Çambazlar Sirki
10. BÖLÜM
Tekrardan kitabıma hoş geldiniz sizleri burda görmek emin olun harika bir duygu tekrardan iyi okumalar dilerim yorumlarınızı ihmal etmeyin öpüldünüz :)
Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan, cinsellik ve rahatsız edici öğeler içermektedir . Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum .
🎵 Melike Şahin: Ortak 🎵
2025 ŞUBAT AYI
Bakışlarım Batın'ın bakışlarıyla buluştu. Boğazıma oturan düğümü güçlükle yuttum. Batın, merdivenlerden ağır ve kararlı adımlarla tek tek inmeye başladığında kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi çarpmaya başladı. Ne yapacağımı bilmiyordum.
Bu sır, beni namlunun ucunda yaşamaya mahkûm ediyordu.
Yanıma ulaştığında yüzünde zafer dolu bir ifade belirmişti. "Senin sorunun ne, biliyor musun?" dedi. Parmak uçlarını yavaşça bana doğru uzattı; ardından saçlarıma dokundu.
Tiksindiriciydi.
"Çok fazla açık veriyorsun," dedi.
Bu kez parmakları yüzüme doğru kaydığında sınırımı ihlal etmişti. İçgüdüsel bir refleksle bir adım geri çekildim. Parmağı havada asılı kaldı. "İnsan bazen karşısındakini okuduğunu sanır," dedim.
"Yanılmak da ihtimallerden biridir." Sözlerim onun için bir tehdit değildi; bunun farkındaydım. Dudaklarının kenarına alaycı bir tebessüm yerleşti.
"Ben hiç yanılmam, avukat," dedi.
Ardından eliyle bulunduğumuz yeri işaret etti."Evi gezmek ister misin? Çünkü bir süre burası senin evin olacak." Dedi. Etrafa hızlıca bir göz gezdirdim. Ardından elim kapı koluna uzandı."Yok, kalsın," dedim tiksinti dolu bir sesle. Arkamı dönüp kapıyı açtığım anda Batın hamle yaptı. Elini kapıya dayayarak açtığım kapıyı büyük bir güçle sertçe kapattı.
Sinirlenmişti.
Kapıya yaslanarak çıkış yolumu tamamen kapattı."Avukat..." dedi tok ve soğuk sesiyle. "Sen hâlâ olayın ciddiyetini kavrayamadın. Ama merak etme... Ben sana anlayacağın dilden anlatmasını bilirim." Sesinde ne bağırış vardı ne de telaş. Sakinliği, tehdidini daha da ürkütücü kılıyordu.
Belindeki silahı ağır bir hareketle kabzasından çıkardı. Namlunun soğuk metali alnıma değdi. Ardından, tek bir çizgi çizer gibi yavaşça alnımın üzerinde gezdirmeye başladı. "Uslu bir avukat ol," diye fısıldadı. Sesi, kulaklarımın dibinde uğursuz bir yankı bıraktı.
Bakışlarımız yeniden buluştuğu anda tereddüt etmedim. Dizimi bütün gücümle iki bacağının arasına savurdum.
Acının etkisiyle Batın'ın eli gevşedi. Silah parmaklarının arasından kayarak sert bir sesle yere düştü. Kısa bir sendeleme yaşarken ben çoktan eğilmiş, yerdeki silahı kavramıştım.
Doğrulup namluyu ona çevirdim…
Yüzünde o tanıdık ifade yeniden belirdi. "Ama sen benim nasıl bir avukat olduğumu zaten biliyorsun," dedim.
Tek bir an bile tereddüt etmeden silahın emniyetini açtım. Batın'ın dudaklarındaki sinsi gülümseme yavaşça silindi. Gözlerindeki kendinden emin ifade ilk kez hafifçe sarsılmıştı."Hiç durma," dedi soğukkanlı bir sesle.
Batın'ın çenesi sertçe kasıldı. Gözlerindeki o sakin ifade yerini dizginlenemeyen bir öfkeye bıraktı. "Yeter!" diye kükredi. Bir adım üzerime yürüdü. Boynundaki damarlar belirginleşmiş, nefesi düzensizleşmişti. Yumruklarını öyle sıkıyordu ki parmak eklemleri bembeyaz kesilmişti. "Benimle oyun oynama, avukat!" dedi dişlerinin arasından.
Tetiğin üzerinde duran parmağım bir an bile titremedi.
Pat!
Kurşun, Batın'ın omzunun birkaç santim yanından geçerek arkasındaki duvara saplandı. Odanın içinde yankılanan silah sesi kulaklarımı uğulturken tavandan ince sıva parçaları döküldü.
"Bir sonrakini ıskalamayabilirim," dedim nefesimi kontrol etmeye çalışarak. Batın'ın gözlerinde bir anlığına şaşkınlık belirdi. Fakat bu şaşkınlık, yerini saniyeler içinde öfkeye bıraktı. Bir anda üzerime atıldı. Silahı elimden almaya çalışırken bileğimi sertçe kavradı. Dengesini bozmak için dizimi karnına doğru savurdum ama geri çekilmedi.
Silah ikimizin arasında sıkışmış, namlu bir o yana bir bu yana savruluyordu.
Parmaklarımız tetiğe ve kabzaya tutunmuştu. Birbirimizi itip çekerken nefeslerimiz birbirine karışıyor, odanın içinde yalnızca boğuşmamızın çıkardığı sesler yankılanıyordu. Batın ani bir hamleyle bileğimi büktü. Acı avucuma yayılırken silah elimden kaydı.
Batın, yere düşen silahı daha yere değmeden yakaladı. Hiçbir şey olmamış gibi belindeki kılıfa yerleştirdi.
Bir anda bedenimi sertçe kendine çekti. Parmakları kollarımı öyle sıkıyordu ki canım yanmıştı. "Bir daha böyle bir halt yaparsan..." diye kükredi, beni öfkeyle sarsarak. "Seni ihbar etmeyen şerefsizin tekidir!"
Nefesi yüzüme çarpıyordu. Ellerini üzerimden çektiği anda dizlerimin bağı çözüldü. Bütün bedenim kontrolsüzce titriyordu. Bacaklarımdaki ağrı dayanılmaz bir hâl alınca daha fazla ayakta kalamadım. Hıçkırıklarımı bastıramadan dizlerimin üzerine çöktüm, ardından acının ağırlığıyla yere kıvrıldım.
Batın, yüzündeki öfkeyi bir anlığına unutmuş gibi bana baktı. Gözlerinde kısa süreli bir şaşkınlık belirdi. Belli ki beni bu kadar kırılmış, bu kadar savunmasız göreceğini hiç hesaplamamıştı.
"Ayağa kalk, avukat." dedi. Sesi hâlâ sertti; az önceki öfkesi tek kelimesine bile sinmişti. Birkaç ağır adımla yanıma yaklaştı ve dizlerinin üzerine eğildi. Göz hizama inmesine rağmen bakışları üzerimde ezici bir ağırlık bırakıyordu.
"Sana acımamı bekliyorsan..." dedi, dudaklarının kenarı küçümseyen bir ifadeyle kıvrılırken. "Yanılıyorsun."
Kısa ama öfkeli bakışlarımı gözlerinden ayırmadım."Bana acımanı zaten istemiyorum," dedim. Sesim en az onunki kadar sertti. Yerden destek alarak güçlükle ayağa kalktım. Bacaklarımdaki sızıya rağmen dimdik durmaya çalıştım.
Derin bir nefes aldım.
"Tamam..." dedim istemsizce. "Sana yardım edeceğim."
Bu bir teslimiyet değildi. Sadece, şimdilik başka bir seçeneğim yoktu.
Eğildiği yerden doğruldu. Az önce öfkeden kaybolan o meşhur gülümsemesi yavaş yavaş yeniden yüzüne yerleşti. "Harika," dedi. Elini girişteki devasa salonu işaret edecek şekilde kaldırdı. "Şimdi konuşabiliriz."
İçimdeki bütün isteksizliğe rağmen, ağır ve temkinli adımlarla gösterdiği salona doğru yürümeye başladım.
Salonun içine adım attığım anda, açık tonların hâkim olduğu bohem tarzı koltuklar ilk dikkatimi çeken şey oldu. Diğer yandan salonun tek bir ışık huzmesi bile almıyor oluşu dikkatimi çekmişti. Kalın panjurlar tamamen kapalıydı; içeride ağır ve boğucu bir hava hâkimdi.
Birkaç adım ilerleyip geniş koltuğa oturdum. İsteksizce sırtımı yasladım ve tek kelime etmeden onun konuşmasını beklemeye başladım. Batın, ağır ama rahat adımlarla karşımdaki tekli bej koltuğa geçti. Bacak bacak üstüne atıp sırtını koltuğa yasladı. Az önceki öfkesinden eser kalmamıştı.
Ukala.
"Senden istediğim tek şey..." dedi, gözlerini gözlerimden ayırmadan. "Karan Karahan'ı hapse göndermen."
Bunu söylerken yüzünde ne öfke vardı ne de heyecan. Sanki sıradan bir istekte bulunuyormuş kadar sakindi.
İstemsizce kahkaha attım."Sen benden ne istediğinin farkında mısın?" dedim. Dudaklarımdaki gülümseme yavaş yavaş silindi. Gözlerinden tek bir an bile şaka yapmadığını anlayabiliyordum.
Ciddiydi.
Derin bir nefes aldı. Parmaklarını birbirine kenetledi. "Senden benim için bilgi toplamanı istiyorum," dedi usulca. Kısa bir sessizliğin ardından gözlerini gözlerime dikti. "Onların arasına yeniden gireceksin... ve bana istediğim bilgiyi getireceksin." Sesinde en ufak bir tereddüt yoktu.
Her kelimeyi, bunun zaten gerçekleşeceğinden eminmiş gibi söylüyordu.
İsteksizce gülümsedim. "Karan'ın artık avukatı değilim," dedim, sesim tek bir an bile titremeden. Batın bacaklarını düzeltti. Koltuğun sırtından ayrılıp öne doğru eğildi; aramızdaki mesafeyi bilinçli bir şekilde azalttı. "O zaman ne yap et..." dedi kısık ama buyurgan bir sesle. "Tekrar avukatı ol." Bakışlarını üzerimden bir an olsun ayırmıyordu.
Bu bir öneri değildi; yerine getirilmesini beklediği bir emirdi.
Koltuğa sırtımı yasladım. Yüzüme rahat bir ifade yerleştirip dudaklarımın kenarını hafifçe kıvırdım. "Keşke bu kadar kolay olsaydı." Dedim, yüzümdeki masum ifadeyi bozmadan. Koltuğun kenarından destek alıp ayağa kalkmaya yeltendiğim sırada Batın'ın sesi yeniden yükseldi. "Sana yirmi dört saat veriyoru