1. BÖLÜM
1 BÖLÜM
Sabah aniden bir çığlıkla uyanmıştım ve tam doğum günümün olduğu gün. Evde bağırış çağırışlar vardı, neler oluyordu? Aniden yataktan kalkıp salona doğru hızla yürüdüm. Karşı karşıya olduğum manzara ilk defa gördüğüm ve beni dehşete sokan bir manzaraydı. Hikayem de işte tam burada değişmeye başlamıştı.
— A-anne, ba-baba... Neler oluyor burada? Baba, ne yapıyorsun anneme?
Annem yüzü morluklar ve kanlar içinde yerde duruyordu. Babamsa sinir küpü olmuş bir şekilde annemin başında öfkeyle duruyordu. Babam... Annemin saçına dahi zarar vermeyen babam, annemi kanlara bulamıştı.
— Kızım yok bir şey, odana geç sen.
Ben tam söze girecektim ki babam anlam vermediğim ve ağzından ilk defa duyduğum sözleri söylüyordu:
— Gitsin tabii, sen de git! İkiniz de işe yaramazsınız, ikinizi de gözüm görmesin!
— Baba neler oluyor, bu rüya mı, ne yaşıyoruz şu an?
Ve o an... Hiç unutamayacağım o an. Babam aniden yakamdan tutup öfkeli sözlerini yüzüme vurmaya başladı:
— Bu yaşına kadar hep rüyadaydın zaten. Şimdi sen de, annen de gerçeği göreceksiniz!
Babam aniden yakamı bırakıp ceketini alıp çıktı. O an gözlerim dahi dolmadı, şoka girmiş gibiydim. O an şokumu bir yana bırakıp yerde yatan anneme yöneldim. Hemen koltuğa oturdum, pansuman çantasını alıp annemin yanına oturdum. İkimiz de şoktaydık, ağzımızı bıçak açmıyordu. Annemin pansumanını yapıp karşısına oturdum. Bir süre sonra sorularıma başladım:
— Anne, babama ne oldu? Onu ilk defa böyle gördüm. Sorun ne, neler oluyor?
Annem sakin ve kırılmış gözlerle bana baktı ve konuşmaya başladı:
— Kızım, sana söylemem gereken bir şeyler var. Beni sakince dinle, olur mu?
Koltuğun ucuna doğru gelip anneme başımı sallayarak dinlemeye başladım.
"19 yıl önce..."
— Neyden bahsediyorsun sen? Ne kızı? Kaç yıldır evliyiz ve bana bir kız çocuğu mu vereceksin? Hayır, hemen aldır onu! Bunca yıl çocuğumuz olmadı, babam miras konusu için bize hiçbir şey bahsetmedi. Hele kız olduğunu duyarsa her şeyden mahrum kalırız!
— Hayır, bak... Eğer ki kız olduğundan bahsetmezsek doğuma kadar mirastan elbet bahseder. Zaten çocuğumuz olacağını duyarsa çok mutlu olurlar, cinsiyetine asla takmazlar, emin ol.
— Bilmiyorum, bilmiyorum... Kafam çok karışık.
— Sakin ol lütfen. Bak, cinsiyetinden bahsetmeyelim, çocuğumuz olacağını söyleyelim. Olur da hemen erkek torundan bahsederse söz veriyorum aldıracağım ama lütfen bırak, şansımızı deneyelim.
— Peki, dediğin gibi olsun canım.
— Yani babam beni istemiyor muydu? Sırf miras için mi?
Annem üzgün bir şekilde başını eğdi ve sözlerine devam etti:
"— Ooo, merhaba çocuklar, hoş geldiniz! Neymiş sürpriziniz?"
İkimiz de birbirimize bakıp derince bir nefes aldıktan sonra söyledik:
"— Baba, bizim çocuğumuz olacak."
Deden, amcanlar, halanlar aniden şok oldular tabii. Deden sevinmişti, o yüzdendi onun şoku. Ama amcanlar ve halanlarınki yeni bir mirasçı olduğu içindi.
Deden aniden ayağa kalkıp bize sarıldı, çok mutlu olmuştu:
"— Demek sonunda siz de bana bir torun vereceksiniz, öyle mi?"
"— Evet baba."
"— Çok mutlu oldum, çook... O zaman artık ona da pay verebiliriz, öyle değil mi?"
Babanla ikimiz mutlulukla ve sevinç gözyaşlarıyla birbirimize bakarken amcanlar ve halanlar da hemen bizi tebrik etmeye başladılar. Aniden bizi korkutan bir şey oldu tabii. Halan:
"— Eee, çocuk erkek mi olacak kız mı? Tabii kardeşime bir erkek çocuk yakışır."
O an ikimiz de donup kaldık ama neyse ki tam tersi, bu soruyu sormasından korktuğumuz deden bizi kurtardı:
"— Amaaan, erkek kız fark etmez, yıllar sonra çocukları olacak ya, çok şükür."
Dedenin sözleri bizi rahatlatmıştı. Kız olmasını sıkıntı edeceğini düşünmedik ki tavırları da o yöndeydi.
— Peki ben doğduğumda ne oldu?
Annem hafif gülümseyip konuşmasına devam etti:
— Hım, çok güzel bir gündü, sen doğmuştun. Herkes mutluydu ama... Ama bir diğer nedeni, dedenin sen doğmadan mirasının yarısını sana vermiş olmasıydı. Tabii diğer torunlarına yaptığı gibi şartları vardı ama bu şartları siz 18 yaşına geldiğinizde öğrenecektiniz.
— Peki amcamlar, halamlar karşı çıkmadılar mı? Sonuçta yüksek bir şey...
— Bu güne kadar halanların, amcanın, hatta... Hatta babanın bile sana neden bu kadar sevgi dolu olduklarını düşündün mü?
— Yani... Yıllar sonra ilk çocuğunuz olduğum için diye?
— Ah, keşke öyle olsaydı kızım, keşke... Ama hepsi sana güzel görünürlerse bu mirastan pay koparabileceklerini düşündüler. O sahte gülüşleri, o yalan güzel sözleri sırf bu yüzdendi.
Annem anlattıkça hayal kırıklığına uğruyordum, gözlerim dolmaya başlıyordu. Sırf bu mal uğruna mıydı gerçekten? Halamlar, amcamlar umurumda değildi ama babam... Kahramanım dediğim, hayatımda sevdiğim tek erkek olan babam... O nasıl bunu yapabildi? Sırf beş kuruş için mi sevmişti beni? Sorular iyice kafamda çoğalıyordu. Anneme dönüp sormaya devam ettim:
— Anne, peki babam neyi öğrendi de bu hale geldi?
— Bugün senin 18. yaş günün, yani dedenin şartını öğrenecektin. Aslında deden sen doğmadan ölmeseydi belki de bunlar yaşanmayacaktı. Sen doğmadan önce öldü deden, vasiyetini avukatına vermişti. Aslında vasiyeti pastanı üflediğinde öğrenecektin ama avukat vasiyeti erkenden göndermişti. Baban da dayanamayıp açmıştı. Zaten her şey orada başladı, bütün bunlar...
— Ne yazıyordu o kağıtta peki?
Annem gözlerime derince baktı, sonra sehpanın üzerinde duran vasiyeti almak için doğruldu. Kağıdı alıp yanıma geldi ve bana verdi. Kağıdı açıp okumaya başladım. Parayla gözü bürünmüş babamın neden bu kadar öfkelendiğini şimdi anlamıştım. Bir kağıda, bir anneme bakıp öylece kaldım.