Keşfet

4.Bölüm; Sihirbaz Bey🎩

Sihirbaz: Pekin`in Treni

4.Bölüm; Sihirbaz Bey🎩

◇🌹

Zoraki bir gülümseme

Dikebilir miydi bahçeye gülleri?

◇🌹

“Gel bakalım, karga. Özledin mi beni?”

Pekin ahşap evinin önündeki eski koltuğa oturdu. Ardından ağaçların arasından bir karga gaklayarak uçup sihirbazın omzuna kondu.

“Katil, Laçin! Gak!”

Genç adam gülümseyerek kargaya baktı.

“Evet, karga. Laçin, beni öldürmek istedi. Alaca da öyle.”

Ardından derin bir iç çekti.

Karga, başındaki siyah tüyleri kabartmış, Pekin’i dinliyordu.

“Şu an beni arıyorlardır, eminim. Kılıcın gücü bana geçtiği için Alaca’nın düşmanlığı arttı.”

Sihirbaz, yavaşça karganın başını okşamaya başladı. Sevimli karga gözlerini kapatıp kendinden geçiyordu. Kafasının üstündeki tüylerini kabartıp başını sağa sola çeviriyor, gagasının kenarlarını okşatıyordu. Pekin’in elinde huzur bulmuş gibi bırakmıştı kendini.

Nihayetinde kölesini azat edip gagasıyla kanadındaki tüyleri didiklemeye başladı. Bu esnada beyaz bir tavşan çalılıklardan çıkarak sihirbazın dizlerine atladı.

Pekin, tavşanın başını okşayarak “pamuğum geldi” dedi.

Havucu vererek “al bakalım bu senin” dedi.

Bu sırada karga havucu fark etmiş eğilerek bir sihirbaza bir de meyvesini katır kutur yiyen tavşana bakıyordu.

Pekin, gülerek cebinden çıkardığı cevizleri kargaya uzattı.

“Al bakalım, seni unuttum mu sanıyorsun?”

Karga sevinçle havalanarak sihirbazın etrafında uçtu.

Cevizleri teker teker alarak ağaçtaki yuvasına taşıyordu.

Pekin, huzurla gözlerini kapattı ve doğayı dinledi. Kuş cıvıltıları, böceklerin sesi, yaprak hışırtıları, tavşanın havuç yeme sesi, karganın kanat çırpışı... hepsi de yüreğine huzur ve sakinlik veriyordu.

...

Okul çıkış zili çaldığı anda öğrenciler çantalarını kaptıkları gibi sınıfı terk ettiler. Algın, sınıfta kalarak beyaz tahtaya çözdüğü limit sorularını silmeye koyuldu. Açık kalan pencereden giren serin rüzgâr, kahverengi çiçekli elbisesinin eteklerini hafifçe dalgalandırıyordu. Tahtayı sildikten sonra silgiyi yerine bırakırken, gözüne düşen buklelerini usulca geriye attı. O sırada içeri giren Münevver’i fark edip gülümseyerek selamladı.

“Eeee, bugün boş muyuz öğretmen hanım? Bir kafeye gitsek, biraz kafa dağıtsak. Öğrenciler başımı şişirdi resmen,” dedi Münevver, yüzünde yorgun ama şen bir ifadeyle.

Algın çantasını koluna takarak sakin bir şekilde “bana uyar,” diye cevap verdi.

Bu kısa konuşmanın ardından Münevver, heyecanla eteğini tutarak etrafında döndü ve ellerini birleştirerek çocuksu bir sevinçle, “bugün sana anlatmam gereken bomba bir haberim var! Dün akşam Erkin bana evlenme teklifi etti!” dedi.

Bu sözleri öyle heyecanla ve gürültüyle söyledi ki, kapının önünde bekleyen öğrenciler duymuş, alkışlarla tempo tutmaya başlamıştı.

Algın, arkadaşına heyecanla sarılarak, “hayırlı olsun, tatlım! Senin adına çok sevindim!” dedi.

Bu özel günü kutlamak için Algın ve Münevver, hemen bir kafeye gitmeye karar verdiler.

Algın, masaya oturup şekersiz Türk kahvesinden bir yudum alırken, Münevver heyecanla dün akşam yaşadıklarını anlatıyordu.

“Ama o kadar heyecanlandım ki ellerim titredi. Bir anda diz çöküp cebinden yüzük kutusunu çıkardı... O an dünyalar benim oldu!” dedi, gözleri mutluluktan ışıl ışıldı.

Algın gülümseyerek fincanını tabağa bıraktı. “Siz nasıl tanıştınız?” diye sordu.

Bu soru, Münevver için adeta yeni bir konunun kapısını aralamıştı. Heyecanla anlatmaya başladı.

“Çok özel bir tanışma değildi aslında. Ortak bir arkadaş vesilesiyle oldu. Ama iyi ki de olmuş! Şimdi o kadar mutluyum ki... Belki bir gün ben de birilerinin mutluluğuna vesile olabilirim. Senin mesela!”

Algın şaşırmış bir vaziyette “aman olmaz, Münevver’im. Şu anda başım o kadar kalabalık ki zihnime bir kişiyi daha almaya takatim yok” deyiverdi.

Münevver, arsız bir kahkaha koparttı.

“Ay aman sen de... bir görüşürsünüz, ısınmadın mı ayrılırsın, olur biter.”

“Gerçekten olmaz. Buluş, beğenme, ayrıl... bunlar bana göre değil. Şu an daha önemli işlerim var.”

Münevver, göz kırparak “ne gibi önemli işler mesela?” dedi.

“Aç olan karnımı doyurmak gibi, mesela. Eve gitmem gerekiyor artık.”

“Uf ben de önemli bir şey sandım. Biraz daha bekle hayatım, birazdan seni müstakbel eşimle tanıştıracağım.”

Algın, gülümseyerek “gerçekten mi? Erkin’i merak etmiştim” dedi.

Bu sırada masaya, takım elbiseli iki genç adam geldi. Münevver, sırıtarak Algın’a baktı. “İşte sana tanıştırmak istediğim insanlar!” dedi coşkuyla.

Algın, arkadaşının planını hemen anlamıştı. Hafif bir huzursuzlukla sandalyesine yaslandı.

Münevver’in imalı bakışları eşliğinde tanışma faslı başladı.

“Bu benim müstakbel eşim Erkin ve bu da onun iş arkadaşı Mahir.”

Mahir, gülümseyerek Algın’ın yanındaki sandalyeye oturdu. “Memnun oldum, hanımefendi,” dedi nazikçe.

“Ben de,” diye cevap verdi Algın. Fakat sesi soğuk ve mesafeliydi.

Erkin, konuşmayı yumuşatmaya çalışarak, “Mahir, çok başarılı bir avukattır. İşteki herkes onun zekâsını takdir eder,” dedi.

Mahir, hafifçe gülümseyerek lafa karıştı.

“Ama sizin gibi bir matematik öğretmeniyle tanışmak beni daha çok etkiledi. Lisedeyken matematikte hep zorlanırdım. Keşke sizin gibi bir hocam olsaydı.”

Münevver’in bitmek bilmeyen enerjisi her zaman Algın’ın içini ısıtsa da, bu sefer kendini bir köşeye sıkışmış gibi hissediyordu. Bir an önce buradan kaçmak istiyordu.

Mahir, sakince gülümsedi ve ekledi.

“Peki bu harika öğretmen kendini birazcık daha bahsetmek ister mi? Mesela matematik dışında nelerle ilgilenirsiniz?”

Algın hem içten bir cevap vermek istemiyor. Hem de sessiz kalarak Münevver’i üzmek istemiyordu.

“Daha çok öğrencilerimle ve çiçeklerimle ilgileniyorum. Asıl siz anlatın, Mahir Bey. Ne tür hobilerden hoşlanırsınız?”

Bu sırada Münevver sabırsızca söze atladı.

“Ah, o çok kültürlü biridir! Kitap okur, klasik müzik dinler ve hatta geçenlerde bir sanat galerisinden bahsetmişti. Hadi Mahir, kendini anlat biraz!”

Mahir gülerek başını salladı.

“Sanat galerisi mi? Aslında sadece iş çıkışında arkadaşlarımla vakit geçirmek için gitmiştim, ama belki de bir dahaki sefere sizi de davet etmeliyim.”

Her konuştuğunda başını Algın’a çeviriyor. Her cümlesinden sonra tepkisini izliyordu. En çok da kızı rahatsız eden bu olmuştu.

“Belki bir gün... ama şu an biraz geç oldu. Şimdi eve gitmem gerekiyor.”

Münevver, hayal kırıklığını gizlemeye çalışarak Algın’a döndü.

“Ne güzel sohbet ediyorduk, Algın’ım. Hem ne zaman sanat galerisine gideceğimizi kararlaştıracaktık.”

“Gerçekten kalmayı çok isterdim ama 10.sınıflar için bir slayt hazırlamam lazım.”

Algın, arkadaşını reddettiği için üzülüyordu ama içinden eve kaçma isteği büyüyordu.

Mahir ise bu sessizlikten rahatsız olmuş gibi görünmüyordu, tam aksine, Algın’ı anlamaya çalışır bir ifadeyle başını yana eğdi:

“Bence bir sonraki buluşmamızda daha rahat bir sohbet ederiz. Bugün sizi zorlamak istemem.”

Ayağa kalkarak hafif bir gülümsemeyle çantasını omzuna astı.

“Belki bir dahaki sefere. Şimdi gerçekten gitmem gerekiyor.”

Münevver, Algın’ın bu ani vedasına karşı gelmek istese de, arkadaşının bakışlarından bu kararı değiştiremeyeceğini anlamıştı. Çantasını alırken Mahir’e özür dilercesine baktı:

“Tamam canım. Birlikte çıkalım.”

Algın, arkasına bakmadan yürürken, Mahir’in gözlerinin üzerinde olduğunu hissetti. Bir an için durdu, ama geriye dönmedi. Bu akşama bir daha dönmek istemediğinden emindi.

Genç öğretmen, eve gireceği esnada bahçesinde bir farklılık fark etti. Yeni güller ekilmişti. Kırmızı, beyaz, pembe... mutluluktan ağzı kulaklarına vardı. Sanki tüm yorgunluğu uçup gitmişti. Yere çömelip gülleri inceledi.

“Ne güzelsiniz siz böyle... aman Allah’ım... çok güzel kokuyorlar!”

Güllerin arasına iliştirilmiş bir not buldu.

“Bunları bir özür mahiyetinde kabul etmeni istiyorum. Köklerinden söküp atmayacağını biliyorum, çünkü sen yüreği güzel bir kızsın. Bir daha asla karşına çıkmayacağıma, seni korkutup üzmeyeceğime söz veriyorum...

Sihirbaz”

Algın, afallamış bir şekilde öylece kaldı. Sihirbazın bu şekilde hayatından çıkması içini sıkmıştı. Her ne kadar tuhaf birisi olsa da bugün kaldığı kalabalığın içinde çok huzursuzdu. Sihirbazın yanında bile bu kadar huzursuz