HER ŞEYİ İKİYE AYIRIR OLDUK
HER ŞEYİ İKİYE AYIRIR OLDUK
Her şeyi ikiye ayırır olduk.
İyi, kötü.
Çalışkan, tembel.
Zengin, fakir.
Mutlu, mutsuz.
Modern, geleneksel...
Neden böyle yapıyoruz?
Kim ister ki
“tembel” diye anılmayı?
Kim ister
birkaç kelimeyle anlatılmayı?
Herkesin eşit olduğu,
kimsenin kimseden üstün görülmediği
bir dünya olsa
fena mı olurdu?
Ayrım yapmadan yaşasak...
Bir insana
önce insan olduğu için
değer versek.
Eskiden olduğu gibi,
hayatın derdinin
daha sade olduğu günlerdeki gibi...
Şairin dediği gibi,
tek derdimiz ölüm olsa,
o da hayatın bir gerçeği olsa.
Çocuklarımız
sadece çocuk oldukları için ağlasa,
oyun oynasa,
koşsa,
gülse...
Onlara daha küçük yaşta
“Sen busun” demesek.
Ama biz
her şeyi ikiye ayırmaya alıştık.
Gerçek arkadaşlık,
sahte arkadaşlık.
Gerçek aşk,
yalan aşk.
İyi insan,
kötü insan.
Zaman geçtikçe
bu ayrımlar da çoğaldı.
Bazen gerçekten
bir sebep bile yok.
Sadece kendimizi
daha iyi hissetmek için
başkasını küçümsüyoruz.
Oysa insan
tek bir kelimeden ibaret değil.
Bir insan bugün güçlü olabilir,
yarın yorulabilir.
Bugün mutlu olabilir,
yarın üzülebilir.
Hata yapabilir.
Sonra hatasını anlayıp
değişebilir.
Çünkü insan değişir.
Büyür.
Öğrenir.
Bu yüzden
birbirimizi hemen etiketlemesek...
Birini tanımadan
iyi ya da kötü diye karar vermesek...
Belki o zaman
insanları gerçekten görmeye başlarız.
Çünkü herkesin
kendine göre bir hikâyesi var.
Hepimiz farklıyız.
Ama farklı olmak
birbirimizden uzak durmamız gerektiği anlamına gelmez.
Belki de mesele
aynı olmak değil.
Farklı olduğumuz hâlde
birbirimizi kabul edebilmek.
Kimseyi küçümsemeden,
kimseyi dışlamadan,
kimseyi tek bir kelimeye
sığdırmadan yaşayabilmek.
Belki o zaman
hayat biraz daha kolay olur.
Ve belki
her şeyi ikiye ayırmak yerine
birbirimizi anlamayı öğreniriz.