ZAMANSIZ DERLER
ZAMANSIZ DERLER
Her gidişin,
her ayrılığın,
her ölümün ardından
ilk söylenen kelime
“zamansız” olur.
Zamansız derler...
Sanki bir insanın
ne zaman gideceğini
önceden bilebilirmişiz gibi.
Sanki vedaya
hazırlanmak mümkünmüş gibi.
Oysa daha yaşayacak günler vardı.
Söylenecek sözler,
birlikte içilecek çaylar,
gülünecek küçük şeyler vardı.
Daha kaç kez
“Sonra konuşuruz” diyecektik?
Kaç kez daha
bir araya gelecektik?
Bilmiyorduk.
Çünkü insan
elindekinin kıymetini
çoğu zaman kaybedince anlıyor.
Bir insanın sesini
son kez duyduğunu bilmeden
onu dinliyorsun.
Son kez sarıldığını bilmeden
sarılıyorsun.
Son kez “kendine iyi bak”
dediğini bilmeden
ayrılıyorsun.
Sonra bir gün
o ses bir daha duyulmuyor.
O sandalye boş kalıyor.
Ev biraz daha sessiz oluyor.
Bir isim söylendiğinde
içinde bir şey eksiliyor.
Ve insan kendine soruyor:
“Daha zamanı yok muydu?”
Hiçbir ölümün ardından
“Tam zamanıydı”
demek kolay değil.
Çünkü geride kalanlar
her zaman biraz daha
yaşamak isterdi.
Biraz daha konuşmak,
biraz daha gülmek,
bir kez daha sarılmak...
Ama hayat
bize her zaman
son bir kez olduğunu söylemiyor.
Zamansız derler...
Her gidişin,
her ayrılığın,
her ölümün ardından
zamansız derler.
Belki de zamansız olan
ölümden çok
yarım kalan hayatlarımızdır.
Yarım kalan cümleler,
yarım kalan hayaller,
söylenemeyen güzel sözler...
Ama insan
sadece kaybettikleriyle yaşamıyor.
Hatırladıklarıyla da yaşıyor.
Birlikte gülünmüş bir an,
eski bir fotoğraf,
tanıdık bir ses,
yıllar geçse de unutulmayan
küçük bir anı...
Bazen bir insan gider,
ama sevgisi kalır.
İyiliği kalır.
Hatırası kalır.
Ve biz
onu her hatırladığımızda
bir kez daha yaşatırız.
Zamansız derler...
Her gidişin,
her ayrılığın,
her ölümün ardından
zamansız derler.
Ama bazı insanlar
ne zaman giderse gitsin,
hep erken gider.
Çünkü sevdiğimiz bir insan için
hiçbir zaman
“yeterince zamanımız oldu”
diyemeyiz.