Bilinmeyen Numara
Dışarıda yağmur yağıyordu. Gecenin sessizliği, cama vuran damlaların sesiyle bölünüyordu. Odamda tek başımaydım. Telefonum yatağın üzerinde duruyor, ben ise hiçbir şey yapmadan tavana bakıyordum. Bazen insanın içini sebepsiz yere kaplayan o huzursuzluk vardır ya... İşte o gece tam da öyle hissediyordum.
Telefonum aniden titredi. İstemsizce doğrulup ekrana baktım.
1 yeni mesaj.
Gönderen, kayıtlı olmayan bir numaraydı.
Mesajı açtım.
«Merhaba.»
İçimi açıklayamadığım bir merak kapladı. Bu saatte bana mesaj atan kimdi?
Tam telefonu elimden bırakacakken ekranın üst kısmında "Çevrimiçi" yazısı belirdi. Birkaç saniye sonra bu kez "Yazıyor..." ifadesi göründü.
Gözlerimi ekrandan ayıramıyordum.
1 yeni mesaj.
«Cevap vermeyecek misin?»
Bir süre ekrana baktım. Sonunda yazdım.
«Kimsin?»
Mesaj gönderildi.
Karşı taraf çevrimdışıydı. Birkaç saniye sonra "Çevrimiçi" yazısı yeniden belirdi.
"Yazıyor..."
1 yeni mesaj.
«Beni unutmuş olman canımı sıktı.»
Söyledikleri kafamı karıştırmıştı. Onu tanımadığıma emindim. Parmaklarım klavyeye gitti.
«Seni tanımıyorum.»
Telefonum yeniden titredi.
1 yeni mesaj.
«O zaman tanışalım, bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.»
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey yapmadan ekrana baktım. Bu yabancı, hakkımda bildiğimden fazlasını biliyor gibiydi. Bir an donup kaldım. Bazı mesajlar sadece ekrana düşmez. Bazen bütün hayatını değiştirir. O an bunun sadece bir mesaj olduğunu düşündüm. Meğer bazı mesajlar, hiç beklemediğin hikâyelerin başlangıcıymış.
Ben Duru. On sekiz yaşındayım ve ailemle birlikte yaşıyorum. Uzun zamandır değişmeyen bir düzenim vardı. Annem, babam ve ben, aynı evin içinde kendi küçük dünyamızda yaşıyorduk. Fakat bizim de kimsenin bilmediği bir geçmişimiz vardı. Ben daha çocukken abimi kaybetmiştik. O günden sonra evimizde bazı konular hiç konuşulmadı. Abimin adı geçtiğinde annemin gözleri dalar, babam sessizleşirdi. Nedenini hiçbir zaman tam olarak anlayamazdım. Belki de bazı gerçekler, ortaya çıkmak için doğru zamanı bekliyordu. Bir süre ekrana baktım. Ne yazacağımı, hatta yazıp yazmamam gerektiğini bile bilmiyordum.
Sonunda telefonu elimden bıraktım. Ama aklım hâlâ o bilinmeyen numaradaydı. Beni nereden tanıyordu? Bu soru zihnimde dönüp duruyordu. Kim olduğunu bilmediğim o kişi, gecenin sessizliğinde aklımı meşgul etmeye devam ediyordu. Uyumaya çalıştım ama düşüncelerim bir türlü susmadı. Ne zaman uyuduğumu hatırlamıyordum.
"Duru!"
Annemin sesiyle gözlerimi araladım.
"Saat yedi buçuk oldu, okula geç kalacaksın."
Komodinin üzerindeki telefonu elime aldım. Saate baktım. 07.30'du. Dün gece gelen mesaj hâlâ aklımdan çıkmıyordu. Tam telefonu komodine koyacakken telefonum yeniden titredi.
1 yeni mesaj.
Aynı bilinmeyen numaraydı.
«Günaydın. Okulda görüşürüz.»
Mesajı birkaç kez okudum. Okulda görüşürüz. Bu iki kelime içimde garip bir huzursuzluk uyandırmıştı. Bu sadece bir tesadüf olamazdı. Beni tanıyordu. Ama ben onu tanımıyordum. Telefonu yavaşça elimden indirdim. Cevap yazmayı düşündüm ama vazgeçtim. Şimdilik sessiz kalmak en doğru seçenek gibi görünüyordu. Annemin sesi yeniden duyuldu. "Duru! Hâlâ hazırlanmadın mı?"
"Geliyorum anne!"
Telefonumu çantama koyup mutfağa geçtim.
"Günaydın."
"Gece geç mi yattın?" diye sordu annem.
"Biraz," dedim.
Kahvaltımı hızlıca bitirdim.
"Ben çıkıyorum."
"Dikkat et," dedi babam.
Çantamı alıp evden çıktım. Yağmur durmuştu ama aklım hâlâ o bilinmeyen numaradaydı.
Otobüs durağına vardığımda her zamanki kalabalık çoktan toplanmıştı. Sessizce sıraya geçtim. Gözlerim istemsizce etrafı tarıyordu. Sanki biri beni izliyormuş gibi hissediyordum. Otobüs birkaç dakika sonra geldi. Cam kenarındaki boş koltuğa oturup dışarıyı izlemeye başladım. Yağmur durmuştu ama gri bulutlar hâlâ gökyüzünü kaplıyordu. Telefonumu çıkarıp ekranı kontrol ettim. Bilinmeyen numaradan yeni bir mesaj yoktu. Derin bir nefes alıp telefonu çantama geri koydum. Belki de gerçekten kötü bir şakaydı. Kendimi buna inandırmaya çalışıyordum. Otobüs okulun önünde durunca çantamı omzuma astım ve aşağı indim. Okulun bahçesi öğrencilerle doluydu. Herkes arkadaşlarıyla sohbet ediyor, kahkahalar okul bahçesine yayılıyordu. Ben ise kalabalığın arasında tek bir şeyi düşünüyordum. Okulda görüşürüz.
"Duru!"
Tanıdık bir sesle irkildim. Arkama döndüğümde Ece bana doğru yürüyordu.
"Günaydın," dedi gülümseyerek. "Ne oldu sana? Dalgın görünüyorsun."
Küçük bir gülümsemeyle başımı salladım. "Bir şey yok."
Ece şüpheyle yüzüme baktı. "Emin misin?”
"Gece pek uyuyamadım."
"Belli oluyor." Hafifçe omzuma dokundu. "Hadi, ilk derse geç kalacağız."
Birlikte okul binasına doğru yürümeye başladık. Koridor öğrencilerle doluydu. Herkes ders için acele ediyordu. Tam sınıfa girecekken telefonum titredi. Bir an olduğum yerde kaldım. İçime yine o tanıdık huzursuzluk çöktü. Yavaşça telefonumu çıkardım.
Ekranda yine aynı bilinmeyen numara vardı.
1 yeni mesaj
«Ece'ye hiçbir şey anlatma.»
Donup kaldım. Mesajı tekrar okudum. Ece hiçbir şeyden habersiz konuşmaya devam ediyordu. Boğazım düğümlendi. İstemsizce etrafıma baktım. Koridor öğrencilerle doluydu. Ama içimde, sanki biri beni izliyordu.
"Duru?" dedi Ece. "Dinliyor musun beni?"
Telefonun ekranını aceleyle kapattım.
"Dinliyorum," dedim, zoraki bir gülümsemeyle. Ama aklım çoktan başka bir yere gitmişti. Bir an nefesimi tuttum. Bu kişi, sandığımdan çok daha yakındı. Telefonu cebime koydum. İçimde büyüyen huzursuzluğu bastırmaya çalışıyordum. Artık emindim. Bu kişi beni gerçekten tanıyordu.
Ece'nin sesiyle kendime geldim. "Duru, geliyor musun?"
Başımı sallayıp sınıfa doğru yürüdüm. Ama aklım hâlâ aynı sorudaydı. Bu kişi kimdi?
Ece benim anaokulundan beri en yakın arkadaşımdı. Yıllardır aynı sırayı paylaşmış, iyi kötü her anımızı birlikte yaşamıştık. Konuşkan, neşeli ve meraklıydı. Ben ne kadar sakinsen o da bir o kadar hareketliydi. Hayatımda en çok güvendiğim insan oydu. Peki, bunu Ece'ye söylemeden nasıl duracaktım?
Ama Ece'nin aklı bambaşka bir yerdeydi. Koridorda yürürken yine Ege'den bahsetmeye başlamıştı. Ege, uzun zamandır hoşlandığı çocuktu. İkisi birbirine hiç benzemezdi. Ece ne kadar konuşkan ve enerjikse, Ege de bir o kadar sessiz ve soğukkanlıydı. Belki de Ece'yi ona çeken şey buydu. Sıralarımıza geçip yan yana oturduk. Sınıf yavaş yavaş dolarken öğretmenin gelmesini bekliyorduk.
"Ece..." dedim.
"Hı?"
"Yine Ege'yi mi düşünüyorsun?"
Ece gülerek başını salladı. "Ne yapayım, elimde değil."
"Bu çocukta ne buluyorsun?" diye sordum.
"Sakin biri. Gereksiz konuşmuyor. Herkes dikkat çekmeye çalışırken o kendi hâlinde."
"Hiç konuştunuz mu?"
"Hayır."
"Hiç konuşmadığın birinden nasıl hoşlanabiliyorsun?"
Ece omuz silkti.
"Bazen birini sevmek için bir sebep gerekmiyor." dedi Ece gülümseyerek.
Tam o sırada zil çaldı.
"Eyvah, ders başladı." dedi Ece.
Gülümseyerek ayağa kalktı ve kendi sırasına geçti. Ben de yerime oturdum.
Tam o sırada Ege sınıfa girdi. Her zamanki gibi sessizce yanıma gelip çantasını sıranın yanına bıraktı ve yerine oturdu. Ege benim sıra arkadaşımdı. Ama o an aklım hâlâ sabah gelen mesajdaydı.
Kapı açıldı. Matematik öğretmenimiz Selin Hoca sınıfa girdi.
"Günaydın çocuklar."
"Günaydın hocam." diye karşılık verdik.
Selin Hoca gülümseyerek sınıfa göz gezdirdi.
"Herkes hazırsa derse başlayalım.”
Matematik, en sevdiğim ve kendimi en rahat hissettiğim dersti. Selin Hoca tahtaya ilk soruyu yazdı. Normalde matematik dersinde dikkatim hiç dağılmazdı. Ama bugün gözlerim tahtada olsa da aklım tamamen sabah gelen mesajdaydı.
Defterimi açıp kalemimi elime aldım. Soruya baktım ama bir türlü odaklanamıyordum.
Yanımdan alçak bir ses geldi.
"İyi misin?" diye sordu Ege.
Başımı ona çevirdim.
"İyiyim."
Birkaç saniye yüzüme baktı.
"Emin misin?"
Kısa bir baş hareketiyle onayladım.
"Evet."
Bir şey söylemeden yeniden defterine döndü.
Şaşırmıştım. Ege'yle ilk kez konuşuyordum. Genelde kimseyle konuşmaz, teneffüslerde bile tek başına dolaşırdı. Bu yüzden bana bir şey sorması beklediğim en son şeydi.
Bunu Ece de fark etmişti. Ders boyunca birkaç kez bizim sıraya bakmıştı.
Zil çalar çalmaz yanıma geldi.
"Az önce Ege seninle mi kon
Yorumlar
- Beyza: o numara her yerde
- Melis K.: numara okulda da duruyor bakınca 😢