Keşfet

🎩Alaca`yı Bulmak🎩

Sihirbaz: Pekin`in Treni

☆☆Giden trenin son çağrısı☆☆

Hafif yere mütemayil, buruşmuş kâğıtları inceliyordu. Çehresine gölgesi düşen zülüflerini kaşlarının üzerinden uzaklaştırdı. Ardından mektupları yerden alarak, ayağa kalktı. Ayağa kalkarken etekleri yerdeki tüm tozları süpürür gibi oldu. Hepsini tıpkı evvelsi gün yaptığı gibi yine okumaya başladı. Bakışları zamanla kapıya kayıyor, sonra hüzünle mektuplarına dalıyordu.

Gün doğup, sabahın serin rüzgârı tenini okşamaya başladı. Son mektubun son paragrafını okuyordu.

“Ölümüm zamansız olabilir. Belki bir gün son trenin meçhul vagonunda kaybola da bilirim. Zamanın girdabına ansızın düşebilir, sonu görünmeyen dehlizde umut arayabilirim.

Kaybolabilirim sevdiğim. Lâkin sen beni bulmayasın. Sanma ki metrûk bir ruh bırakıyorum, geri geleceğim. Muattar toprak beni kıyamete kadar kucaklamadan avdet edeceğim. Bilirim, sen güzel hissedersin. Öyle hissedersin ki geleceğim günü, sabaha kadar uyumaz beni beklersin.”

...

Genç kız tam uykuya dalacak iken ürpererek sandalyeden kalktı. Eski kahverengi valizini alarak, kucağında mektup yığınıyla apartmandan çıktı.

Bir kaç gündür bu tuhaf his yüreğini kemiriyor, o da sabaha kadar uyumak düşüncesini reddediyordu. Şimdi aradığını bulmaya gidecekti. Nereye gideceğine dair hiçbir fikri olmaması umurunda bile değildi, o sadece hislerine güvenerek Alaca’sını bulmak istiyordu.

Trenin son çağrısına kadar bekledi. Masum bakışlarını insanların çehresinde gezdirdi. Kucağında bir yığın mektupla Alaca’sını bekledi. Hayfa ki kendisini durduran bir el göremedi.

Herkes birileriyle vedalaşıyordu. Laçin’in mendil sallayacağı kimse olmamasına rağmen koltuğa oturur oturmaz pencereden elini çıkarıp beyaz mendilini yavaşça salladı. Gözlerini kapatarak mendilini boşluğa bıraktı.

Zavallı mendilin ne suçu vardı ki? Kar gibi bembeyaz mendil tren ile rayların arasında çamura bulanmayı hakkediyor muydu? Yüreği zaten daralmıyor muydu? Sevdiği adamı görmeyeli yıllar olmuştu. En son yolladığı mektup yüreğine temren misali saplanmıştı. Ne çıkarabiliyordu ne sızısı diniyordu. Bir ömür yüreğinden kan sızıyordu. Çıkarmak da istemiyordu. Bu bedbaht duygu genç kızda bağımlılık yapmıştı. Biliyordu ki temrenden kurtulursa duyguları da onu terk edecekti.

Laçin derin bir soluk alarak gözlerini açtığında köstekli bir saat karşısında sağa sola sallanıyordu. İçi ürperdi.

İhtiyarsız bakışlarıyla saati takip etti. Bakışlarını saatten ayıramıyor onu hipnoz etmeye çalışan adama bir türlü bakamıyordu. Bir anda beliriveren bu yabancının kim olduğunu göremiyordu. Kulağına meşum sözler doluyor fakat ne duyduğunu idrak edemiyordu.

Karşısındaki adam sözlerini nihayetlendirdiğinde Laçin’in bilinci kapandı. Sanki beyni, kafasının içinde bir pervane gibi dönüyordu. Kalbi küt küt atmaya başladı ve kendinden geçti.

...

Hezeyanların doldurduğu soğuk oda, küçük bir mum alevi tarafından aydınlanıyordu. Laçin gözlerini tamamen açtığında çevresindeki her şey belirmiş oldu. Dudaklarının arasından sadece tek bir sözcük azat ediliyordu; Alaca.

Zihninde bir çehre belirginleşmeden kayboluverdi. Dilindeki sözcük, elleri, yumuşak çehresine düşen kumral saçları, ipek beyaz gömleği, kahverengi uzun pileli eteği, kahverengi babetleri her şeyi bir anlığına ona ecnebiydi.

Karanlığın içindeki silüeti izledi bir müddet. Mumu eritiyor, sararıp solmuş bir kâğıt yığının üzerine damlatıyordu.

Bunlar Laçin’in bavulundaki mektuplardı. Bu yabancı adam hepsini imha etmeye başlamıştı.

Genç kız uzandığı yerden doğrulana kadar kâğıtların üzerindeki yazılar görünmeyecek kadar muma bulanmıştı. Damlayan mum kalın bir katman olmuştu. Meçhul adamın işi bitince karanlıkta kaybolmaya başladı.

Cebindeki zer işlemeli köstekli saat karanlıkta sırıtıyordu. Genç kız saati fark edince hemen ayaklandı. Lakin bu sırada kilit sesi duyuldu.

Laçin ise “Alaca! Bana ses ver! Gaflet içindeyim, neredesin? Seni sadece bir gün değil, her gün sabaha kadar bekledim. Alaca!” diye seslenmekle iktifa edebildi.

Keder ve şaşkınlık itina ile yüreğini tırmalıyordu. Tebah olmuş anıları tekrar zihninde arız olmaktaydı. Oysa Laçin az önce ne yaşamıştı?

Dakikalar önce sanki her şey, tüm hatıraları zihninden silinmiş gibiydi. Alaca’sının çehresini zoraki zihnine hatırlattığı için kendine kızıyordu. Bir anlığına da olsa sevdiği adamı nasıl unutabilmişti.

Yüreğine hiç olmadığı kadar bir ağırlık çökmüştü. Öyle ki Alaca’sını yanı başında hissediyor lâkin onu görememekten ıstırap çekiyordu. İki de bir gördüğü köstekli saat sevdiği adama aitti.

Çehresinde hafif acımsı bir tebessüm arız oldu. Bir anda zihnine o adamın Alaca olabilme ihtimali doğdu. Süzülerek kâğıt yığınına gitti. Mumun alevi sönmek üzereydi. Bu müsveddelerin hepsi ona aitti. Yıllarca sakladığı, herkesten sakındığı sevdiği adamın mektuplarıydı bunlar.

Genç kız ağlamaya başladı. Bir tanesi dışında hepsi de okunmayacak kerteye gelmişti. Bir anda o adama karşı nefret belirdi yüreğinde.

“O biaman adam benim Alaca’m olamaz. Neredesin sevdiğim?”

Adım seslerini duyunca sağlam mektubu katlayarak gömleğinin kolundan içine soktu. Kilit sesiyle birlikte adam içeri daldı.

“Laçin, Alaca’n geldi!”

Genç kız afallayarak “bana yalan söylüyorsun! Sen, Alaca değilsin! Duygularımla ne için oynuyorsun? Hayal dünyamı zedelemekten zevk mi alıyorsun?” diye çıkıştı.

Fakat adam aksine yumuşak bir ses tonuyla “saatimi de mi hatırlamıyorsun?” diyerek köstekli saati sallamaya başladı.

Laçin bu sefer hipnoz olmak istemiyordu. Ellerini yüzüne siper etmek istedi. Lâkin kuvvetli bir güç hareket etmesine engel oluyordu. İhtiyarsız, bakışlarıyla saati takip etti. Yine midesi bulanmaya başı dönmeye başlamıştı. Bilincinin tekrar kapanmasıyla kendini dürüşt zeminde buldu.

□□

“Yırtıcı bir kuş arız olacak. Alaca’nın tepesine binecek, sadece beni hatırlayacak; Pekin’i. Acımasız emirlerim boynunda bir halat gibi düğümlenmeye hazır olacak. Alaca’ya beni Laçin’i götürecek.”

Pekin, elindeki saati zıplattı ve uğursuz bir kahkaha attı.

“O hain adamı bana sevdiği bulacak. Kendi elleriyle kazacak mezarını!”

Genç adam parmağını şaklatınca Laçin uyandı. Genç kadın bakışlarını boşluğa sabitlemiş, zihninin boşluğuna verecek mana bulamıyordu. Eteklerini savurarak yerden kalktı.

Pekin kinayeyle “nereye gidiyorsun?” diye sordu.

Genç kadın kaşları çatılmış bir vaziyette “bilmiyorum” diye yanıtladı.

“Öyleyse gel benimle. Senin ne yapmak istediğini biliyorum, Laçin.”

“Ah benim adım, ben hiçbir şeyi hatırlayamıyorum! Neredeyim? Ben gitmek istiyorum!”

Pekin, kızın yolunu keserek “dur bir saniye!” diye haykırdı.

Meşum sesi boş odada yankılandıktan sonra ekledi.

“Senin derdin ne? Ben senin hayatını kurtardım. Dışarıda seni öldürmek isteyenler var. Tedbir almadan nasıl dışarı çıkabilirsin, sahi sen bu boş zihinle nereye gidebilirsin ki?”

“Şeyin yanına, kimdi o?”

Pekin hain bir tebessümü çehresine misafir ederek cebinden siyah beyaz küçük bir fotoğraf çıkardı.

“Alaca’nın yanına.”

Pekin’in sözlerinin ardından genç kadının zihninde bir kaç görüntü arız oluverdi. Lâkin bu görüntülerden hiç bir anlam çıkaramadı.

“Bu adamı görünce içim tuhaf oldu.”

“Olmaz mı? O sana çok büyük bir zarar verdi, Laçin. Gururunu, onurunu, hayallerini ve tüm sevdiklerini tek tek ellerinden aldı.”

“Hatıralarımı da mı?”

“Evet!”

“Bunu bana neden yaptı?”

Laçin, burnunun dibindeki bu ecnebi adamı farkedince ekledi.

“Ayrıca sen de kimsin? Benim hakkımda nasıl böyle konuşabilirsin?”

“Bir dost.”

Genç kadın zihninin boşluğundan düşen muammalara mana veremiyor, nihayetsiz bir okyanusun içinden bata çıka yaşam mücadelesi verdiğini hissediyordu. Zihni ile kalbi hiç bu kadar ters düşmemişti. Şimdi tek bilgi membaı karşısında kibirden kabaran adamdı. Laçin tiksinerek başını başka yöne çevirdi. Tuhaf! Hipnoz etkisindeyken bile bu biaman adamdan nefret edebiliyordu.

Pekin getirdiği kahverengi pelerini uzatarak “bu senin. Tren durunca ineceğiz. Bunu üzerine giyeceksin!” diye uyardı.

Laçin yerin üstünden kaydığını fark etti. Meçhul ne zamandan beridir trendeydi ve bunu fark etmemişti. Oysaki trene saatler önce bindiğind

Yorumlar

  • Özlem: Gözlerinden yaşlar dökülürken kim olduğunu bulman lazım Hislerinle hareket et
  • Ebru Hazar: O hep seni bekliyordu
  • Ece kaplan: Artık çözülmesi gereken bir sır bu harekete geç
  • Cihan Palabıyık: Başarılı ol! alacanın zaferi çok önemli duruyor senin için
  • Haticenur: laçin yay gibi gerilmişsin Bu kadar sabredilmez alacayı bulmalısın