Keşfet

MUTLULUĞUN GİZLİ ANAHTARI

şiirler

MUTLULUĞUN GİZLİ ANAHTARI

Bir zamanlar, insanların mutluluğun ne olduğunu anlamaya çalıştığı çok eski zamanlarda, melekler bir araya gelmiş.

İnsanları uzun zamandır izliyorlarmış.

Kimi zenginmiş ama mutsuzmuş.

Kimi fakirmiş ama küçücük şeylerle bile mutlu oluyormuş.

Kimi her şeye sahip olduğu hâlde daha fazlasını istiyormuş.

Kimi ise elinde çok az şey olmasına rağmen her sabah şükrediyormuş.

Meleklerden biri sormuş:

— İnsanlara mutluluğu nasıl öğreteceğiz?

Bir diğeri:

— Mutluluğun sırrını onlara söyleyelim, demiş.

Ama aralarındaki en yaşlı melek başını sallamış.

— Söylersek belki de anlamazlar.

— Peki ne yapacağız?

Yaşlı melek elindeki küçük anahtarı göstermiş.

— Mutluluğun anahtarını saklayacağız.

Diğer melekler şaşırmış.

— Nereye saklayacağız?

Biri:

— Dağların en yüksek yerine.

Diğeri:

— Denizin en derinine.

Bir başkası:

— Yıldızların arasına, demiş.

Yaşlı melek gülümsemiş.

— İnsanların uzaklarda arayacağı ama aslında onlara çok yakın olan bir yere saklayacağız.

Ve anahtarı saklamışlar.

Aradan yıllar geçmiş.

Sonra yıllar, yüzyıllara dönüşmüş.

İnsanlar mutluluğun anahtarını aramaya başlamış.

Krallar hazinelerinin içinde aramış.

Gezginler dağları dolaşmış.

Bilginler eski kitapları incelemiş.

Alimler yıllarca düşünmüş.

Bilim insanları araştırmış.

Şairler mutluluk üzerine şiirler yazmış.

Yazarlar kitaplar doldurmuş.

Ama kimse anahtarı bulamamış.

Çünkü herkes mutluluğun başka bir yerde olduğuna inanmış.

Bir gün bir bilge şöyle demiş:

— Belki mutluluk büyük bir servettir.

Başka biri:

— Belki güçtür.

Bir şair ise:

— Belki mutluluk bir şiirin içinde saklıdır, demiş.

İnsanlar yıllarca bunların peşinden gitmiş.

Ama yine de aradıkları mutluluğu bulamamışlar.

Çünkü mutluluğu ararken, aslında sahip oldukları güzel şeyleri görmeyi unutmuşlar.

Derken bir gün, küçük bir köyde yaşayan yaşlı bir adam varmış.

Çok zengin değilmiş.

Büyük bir evi de yokmuş.

Ama yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmazmış.

Bir gün oradan geçen genç bir adam onu görmüş ve yanına oturmuş.

— Dede, sen neden bu kadar mutlusun? diye sormuş.

Yaşlı adam gülümsemiş.

— Çünkü mutluluğu aramıyorum.

Genç şaşırmış.

— Nasıl yani?

Yaşlı adam gökyüzüne bakmış.

— İnsanlar mutluluğu hep uzaklarda arıyor. Daha çok paraları olursa, daha güzel bir hayatları olursa, herkes onları severse mutlu olacaklarını düşünüyorlar.

Sonra genç adama dönmüş.

— Ama mutluluk böyle bir şey değil.

Genç merakla sormuş:

— Peki meleklerin sakladığı anahtar nerede?

Yaşlı adam genç adama bakıp gülümsemiş.

— Hâlâ onu mu arıyorsun?

— Evet.

Yaşlı adam elini onun göğsüne götürmüş.

— Burada.

Genç şaşkınlıkla kendine bakmış.

— Ama burada anahtar yok.

Yaşlı adam gülmüş.

— Çünkü o bildiğin anahtarlardan değil.

— Peki neyin anahtarı?

— Mutluluğun.

Genç sessizleşmiş.

Yaşlı adam devam etmiş:

— Elindekilerin kıymetini bilirsen, anahtar sende.

— Sahip oldukların için şükredersen, anahtar sende.

— Kendin olmaktan utanmazsan, anahtar sende.

— Başkalarının hayatına bakıp kendi hayatını küçümsemezsen, anahtar sende.

Genç bir süre düşündükten sonra sormuş:

— Peki insan her zaman mutlu olabilir mi?

Yaşlı adam başını sallamış.

— Hayır.

— İnsan bazen üzülür.

— Bazen yorulur.

— Bazen istediği şeyler olmaz.

— Bazen ağlar.

Sonra genç adama bakıp şöyle demiş:

— Mutlu olmak hiç üzülmemek değildir. Mutluluk, kötü günlerin de geçeceğini bilmektir.

Genç o an uzun zamandır ilk kez başka türlü düşünmeye başlamış.

Yıllardır mutluluğu dışarıda aramış.

Daha çok parası olursa mutlu olacağını düşünmüş.

Herkes onu severse mutlu olacağını sanmış.

Hayatı kusursuz olursa mutlu olacağını düşünmüş.

Ama mutluluğun anahtarı aslında hep kendi içindeymiş.

O günden sonra genç adam köy köy dolaşmaya başlamış.

İnsanlara bunu anlatmış.

Ama herkes aynı şekilde düşünmüyormuş.

Kimi:

— Mutluluk paradır, demiş.

Kimi:

— Mutluluk zenginliktir.

Kimi:

— Her istediğine sahip olmaktır.

Genç adam ise sadece gülümsemiş.

Çünkü artık gerçeği biliyormuş.

Mutluluk için büyük bir servete ihtiyacın yok.

Dünyanın öbür ucuna gitmene de gerek yok.

Yıllarca bir sırrın peşinden koşmana da gerek yok.

Bazen sıcak bir çayın yanında sevdiğin biriyle konuşmak bile mutluluktur.

Bazen bir çocuğun gülüşü.

Bazen uzun zamandır görmediğin birinin sesini duymak.

Bazen sabah gözlerini açıp yeni bir güne başlamak.

Bazen de hiçbir şey olmadan, sadece kendi hâlinde oturup huzur hissetmek.

İnsan bunların değerini bildiğinde mutluluğun ne kadar yakınında olduğunu fark eder.

Belki de melekler anahtarı hiçbir zaman gerçekten saklamamıştı.

Belki sadece insanların onu kendilerinin bulmasını istemişlerdi.

Çünkü bazı şeyleri başkasından duyunca anlamıyoruz.

Kendimiz yaşayınca anlıyoruz.

Belki sen de şu anda mutluluğu başka yerlerde arıyorsun.

Daha güzel günleri bekliyorsun.

Her şey yoluna girince mutlu olacağını düşünüyorsun.

Ama bir an dur.

Etrafına bak.

Sahip olduklarına bak.

Seni seven insanlara bak.

Sonra kendine bak.

Belki de yıllardır aradığın anahtar hiç senden uzak değildi.

Bir sandığın içinde değildi.

Bir dağın tepesinde değildi.

Denizin dibinde değildi.

Bir kitabın arasında da değildi.

O anahtar hep senin içindeydi.

Çünkü mutluluğun gizli anahtarı aslında çok basit.

Şükretmek.

Kendin olmak.

Kendin kalabilmek.

Elindekilerin kıymetini bilmek.

Ve en önemlisi...

Hayatın her zaman istediğin gibi gitmeyeceğini kabul edip yine de yaşamaya devam edebilmek.

Çünkü insan her şeye sahip olduğunda değil...

Sahip olduklarının değerini bildiğinde mutlu olur.

Ve belki de melekler gökyüzünün bir köşesinden hâlâ bizi izliyordur.

Belki de aramızdan biri mutluluğun anahtarını bulduğunda gülümsüyorlardır.

Çünkü insan sonunda anlamıştır:

Mutluluk uzaklarda değil.

Mutluluk büyük hazinelerde değil.

Mutluluk başkalarının hayatında da değil.

Mutluluk...

İnsanın kendi içindedir.

Ve bazen bütün mesele, yıllardır aradığın şeyi biraz durup kendi içinde bulmaktır.

İşte o zaman...

Melekler gülümser.

Ve mutluluğun gizli anahtarı artık gerçekten senindir.