddet izledi. Ormanın karanlığında kaybolarak kendini sakinleştirmeye çalıştı. Zira bu sinir ona sadece zarar verirdi.

“Laçin... sihirbaza tekrar mı kılıç saplamak istiyorsun?”

“Elime geçirirsem onu paramparça yaparım!”

“Daha sihirbazın yaşadığı şehri bile bilmezken nasıl bu kadar emin konuşuyorsun?”

“Yıllar önce ortalıklardan kaybolduğunda Pekin’in treniyle giden sendin, Alaca. Bunu en iyi sen bilmelisin.”

“O zamanlar ikimiz de Bursa’da usta ölmeden önce onun yanında kalıyorduk. O, öldükten sonra Pekin çok dağılmıştı. Ben de bu durumdan fırsat bulup onun treniyle ortalardan kayboldum. Bu ormanı keşfettiğim sırada kulağımda çok gürültülü bir ıslık çınladı. Bu Pekin’in çağrısıydı. Treni asla sahibine kayıtsız kalamazdı. Geri döneceği sırada aceleyle atladım. Bu yüzden köstekli saatim de trende kaldı.”

Laçin “o günler senden bir türlü haber alamadım. Ta ki bir gün kapımda beliriverene dek” diye söze daldı.

Ardından sesi titreyerek ekledi.

“Buraya köşkünü yaptırdıktan sonra beni yanına aldın. Fakat asla buraya nasıl geldiğimi hatırlamadım. Tek hatırladığım o köstekli saatin... buraya beni getirmeden önce hipnoz etmiştin... şu an neredeyim hangi şehirdeyim onu bile bilmiyorum? Neden Alaca neden? Niye benden saklıyorsun?”

“Senin iyiliğin için...”

“Hayır, Pekin bizi bulamasın diye saklıyordun. Çünkü bana güvenmiyorsun! Ama artık sihirbaz bile burayı biliyor!”

Alaca sakin kalmaya çalışarak “evet, sana güvenmiyordum. Haklı da çıktım... saklamanın bir manası olmadığını da öğrendim sayende. Antalya’dayız... başın göğe erdi mi şimdi?” diye çıkıştı.

“Hiçbir zaman niyetim sana ayak bağı olmak değildi. Bilakis her zaman yanında durmak, sana destek olmak istedim... ama sen, beni uyutmayı tercih ettin...”

Laçin, gözyaşını elinin tersiyle silerek ekledi.

“En son beni hipnoz ettiğinde Şanlıurfa’daki evimde uyanmıştım.”

Alaca, başını ağlamaktan makyajı akmış olan genç kadına doğru çevirerek “senin iyiliğin içindi. Ustanın kılıcını, sihirbazdan önce bulmak zorundaydım. O yüzden sana açıklama yapmak için vaktim yoktu, Laçin. Zaten fırsat buldukça sana mektup yazıyordum... Ben yokken burada bu ıssız ormanda tek başına ne yapacaktın? Ya o psikopat sihirbaz gelseydi?” dedi.

“O psikopat sihirbaz beni, Şanlıurfa’da tren istasyonunun orada da bulmadı mı, Alaca? Ayrıca... buradayken kendimi daha güvende hissediyordum... hem kapıyı çalarken senin bir şifren vardı. Öyle herkese kapıyı açmazdım zaten.”

Alaca öfkeyle Laçin’in arkasındaki duvara yumruk atarak haykırdı.

“O usta bir sihirbaz, Laçin! İsterse içeriye girebilir, kimsenin kapıyı açmasına ihtiyacı yok! Ben ise bir cambazım anlıyorsun değil mi? Bir cambaz!”

Hızlı hızlı soluyarak kızarmış yumruğunu izledi. Öfkesini bir türlü kontrol altına alamıyordu. Hayır aslında bu öfke değildi. Öfkenin membaı kıskançlık değil miydi? Bu kıskançlıktı! Bal gibi de sihirbazı kıskanıyordu.

Kılıcın gücü olmasa Pekin’in yanında bir hiç olduğunu düşünüyordu. Bu kıskançlığı yüreğini bir düşman gibi kemiriyor kanatıyordu.

Laçin, boynunu sıyıran Alaca’nın yumruğuna bakarak duvarın önünden çekildi.

“Eğer kılıcın gücü Pekin’e geçmeseydi şu an ondan bile güçlü olacaktım. Bu ufak tefek numaralarımla sihirbazı asla yenemem!”

Laçin, ellerini başının arasına alarak “o gücü ondan almanın hiç mi bir yolu yok? Hiç mi ya?” diyerek sitemde bulundu.

Alaca derin bir soluk verdi. Dişlerinin arasından “aslında var” diye tısladı.

Ardından genç kadının merak dolu bakışlarına istinaden donuk ve korkunç bir ses tonuyla ekledi.

“Ancak sihirbazın kendi rızasıyla bana vermesiyle olur. O gücü yalnızca kendi rızasıyla birine gönderebilir.”

Genç kadın fısıldadı.

“Bu imkansız...”

Adam yüzüne sinsi bir gülümseyiş yerleştirdi.

“Hayır, bir şansımız var. Eğer saatimi sihirbazdan geri alabilirsem onu hipnoz edebilirim.”

“Başka bir köstekli saatle olmaz mı?”

“Benimle alay mı ediyorsun, Laçin? O, sırlı bir saat. Zamanında ustadan alabilmek için nasıl dil döktüğümü bir bilsen... başka bir yedeği bile yok. O çok özel. Tarihte gelmiş geçmiş en güçlü sihirbazdan kalan bir miras...”

Alaca, derin bir iç çekerek düşüncelere daldı. Bir an önce bir şeyler yapmak istiyordu. Pekin’i bulmak için gecesini gündüzüne katmaya razıydı. “Bana ait olanı almak zorundayım” diye mırıldandı.

Laçin, hüzünle, ellerinden tutarak “bu günleri de aşacağız, Alaca'm... sadece sihirbazı bulmamız gerekiyor ve onu bulacağız, eminim... sonra dünyayı bambaşka bir hale bürüyeceğiz” diye fısıldadı.