5.Bölüm; Kibrin Zincirleri
♧
Uzandığında eller karanlığa,
Umudun sesi düğümlendi boğazlarda.
Kibrin zincirleri boğarken ruhları,
Bir düşmanı uyandırdı; merhameti masseden.
♤
Öğrencilerden biri heyecanla “hocam, sihirbaz ne zaman gelecek?” diye sordu.
Algın biraz hayal kırıklığına uğramış gibi “işi çıkmış olabilir” dedi.
Gösteri saatini henüz on dakika geçmişti. Lâkin genç öğretmenin yüreğini bir sıkıntı kaplamıştı. Evet, sihirbaz gelmek için söz vermemişti ama onun geleceğine kalpten inanmıştı.
Bu esnada kapı hafifçe aralandı. Pekin, siyah pelerini ve şapkasıyla içeriye girdi.
“On dakika geciktim, öyle değil mi?”
Algın, ferahlamış bir ifadeyle “evet ama o kadar önemli değil” dedi.
Az kalsın öğrencilerine verdiği sözü tutamayacaktı. Bir anda zihninde dün sihirbazın söylediği cümle yankılandı.
Sözler tutulmak için verilir.
Gerçekten de bu konuda uyarılmıştı ama yine de kendini tutamayıp öğrencilere sihirbazın geleceğine dair söz vermişti.
Belki de Pekin’e gerçekten de tuhaf bir şekilde içten içe duyduğu güveni bu şekilde dile getirmişti. Hiç tanımadığı bu sırlı adamın bir anda hayatına dahil olmasını her ne kadar tuhaf bulsa da yaşam tarzı ve sihirleri ilgisini çekmeye başlamıştı.
Öğrenciler masum bir şaşkınlıkla ve hayranlıkla Pekin’e bakıyorlardı.
Sihirbaz, gülümseyerek “herkes aklından bir renk tutsun” dedi ve elindeki kart destesini havaya attı.
Kartlar dağıldı ve yere düşmeden havada asılı kaldılar. Her biri ışıldamaya başladı.
Öğrenciler hayretle tepelerinde duran kartlara bakmaktaydılar. Sihirbaz, parmağını şaklatınca kartlar bir anda rengârenk çiçeklere dönüştü ve her öğrencinin aklından tuttuğu renkteki çiçek masalarına döküldü. Her renkte olan çiçekler ışıldamaya başladılar. Kokusu sınıfı sararak huzurla dolduruyordu.
“Bu, sınavlardan yüksek not aldığınız için benden size küçük bir hediyeydi.”
Öğretmen ve öğrencileri hep birden alkış tuttular. Sihirbaz, mütevazı bir bakışla durmalarını isteyerek ön sıradaki öğrencinin kalemini ince parmaklarıyla kavradı. Kalem bir anda yok oluverdi.
Pekin, sakince “cebine bak, delikanlı” dedi.
Gerçekten de kalem öğrencinin pantolonunun cebinden çıkmıştı.
Sihirbaz, iki elini de birleştirerek “şimdi gözlerinizi kapatın ve kulağınıza gelen müzik sesine odaklanın. Ardından hayalinizdeki üniversitenin kapısından giriş yaptığınızı hayal edin” dedi.
Algın, telaşla öğrencilerinin yukarı doğru havalanmasına bakarken sihirbaz rahat olmasını ister gibi göz kırptı.
Öğrencilerin oturduğu sıralar hafiften havalanmıştı ama onlar bunu fark etmiyordu.
“Zihninizdeki hayale iyicene odaklanın. Beyninizi rahat bırakın. Bırakın ki beyniniz sizin hayallerinizi canlandırsın.”
Şimdi her birinin gözlerinin önünde hayalindeki hali canlanıyordu. Kimisi dişçi olmuştu, kimisi ise bir müzik grubu kurmuş halka konser veriyordu. Asker olup şanlı bayrağımızı tutan da vardı, milli sporcu olup ok atan da. Oyuncu, öğretmen, ressam olan da vardı ani bir kararla sihirbaz olan da.
“Unutmayın bunlar sizin geleceğiniz değil hayalleriniz. Lâkin her bir hayal geleceğinizin temelini kurar. Gerçekten eğer çok çalışır da hayallerinize kavuşursanız şu anda yüreğinizde hissettiğiniz o heyecanı, güzel duyguları gerçekten yaşayacaksınız.”
Sihirbazın da dediği gibi şu anda öğrencilerin içinde artan heyecan ve motivasyon çalışma arzularını arttırıyordu.
Genç adam, yavaşça ellerini ayırdı. Müzik sustu ve öğrencilerin oturmakta olduğu sıralar onlara hissettirmeden yere indi.
Öğrenciler şimdi kendi aralarında konuşuyor, ne kadar motive olduklarını birbirlerine anlatıyordu.
Sihirbaz masum bir tavırla “çok güzel bir gül kokusu geliyor değil mi?” diye sordu.
Gerçekten de sınıf gül kokuyordu. Pekin, orta sıralardan bir kız öğrencinin sırasında durdu. Kızın siyah başörtüsünün arasından ışıldayan pembe bir gül çıkardı. Ardından kıza geri verirken “hayatta zorluklar yaşayabilirsin ama unutma mücadelenin sonunda tıpkı bu gül gibi parlayacaksın” diye fısıldadı.
Kız mahcup bir ifade ile tebessüm ederek gülü aldı.
Öğretmen de öğrencisi gibi duygulandı. Çünkü kız son zamanlarda zor bir imtihandan geçiyordu. Belki sihirbazın bu jestiyle birlikte sözleri bir nebze olsun öğrencisine iyi gelmişti.
Şimdi tüm kız öğrenciler hayranlık içinde sihirbaza bakıyordu.
Pekin, tahtaya doğru ilerledi. Bir türev sorusu yazılıydı. Eline kalemi aldı ve kısa süre içinde çözdü. Bu duruma Algın bile çok şaşırmış ağzı açık kalmıştı. Belki o da öğrencileri gibi sihirbaza hayran olmuştu ama gizli bir hayran...
Elindeki kalemi bıraktı ve sınıfa tekrar döndü.
“Bu sihir değildi.”
Sihirbaz şapkasını eline aldı ve herkesi selamladı. Öğrencilerin onun sihrine ilgi göstermesi hoşuna gitmiş, sihir yaptığı sıralar bir çocuk gibi mutlu olmuştu. Teneffüs zili çalmasına rağmen kimse yerinden kımıldamamış uzun süreli alkış tutmuşlardı.
Genç öğretmen öğrencilerine “teneffüse çıkabilirsiniz” dedi. Kendisi de bu gösteriyi öğrencileri kadar beğenmiş, heyecanlanmıştı.
Herkes sınıftan çıktıktan sonra Algın, çantasını omzuna asarak sihirbaza döndü.
“Bugün başka dersim yok. Birlikte çıkalım mı?”
Pekin, memnun bir ifadeyle onayladı.
Lisenin çıkışına geldiklerinde genç öğretmen, durakladı.
“Bugün geldiğiniz için size minnettarım. Açıkçası başta biraz endişelenmiştim.”
Sihirbaz, elindeki kartlarla oynayarak “öğrencileri korkutacağımı mı düşündün? Elimden geldiğince normal bir sihirbazlık gösterisinin sınırını aşmamaya çalıştım” dedi.
Sesinde biraz sitem biraz da yorgunluk vardı.
Genç kız şaşırmış bir vaziyette “evet sizde daha büyük sihirler görmüştüm. Lâkin sınırınızın bu sihirlerden ötesinde olduğunu sanmıyorum” dedi.
Sihirbaz sadece gülümsemekle yetindi. Fakat Algın’ın ısrarlı sorgulayıcı bakışları üzerine yanıt verdi.
“Belki bir gün gerçekten vaktin olduğunda sana gösterebilirim.”
Algın, heyecanını bastırmaya çalışarak “elbette” dedi. Gözüne gelen buklesini kulağının arkasına tıkıştırarak ekledi.
“Bu arada beni en çok etkileyen sihir dışında yaptığınız o son gösteri oldu. Zor bir türev sorusunu kısa bir süre içerisinde çözmeniz beni çok şaşırttı.”
Pekin, bakışlarını uzaklara dikerek gülümsedi.
“Lisedeyken en sevdiğim ders matematikti.”
Ardından bakışlarını Algın’a çevirip ekledi.
“Ve en sevdiğim konu türevdi.”
Bu esnada elindeki kartı yere düştü. Eğilip alırken son model bir otomobil hemen dibinde durdu. Rahatsız olmuş bir ifadeyle yerdeki kartını alıp geri çekildi.
Otomobilin penceresinden dışarıya bakan Mahir, öğretmene doğru seslenerek “Algın, bugün bana ayıracak zamanın var mı? Bugün vaktim varken sanat galerisine giderdik” dedi.
Algın, otomobilin penceresine eğildi.
“Aslında yarına ertelesek daha iyi olur. Çünkü bugün Münevver’in dersleri var.”
Mahir biraz bozulmuştu. Daha sakin ve kırılgan bir tonda yanıtladı.
“Peki sen, bugün bana vakit ayıramaz mısın?”
Genç öğretmen biraz gerilmişti.
“Bazı önemli işlerim var.”
Mahir’in çehresinde alaycı bir tebessüm belirdi. Pekin’i süzdükten sonra kısık sesle “umarım o önemli işin bir soytarının ucuz gösterisini izlemek değildir” dedi. Ardından Algın’ın konuşmasına müsaade vermeyerek “yarın görüşmek üzere, öğretmen hanım” diye ekledi ve hızla arabasını sürdü.
Genç kız, öylece kalmış, bu sözleri sihirbazın duymamış olması için dua etmekteydi.
Geri döndüğünde Pekin’i elleri cebinde öğrencilerle koyu bir sohbette buldu.
Pekin, sakin bir ses tonuyla “gidelim mi?” dedi. Algın ise ferahlamış bir ifadeyle onayladı.
Birlikte sakince yürümeye başladılar. Kısa bir sürenin ardından sessizliği bozan Algın oldu.
“Az önce bana, belki gerçekten vaktim olduğunda sihirlerinizi gösterebileceğinizi, söylemiştiniz. Aslında bugün vaktim var.”
Pekin, lakayt bir tavırla “buna hazır olabileceğini sanmıyorum” dedi.
“Neden? Yoksa beni yok mu edeceksiniz?”
Sihirbaz gülümsedi.
“Gerekmedikçe kimseye zarar vermem.”
Algın, zihni bulanmış bir ifadeyle adama baktı. Bu son sözleri gerçekten kafasını karıştırmıştı.
Pekin, derin bir soluk verdikten sonra ekledi.
“Sana henüz hazır olmadığını söylemiştim. Ben bile tek gecede sihri öğrenmemişken sen, bunlara tek günde şahit olamazsın.”
G