Keşfet

Küllerimden Önce

Siyaz

8. BÖLÜM

Tekrardan kitabıma hoş geldiniz sizleri burda görmek emin olun harika bir duygu tekrardan iyi okumalar dilerim yorumlarınızı ihmal etmeyin öpüldünüz :)

Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum.

🎵Ruelle – Madness🎵

3 Yıl Önce…

-İstanbul-

Kafamın içinde çalan şarkının melodisine kendimi kaptırmıştım, evi toplamak bana büyük bir yük oluyorken abim ise yeni işten gelmiş salonda ayaklarını masaya uzatmış bir şekilde televizyon izliyordu. Yanına gitmek için yataktan kalktım. Oda’nın kapısından çıktığımda yavaş adımlarla salona girdim.

“Selam.” dedim sessiz çıkan sesimle yanına oturdum. Yüzünde belli belirsiz gülümseme ile televizyona odaklanmıştı. “Sana da merhaba Duru.” dedi mesafeli bir diksiyonla.

Hala o gün ki konuya mı takıldı. Sadece Damla ile bir kaç bira içmiştik.

Yanına iyice yaklaşarak şımarık bir kız gibi davrandım. “Abiii…hala aynı konudamıyız.” dedim şımarık bir edayla ona bakıp güldüm. “İçki senin için zararlı.” dedi uyarı alarmı gibiydi gözleri. Yüzümü buruşturarak ona biraz kendimi acındırdım.

Ne oyuncusun ama.

“Amaaa sadece bir seferlikti.” dedim dudaklarımı büzerek, çatık kaşları bir saniyeliğine düzeldi “Nereye gideceksen bende gelirim.” dedi düz sesiyle. Kollarına atlayarak sıkıca sarıldım “Tamam.” dedim gülerek, yanında huzurlu hissettiğim tek yer abimin yanıydı.

Telefonuma gelen bildirim beni irkiltmişti cebimden çıkardığım gibi ekrana baktım “Bugün dosyayı teslim etmedin Duru.” Emre Hoca’dan gelen bir bildirim. Abim kısa bir göz teması kurdu “Kim?” dedi meraklı olmayan yüz ifadesi ile süzdü beni.

“Ödevimi teslim etmem gerek.” dedim sesimde ki tıkanıklığı hissetmiştim. Abim ayağa kalktı ne yapacağını anlamamıştım “Hazırlan seni bırakayım.” dedi üzerini değiştirmek için odasının yolunu tutmuştu bile.

🕯️

Gecenin köründe kendimi okulun bahçesinde bulmuştum. Sabahları yetmiyormuş gibi akşamlarıda burdaydım, elimde ki beyaz dosyayla kısa bir bakışma yaşadık. Üniversite’nin koridorlarında hızlı adımlarla yürüyerek merdivenlerden üst katın yolunu tuttum. 

Bu gecenin köründe ne işin var okulda.

Kapının altında yayılan ışığı gördüğümde Emre Hoca’nın orda olduğunu anlamıştım zaten hangi akıllı bu saatte okulda olurdu ki. Kapıya doğru yaklaştığımda içimde belli belirsiz bir korku yayılmıştı ya o değilse?

Nefesimi tuttum ve kapıyı tıklattım içerden kısa ama aynı zamanda tok bir ses yükseldi “Gel.” dedi. Kapıyı yavaşça açarak içeri girdim masanın yanında oturan Emre Hoca ile göz göze geldiğimde içim rahatlamıştı. Kapının yanında daha fazla durmadan elimde ki dosyayı Emre Hocaya uzattım.

Başını önünde ki diğer dosyalardan kaldırıp elimde ki dosyayı aldı. Kısa bir göz gezdirdi ve bana doğru bir hamle yaptı.

Noluyor?

“Yetersiz.” dedi dosyayı masasına bırakarak. Anlamsız gözlerle ona bakıyordum, neyi yetersiz bulmuştu? Bir kaç adımla önümde belirdi. Eliyle saçlarımı okşamaya cüret edercesine kolunu uzattı. Bir adım geriye gittim “Ne yapıyorsunuz?” dedim kendimi dipsiz kuyunun en dibinde hissetmiştim o an. Gülümsedi “Neden zoru bu kadar oynuyorsun?” dedi mırıldanarak.

Zor mu oynuyorum?

İçki kokusu bütün bedeninden yayılıyordu. Bir adım daha bana yaklaştı ve bu sefer belimde kavramak için hamlesini gösterdi, olduğum yerde çivilenmiş gibi ona baktım. “Uzak dur benden!” dedim tehditkar sesimle bağırdım.

Ne halt ettiğini sanıyor bu!

Beni öyle bir kendine çekti ki canım acımaktan çok nefesimin kesilmesini sağlamıştı “Bana karşı koyma.” dedi kısık çıkan sesiyle bedenimi sıkıca kendi bedenine bastırdı. “Kimsin lan sen!” dedim kükreyen sesimle onu kendimden uzaklaştırmak için hiddetle ittim. Kolları bütün bedenimi sarmıştı, soğuk dudakları tenime iğrenç bir kokuyla yapıştı.

Tüm gücümle ona karşı gelmeye çalışıyordum. Ama narin bedenim bunu başaramıyordu, “ÇEK ELLERİNİ!” dedim bağırarak. Bir kaç adım geriye doğru sendeledi. Sarhoştu. Çıkış kapısına elimi atar atmaz saçlarımda güçlü bir el hissetmiştim. “AHHHH!” Çığlıklarım koca odada dönüp dolaştı canım öylesine yanıyordu ki.

Bedenimi yere doğru fırlattığında başım sertçe parke ile buluştu. Acıdan gözlerimi sıkıca kapattım gözlerimi açtığımda iki elimi sıkıca kavramıştı. “BIRAK BENİ!” diye haykırdım, öfkeden ne yapacağımı bilemeden başımı sertçe onun kafasına yapıştırdım.

Bedenimden uzaklaşmasını sağladığımda dengemi kurup ayağa kalktım gözlerim camla çevrelenmiş beyzbol sopasına takıldı. Dirseğimi camı kıracak şekilde güç uyguladım, “ÇAT!” cam kırıkları ortalığa yayılırken kollarımdan akan kanı görmezden geldim elimi uzatıp sopayı almama ramak kala tekrardan saçlarıma ellerini geçirdi.

LANET OLASI ADAM!

“O kadar kolay benden kurtulamazsın.!” dedi dudakları tam kulaklarıma gömülmüştü ki son bir gayretle parmaklarımı sopaya tutunmak için zorladım. Saç diplerim gerinirken elimde ki sopayı onun kafasına savurdum "Küt!" Darbenin sesi odada yankılanmıştı ama sanki o tek bir sıyrık bile almamış gibi saçlarımdan tutuyordu.

GEBER!

Bu sefer hiç umursamadan elimde ki sopayı kavradım “SAKIN BİR DAHA BANA DOKUNMA!” Sesimde gram acıma yoktu aksine bitmeyen bir öfke vardı. Sopayı kafasına hızla geçirdim ardından defalarca kafasına sopayla vurdum. Sopanın üzerinde beliren fazlasıyla kan bile beni durdurmadı ta ki o yere yığılıp bütün bina karanlığa gömülene kadar.

"Artık geri dönüş yoktu."

3 Yıl Sonra…

-KARAN-

İnsanlar sessizliğimi kibir sanıyordu. Yanılıyorlardı. Sessizlik, insanın en güçlü silahlarından biriydi. Konuştuğunda niyetini ele verirdin. 

Sustuğunda ise karşındaki, senin yerine kendi korkularıyla konuşurdu.Bu yüzden hiçbir zaman gereğinden fazla konuşmadım.

Sırtımı soğuk duvara yasladım. Karakolun rutubet kokusuna alışalı saatler olmuştu, tavandaki floresanın uğultusu ve nöbet tutan polislerin tekdüze adımları...Saatlerdir değişen hiçbir şey yoktu. Kapının önünde duran polis anahtarlığı çevirdi.

"Karahan." dedi.

Başımı kaldırdım. Koridorda siyah takım elbisesiyle yürüyen adamı tanımam uzun sürmedi. Savcı Dağhan. Yüzündeki ifade her zamanki gibiydi; ne öfkeli ne de memnun. Sadece işini yapan bir adamın ifadesi vardı. 

Parmaklıkların önünde durdu. Bir süre ikimiz de konuşmadık. 

Sessizliği ilk bozan o oldu."Dosyan hareketlendi." Bakışlarımı ondan ayırmadım."

Anlat.

"Elindeki dosyayı açtı. "Yurt dışından gelen mali kayıtların bir kısmı doğrulandı. Şirket hesaplarında oynama var." "Ben söylemiştim."

"Biliyorum."

İlk defa bunu bu kadar net söylüyordu.

"Fakat..." dedi dosyayı kapatırken. "Oynanan hesaplar senin kullanıcı kayıtlarınla uyuşmuyor."

Sessiz kaldım. Çünkü zaten gerçeği biliyordum. Birileri beni içeri sokmak için aylarca uğraşmıştı.

Dağhan cebinden bir evrak çıkardı.

"Tutuklama talebinde bulunmayacağım." Kaşımı hafifçe kaldırdım. "Adli kontrol şartıyla serbestsin."

Koridor yine sessizliğe gömüldü."Beni masum bulduğun için mi?" Dağhan başını iki yana salladı.

"Hayır. Seni masum bulmadım. Ama şu an seni içeride tutacak kadar güçlü delil de yok."

Göz göze geldik. "Ve inan bana Karahan..." dedi kısa bir duraksamanın ardından.

"Dışarısı buradan daha tehlikeli." Diyerek koridordan çıktı ve göremeyeceğim şekilde uzaklaştı.

-DURU-

Karan tam karşımda duruyordu. Yüzüme bakıyordu ve elinde duran dosyaları bana uzattı. Elime aldığım dosyalara kısaca baktım.

Bu nasıl ola bilirdi ?

Utku hemen arkamdaydı şaşkındı benim gibi “Abi seni ne zaman çıkardılar?” dedi şaşkınlığını gizlemeden benim önüne geçti. “Adli kontrol şartıyla tahliye...” dedim kısık çıkan sesimle dosyadan başımı kaldırdım ve ona baktım.

Başını onaylar bir biçimde salladı “Yurt dışı yasağım var onu kaldırman gerek.” dedi ifadesiz bir tonla. Utkuya döndü “Bilge nerde ?” dedi kaşlarını çatarak. Utku kısa bir yutkunmadan sonra “Ares ile birlikte. Saldırı oldu polis baskını olmasından şüpheleniyoruz.” dedi. 

Bir bu eksikti!

Utku gerilmişti çünkü Karan onu azarlarmış bir bakış atıyordu “Nerde o ibne !” dedi Utkuyu ezip geçerken kolunda bir el hissetti. Bendim. Kolundan tuttum “Bu çok mantıksız. Eğer polis