Keşfet

Satranç Tahtası

Siyaz

7. BÖLÜM

Tekrardan kitabıma hoş geldiniz sizleri burda görmek emin olun harika bir duygu tekrardan iyi okumalar dilerim yorumlarınızı ihmal etmeyin öpüldünüz :)

Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum.

🎵İkimizden Biri🎵

8 Ay Önce...

-Kavala/Yunanistan-

🌊

Bar kısmına geldiğimde gözlerim kısa bir süre onu aradı. Omzumda soğuk bir el hissettiğimde arkamı hızla döndüm gözlerim onunla buluştuğun da "Kaçtığımı falan mı sandın." dedi yüzünde ki tebessümle. "Kaçsanda yadırgamazdım." dedim içten bir gülümseme ile.

Hadi ordan kaçsaydı kendini kötü hissedecektin.

Omzumdan elini çekti yüz ifadesi hemen değişen bir adamdı "Son bir içkiye ne dersin?" dedi gözlerini kaçırarak. 

Beni sarhoş etmeye çalışıyor sanırım. 

"Tamam." dedim tereddüt ederek ama o sanki bu cevabı biliyor gibiydi, tekrardan bar taburesine oturduğumda gözlerini garsona dikti. Garson ne istediğini anlamış gibi alkolleri hazırlamaya başladı gözümüzün önünde.

"Sesizlik seni yoruyor mu?" dedim onu baştan aşağı detayla inceleyerek. Bana kısa bir bakış attıktan sonra kafasını aşağı indirdi ve gülmeye başladı, şaşırmıştım bu sanki onun koruması gereken bir zırh gibiydi. "Hayır yormuyor." dedi kafasını yerden kaldırıp bana baktı.

Alkolleri masaya koyan garson yanına bir adet peçetede de koymuştu, içkisini yavaşça eline aldı soğukluğu parmaklarına işlemiş gibiydi.Bakışlarım beline takılmıştı.

Ne o adamın silahı mı var Duru.

Kemerinin yanında, tişörtünün altından belli belirsiz seçilen tabanca kabzası gözümden kaçmamıştı. O ana kadar bunu nasıl fark etmediğimi kendi kendine sorguladım nasıl göremedim daha önce. "Silahın mı var?" dedim içkisinden yudum aldığı sırada durakladı ve elini belinde ki silaha götürdü.

"Adıma ruhsatlı." dedi belinden elini çekerek içkisine gözleri kaydı. "Kimsin sen." dedim bu soruyu sormanın yasak olduğunu biliyordum ama sormalıydım.

Kim olduğunu öğrenmek istiyorum.

"Bir anlaşma yapmıştık." dedi kahve gözlerle bana baktı. Sorum bir anlığına aksıda kalırken telefonum çalmaya başladı.

Kim arıyor...

Telefonu çantamdan çıkarıp ekrana baktığımda Damla'nın aradığını fark ettim. Açtığımda Damla'nın hıçkırarak ağladığını duya biliyordum "Noldu?" dedim endişeli sesimle ayağa kalktım, yanımda ki adam telaşlı olduğumu gördü.

"O aşağılık herif beni terk etti." dedi öfkeli sesi kulaklarımda yankılanırken "Geliyorum birazdan." dedim sesi kesildi bir süre "Sen nerdesin." dedi ağlaması kesilmişti aksine nerde olduğumu merak etmişti.

"Hep sen mi gezeceksin, birazda ben kafamı dağıtayım." dedim gülerek. O da benimle birlikte güldü telefonu kapatmak için hamle yapacağım sırada adam ortada görünmüyordu.

Harbiden kaçtımı.

Telefonu kapatıp garsona döndüm "Yanımda ki adam nereye gitti gördünüz mü." dedim şaşırmıştım. Garson karşıma gelerek "Lavaboya gitti sanırsam." dedi eliyle arkasında ki lavaboyu göstererek. Tamam anlamında başımı salladım ve tekrar garsona döndüm "Kalemin var mı?" diye sordum, garson yakasında duran kalemi çıkartıp bana uzattı.

Ona bir hediye bırakacaktım.

Bardağın altında ki peçeteyi aldım ve kalemle telefon numaramı yazmaya başladım. Belki bir gün tanışma fırsatımız olurdu gerçek kimliklerimizle.

Duru 

Tel: 05**********

Peçeteyi onun içkisinin altına koydum sonra bir umutla bakıp çantamı alıp kaçar gibi restoranttan çıktım.

Çünkü benim huyum bu, son giden olmaktansa ilk giden ben olurum.

8 Ay Sonra...

-İstanbul-

Araba durduğunda Ares sırıtarak bana bakıyordu sinsi gülüşünün ardında nasıl bir manyak vardı acaba "Avukat, sonunda benim bölgeme geldik." dedi o sırıtışından taviz vermeyerek Bilge'nin elini sıkıca kavradı, arabanın kapıları otomatik olarak açıldığında birlikte çıktılar.

Ne yüzsüz adam bu.

Ayağa kalkıp arabadan çıktığımda neler olduğunu anlamadan Utku koluma girdi "Bugün partner olucaz. Seni avukat olarak tanımalarını istemezsin." dedi sıkıca tuttuğu kolumu bırakmayarak, kumarhaneye yürümeye başladık.

Herkesde bir havalar bir havalar.

Kumarhane'nin ismi girişte görünüyordu" Blue Devil." Yazılıydı. Devasa yapısıyla gecenin içinde ihtişamını saklamaya bile çalışmıyordu. Ağır kapıların ardına adım attığımız anda, loş ışıkların vurduğu mavi alt tonlu duvarlar tüm görkemiyle bizi karşıladı. Soğuk tonların yarattığı asil hava, içerideki lüksü daha ilk saniyeden hissettiriyordu.

Buranın havası daha yüksek sanki Duru.

Salonun tam ortasında sıralanan rulet ve blackjack masalarının etrafında, pahalı takım elbiseler ve gösterişli elbiseler içinde insanlar sessiz bir ciddiyetle oyunlarını sürdürüyordu. "Nasıl buldun." dedi koluma giren Utku yüzünde meraktan başka bir şey yoktu.

Hayatında hiç mi kumarhane görmedin.

"Güzelmiş." dedim yapmacık gülümsememle ona baktım. Ares adamları ile göz göze geldiğini göre biliyordum Bilge ise ondan biraz uzaklaşmıştı. Utku kolumu yavaşça bırakarak serbest kalmamı sağlamıştı "Burda bekle." dedi Ares'in yanına doğru bir kaç adım attı.

O planları birazda bana mı anlatsanız. Hani bende varım ya burda.

Adımları ağır ama kendinden emindi. Yaklaştıkça keskin yüz hatları. Üzerindeki koyu mavi takım elbise kusursuz duruyor, gözlerini bir an olsun üzerimden ayırmıyordu. Kalabalığın içinden hiç kimseye çarpmadan ilerledi; sanki insanlar, o yaklaşırken kendiliğinden iki yana çekiliyordu.

Kim lan bu? Taş gibi Duru inkar etme.

"Ben Bartın Hancıoğlu." dedi tam karşımda duruyordu, elimi zorla kavrayıp bir öpücük kondurdu. Elimi onun ıslak öpücüğünden arındırmak için geri çektim. "Duru." dedim sadece, ama sanki o daha fazla bilgiye ihtiyacı var gibi "Ares bey ile mi birliktesiniz." dedi iki elini ceplerine götürdü ve karşımda dikildi.

Ne istiyor benden bu herif? Herif değilde beyfendi gibi ama olsun.

"Evet fakat siz kimsiniz." dedim gerilmiştim kim olsa gerilirdi. Gülümsedi, etrafta dolaşan garsonlardan birini durdur ve iki tane şampanya aldı. Birini bana uzatarak "Ares abim olur." dedi şampanya elinde kalmıştı almamı bekliyordu. Aldım, ve bir yudum içtim.

Tadı güzelmiş. Neee kardeşi mi?

"Kardeş misiniz?" dedim şaşkın bir ifadeyle, ama o zaten böyle bir tepki bekliyordu. Şampanyasından bir yudum aldı "Evet. hiç benzemiyoruz değil mi." dedi gülümseyerek. Kaşlarını kaldırıp yanımıza doğru gelen Utku yanımda durdu.

"Sende mi burdasın Bartın." dedi Utku yüzünü gevşeterek bana döndü "İki dakika bırakmaya gelmiyorsun." dedi yüzünü Bartına cevirdi ama bir şey söylemedi tahmin edeyim ben vardım. Bartın şampanyasından bir yudum daha alıp Utkuya döndü "Karan nasıl." dedi sesinde ki o dalga geçer hissi duyduğumda öksürdüm.

Çok komik. Bir daha olmasın.

"Senin kadar mutlu değil." dedim gözlerimi onun yüz hizasında topladım ve o yapmacık gülümsememi takıldım. Bartın ise sanki bu dediklerimi takmamış gibiydi "Bu kadını niye getirdiniz." dedi Utkuya dönerek yüzünde ki mimiksiz tarafına bu kadar erken geçeceğini tahmin edemedim.

Mafya bunlar Duru. En normali bile kafayı yiyor.

"Merak etme. Senden rol çalmaya gelmedim." dedim sert bakışlarım gün yüzüne çıktığında ortamdan rahatsız olduğumu anlamıştı Utku. "Dişli bir avukat olduğunuzu söylediler." dedi tüm dikkatini bana yoğunlaştırarak, gülümsedim "Az bile söylemişler." dedim kısa bir kahkaha atarak.

Gülümsemin yerini soğuk bakışlarım yer aldığından "Artık üst kata geçe biliriz." dedi Bartın elinde ki şampanyayı poker masasının yanına koydu. Utku ise Ares'e baktı ondan bir işaret bekliyordu. Ares göz ucuyla bize baktı ve mimiklerini gösterdi.

Hadi bakalım neler yapacağız.

Topukların ve rugan ayakkabıların zemine vurduğu her adım, koridorun içinde yankılanıyor; ritmik ama ürkütücü bir melodi oluşturuyordu. Kimse konuşmuyordu. O an duyulan tek şey, yürüyüşümüzün tok sesi ve arkada çalan şarkının ağır baslarıydı.

Ares, asansörün düğmesine bastı. Bakışları tek tek üzerimizde dolaştı. Hepimiz, sanki birkaç saniye sonra savaş başlayacakmış gibi dimdik bekliyorduk. Kurt, Baykuş, Tilki ve Kuzgun... Dört sembol, dört isim. Aynı tarafta olsalar da hiçbiri birbirine benzemezdi, çünkü hepsin