AYNALARDAN DEĞİL
AYNALARDAN DEĞİL
Aynalardan nefret eder sanırlardı.
Kimse bilmezdi, kimse duymazdı.
Aslında en çok
kendinden kaçardı.
Var olma ihtimali bile
ağır gelirdi çoğu zaman.
Birilerinin sesini duymasını isterdi,
gerçekten duymasını…
Ama sesi duyulduğunda bile
çoğu kişi onu yanlış anlardı.
Dertlenirdi.
“Beni anlayan biri yok,” derdi.
“Beni gerçekten bilen kimse yok.”
Aynalardan değil,
kendinden kaçardı.
Yalnızca dünyadan saklanmak isterdi.
Yalın, sade, basit bir dünya isterdi.
Ama bu dünyada
iki kere iki bile değişiyordu artık.
O ne yapsındı?
Bir süre sonra yenilgiyi kabul etti.
Yalnızlığa alıştı.
Onun da hayalleri vardı.
Kimsenin bilmediği,
kimseye anlatamadığı…
“Bilseler bile inanmazlar,” derdi.
Sonra sustu.
Öyle büyük bir sessizlik kaldı ki geriye,
kimse o sessizliğin
aslında ne kadar büyük bir çığlık olduğunu anlamadı.
Herkes kendi bildiğini söyledi.
Kimi onu suçladı,
kimi yaşadıklarını küçümsedi.
Ama kimse sormadı:
“Sen gerçekten nasılsın?”
Belki de asıl mesele buydu.
Kimse anlamadı mı?
Yoksa
anlamak isteyen
hiç olmadı mı?