Şafakta Sonra
9. BÖLÜM
Tekrardan kitabıma hoş geldiniz sizleri burda görmek emin olun harika bir duygu tekrardan iyi okumalar dilerim yorumlarınızı ihmal etmeyin öpüldünüz :)
Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum .
🎵Woodkid – Run Boy Run🎵
2025 ŞUBAT AYI
Kapıdan çıkıp gittiği andan beri o odadan hiç çıkmamıştım. Kalıp biraz göz gezdirmek istedim. Yavaş adımlarla odanın diğer tarafına bakındım etrafı sadece ayaklı lamba aydınlatıyordu. Etrafa yayılan sigara kokusunu hissetmiştim sanki Karan hala ordaymış gibiydi ama değildi. Raflardan birine uzandım ve bir kitap çıkardım kalın olmayan tahmini ikiyüz sayfalık kısa bir roman. Kitabın kapağını açtığımda üzerinde bir tarih görünüyordu.17 Ekim 2020 Ve altında kısa bir not daha vardı. "Kalbim, adını benden önce ezberledi." Yazılıydı kitapta.
Yutkundum.
Kitabımı rafa bırakmak için yöneldiğimde kapıda beliren ayak seslerini duymuştum. Acele bir şekilde rafa koydum ve bir kaç adım geri gittim. Kapının açılma sesiyle gözlerim o tarafa kitlendi, gelen kişi Bilge'ydi elinde tuttuğu gümüş tepsiyle bana kısa bir bakış atmıştı. Sanırım aç olduğumu hissetmişti. Bir kaç adım atıp attı ve tepsiyi yanında duran yuvarlak masaya bıraktı.
Tepsiye bakmak için yöneldim kurt gibi açtım "Aç olduğunu düşündüm." dedi kısık sesiyle aslında mırıldanmışta ola bilirdi. Gülümsedim ve tepsiyi dikkatle inceledim beyaz düz tabağın üzerinde tost duruyordu dumanı nerdeyse üzerindeydi ve çapraz parçalarla ikiye kesilmişti.
Bir parçasını elime aldım sanırım kaşarlıydı çünkü sadece kaşar peynirin akışkanlığı görünüyordu. Tabağın yanında duran peçeteyi gördüğüm de tepsiye doğru elim yöneldi "Neden oturarak yemiyorsun?" dedi bu sefer sesi kısık değil aksine normaldi. Peçeteyi tostun altına yerleştirip bir kaç adım ötede ki Karan'nın önceden oturduğu koltuğa geçtim.
Deri koltuğu hissettiğimde garip bir uyuşmazlık olmuş gibiydi ya da koltuk beni yadırgamıştı "Burası nasıl?" dedim Bilge'ye bakarak ama o sanki bu hareketi bekliyor gibi "Hiç şaşırmadım." Dedi dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı "Karan, senin onun peşine takılmandan korkuyor." Dedi alaycı bir gülümsemeyle. Tostan bir ısırık aldığımda bu sefer emin olmuştum uzayan peynir bunun kanıtıydı. Sonra lokmamın mideme ulaşmasını usulca bekledim "Hiç kuşkusu olmasın." dedim ağzımın kenarına bulaşan ekmek kırıntısını tek parmağımla sildim ve keskin yüz hatlarımı gerilim vererek hissettirdim.
Donuk bakışları bu sefer kaşlarının çatılmasıyla birleşti "Bu tavırlarınızın sebebi nedir?" Dedi bakışları son derece ciddi bir tondu "Abiniz bir hata yaptı ve beni bu işten uzak tuttu." Dedim tostu masanın üzerine koyup deri olan koltuktan ayağa kalktım "Ne yani bu tavrınız bana mı abime mi?" Dedi şaşkın bakışları ile göz göze geldiğimde kısa bir gülümseme belirdi yüzümde "Tavır mı? Asla." Dedim kaşlarımı büzüştürerek baktım ona.
Kapının arasından gelen sesler birinin daha eve geldiğini bildiriyordu "Bilge!" diye bir çığlık sesi koptu girişten geliyordu. Bilge panik adımlarla oda dan çıktı arkasından bende çıkmıştım. Girişe geldiğimizde koridorun yanında duran kızıl saçlı bayanı tekrar görmüştüm.
Sinem korku dolu gözlerle Bilge'nin kollarına atlamıştı, bedeni zangır zangır titriyordu "Ben..." dedi Sinem kafasında ki cümleleri toplamaya çalışıyordu ama nefes almayı unutmuş gibiydi "Onu...gördüm." Dedi Gözlerinde beliren korkuyu net bir ifade ile görüyordum. Bilge ise onu sıkıca sarmalamış ve olanları anlamayı çalışıyordu "Kimi?" Dedi usul bir sesle. Sinem ağır nefesler alıp bedenini geri çekti "Yanan evden.." Dedi ve o boğazı düğümlendi "Cansız bir beden çıktı." Dedi titreyen sesi ile son nefesini verir gibiydi.
Bilge'nin yüzü değişmişti "Caner o evdeydi onun cesetidir." Dedi anlamazlıktan gelir gibi davranmıştı. Kaşlarını çattı ve kapıda ki korumalara doğru ilerledi "Utku nerde!" Dedi şiddet dolu sesiyle, ön kapıda kim var kim yoksa hazır ola geçmişti. Korumalardan biri cebinde ki telefonuna sarılmıştı ama Bilge elinin hızıyla ondan telefonu aldı ve arama tuşuna bastı.
Kapının yanına yavaşça yaklaştım daha iyi duymak için biraz eğildim. "Nerdesiniz?" Dedi Bilge hiddetli sesiyle topuklu ayakkabısının sesi taş zeminde yankılanıyordu endişe verici beden dili sorunun kaynağını arıyordu. "Lan sıçtırtma şimdi neden sorduğuma, abim nerde!" Dedi topuğunu hızla taş zemine geçirdiği, öfkesini ayakkabısında çıkarmaya meyilliydi.
Telefonu son cümlesinden hemen sonra bahçe tarafına fırlatmıştı. Telefon yere düştüğünde tuzla buz olmuştu ama o umursamadan yanında ki korumalara bakındı "Arabaları hazırlayın." Dedi gözleriyle emir veriyordu adeta. Az önce ki kadın gitmiş yerine emir veren problemli başkası gelmiş gibiydi. Bilge kısa bir bakış attı kapıda yarım yamalak duran bana "Sende geliyorsun." Dedi tereddüt etmeden.
Kapının arkasından çıktım "Emin misin?" Dedim sorup sormamak konusunda bir an düşünmüştüm. Başını onaylarcasına salladı ve Sineme döndü "Senin burda kalman gerekiyor." Dedi evi göstererek, fakat bu konuyu uzatmak istemiyor gibi Sineme baktı. Korumalardan biri geniş çapta ki arabayı girişe getirmişti. Bilge yanında ki korumalar eşliği ile arabanın içine geçmişti bile kapının köşesinden Denize seslenmiştim "Çantam içerdeydi." Dedim kapının girişinden sesimi içeriye yükselterek.
Deniz koşar adımlarla evin içinde çantamı bulmaya çalışırken sabırsız beklemelerimle girişte dönüp duruyordum Bilge sessizce benim arabaya binmemi bekliyorken. Evin içinden "Buldum." Diye bir ses yükseldi. Koşarcasına adımlarla kapının yanında beliren Deniz elinde çantamı tutuyordu. Bir kaç basamak çıkıp elinde duran çantayı aldım "Teşekkürler." Dedim seri şekilde konuşarak basamaklardan aşağı inip geniş çaplı olan arabaya doğru yürüdüm.
Arabanın kapıları sertçe kapandığında Bilge tekrar telefonuna sarıldı.
"Evet, konumu nereyi gösteriyor?" dedi. Telaşlı sesi arabanın içindeki gergin havayı daha da ağırlaştırıyordu.
"Tamam, orada olduğunu zaten biliyorum."
Bu kez sesi sakindi.
Gerçekten o yangının içine girmiş olabilir miydi? Sanmıyordum. Girmiş olsa bile o kadar kısa sürede... Hayır, girmemişti. İçimdeki sesi bastırmaya çalışıyordum ama kafamda dönüp duran düşünceleri, aniden arabada yankılanan telefon sesi susturmuştu.
Bilge, çalmaya devam eden telefonunu açtı."Abi..." Kısık sesiyle konuşurken gözlerim onunkilerle buluştuğu anda arayanın Karan olduğunu anlamıştım."Neredesin? Seni merak ettim." Az önce bütün korumaları tek başına dize getiren kadın sanki bir anda kaybolmuş, yerini abisi için endişelenen bir kardeşe bırakmıştı.Bilge, karşı tarafı birkaç saniye sessizce dinledi."Tamam, geliyoruz."
Sesi sakinliğini korusa da gözlerindeki endişeyi gizleyemiyordu.
🕯️
Araba yarım yamalak durduğunda, bahsettikleri o köşkü andıran evin çoktan küle döndüğünü gördüm. Geriye yalnızca is kokusu, dumanın boğucu ağırlığı ve rüzgârın savurduğu siyah küller kalmıştı. Etrafı saran keskin soğuk, tenime kadar işliyordu. Mavi ve kırmızı polis sirenleri karanlığı aralıksız yararken, itfaiye erleri harabenin çevresinde telaşla koşturuyordu. Ambulans ise çoktan olay yerinden ayrılmıştı.
Bilge, araba tam anlamıyla durmayı bile beklemeden kapıyı sertçe açtı ve kendini dışarı attı. Etrafındaki kalabalığa göz gezdirdiğinde, Karan'ı polislerin hemen yanı başında ayakta dururken gördü. Arabadan indiğim anda ağır gaz kokusu ciğerlerime doldu. Keskin koku nefes almayı bile zorlaştırıyordu. Evi bilerek mi patlatmışlardı, yoksa doğal gaz mı sıkışmıştı bilmiyordum. Ama etrafa yayılan o boğucu koku, yaşanan patlamanın en büyük kanıtıydı.
Bilge adımlarını hızlandırdı ve polislerin yanında duran Karan'a sıkıca sarıldı. Ona öyle içten, öyle özlemle sarılmıştı ki, sanki bir anlığına etraflarındaki kalabalık, siren sesleri ve yanık kokusu tamamen yok olmuştu. Karan, Bilge'nin bu hâline belli ki içerlemişti ama bunu yüzüne yansıtmıyordu. Etrafına göz gezdirirken bir saniyeliğine gözlerimiz temas etmişti. O an söyledikleri aklıma geldi.
"Gelirsen artık avukatım ol