Keşfet

2.BÖLÜM

SON MELODİ

Yani şu an dedemin bize bıraktığı evden başka hiçbir şeyimiz yoktu. Peki annemin, ben şu an kızgın olsam da babamın ne suçu vardı? Neden böyle saçma düşünceleri vardı? Yani annemin ve babamın korktukları, uzun zaman sonra başlarına gelmişti. Peki bir çocuk daha yapamazlar mıydı? Hayır, hayır... O zaman babam bu kadar öfkelenmezdi. Aslında annem kısırdı, yani benim olmam bir mucizeydi. Benden sonra ne kadar denemiş olsalar da ne kadar yol denemişlerse de bir türlü olmamıştı. Şimdi annemin de babamın da yaşları iyice büyüdü, bundan sonra asla şansları olamazdı.

Elimdeki kağıtla gözlerim dolmuştu. Keşke cinsiyetimi seçebilseydim ama yine de bunu yapmalı mıydılar? Sessizce yutkunup anneme baktım. Meraklı gözlerle bana bakıyordu.

— Anne, şimdi ne olacak?

— Kızım, şu an tek bildiğim bir erkek çocuğumuz olmazsa her şey gidecek. Ama ne acı ki olmayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz.

Gözlerimdeki yaşlar yanaklarımdan süzülmeye başladı. Koltuktan kalkıp salonun ortasında bir o yana bir bu yana gidip geldim. Düşündüm, düşündüm... Belki bir şeyler bulurum diye ama hiçbir şey gelmiyordu aklıma. Bir süre sonra annem beni uyarıp yerime oturmamı istedi:

— Kızım yeter artık, otur şuraya. Artık elimizden bir şey gelmez.

Annem bu gerçeği yüzüme bir kez daha söyledikten sonra koltuktan sakince kalkıp ağır adımlarla odasına çıktı. Of of, ne olacak şimdi ya? Yaşadığım ev ilk defa böyle kara bir sessizliğe bürünmüştü. Şimdi neler olacaktı?

2 gün sonra...

Babam evden gideli iki gün olmuştu. Evet, ona kızgın ve kırgındım ama yine de onu merak ediyordum. Annem beni iyi hissettirmeye çalışıyordu, sevdiğim şeyleri yapıp duruyordu ama ben yine de babamı düşünmeden edemiyordum. Camdan dışarıyı izlerken annemin sesiyle gözlerimi ona doğru çevirdim:

— Kızım hadi, yemek hazır.

— Geldim anneciğim.

Koltuktan kalkıp mutfağa doğru yürüdüm ki kapımız çaldı. Annemle aniden birbirimize baktık. Gelenin babam olduğundan emindim. Hemen kapıya doğru yürüdüm ve hızla açtım. Evet, babam gelmişti.

— Baba nerelerdesin? Seni çok merak ettik.

Babamın yüzü hâlâ o günkü gibi duruyordu, hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Peki ya neden iki gün sonra tekrar gelmişti ki? Babam hiçbir şey söylemeden içeri geçti:

— Geçin karşıma oturun, konuşacaklarım var.

Annemle merakla koltuğa oturup babamı dinlemeye başladık.

— Melek, sana bir kere anlatacağım. Bana karşı çıkmaya çalışma sakın!

İş oldukça saçma bir yere gidiyor gibi hissediyordum.

— Ne oldu baba, ne anlatacaksın? Lütfen böyle davranma...

Konuşmamı devam ettirerek babamın yanına oturdum ve kollarına sarılıp konuşmaya devam ettim:

— Seni çok seviyorum baba. Lütfen, seni böyle kötü görmek istemiyorum.

Ve o an... Babama olan öfkemin daha da büyüdüğü o an... Babam aniden kollarımı kollarından atıp bir hışımla ayağa kalktı:

— Yeter! Sana artık rüyada olmadığını söyledim. Al şu kağıdı oku, beni daha fazla uğraştırma. Bir dahakine geldiğimde her şeye hazır ol!

Babam elindeki kağıdı yere atıp evden çıkıp gitti. Ben dolmuş gözlerle babamın arkasından bakakalırken annem yerdeki kağıdı alıp okumaya başladı:

— Neee! Neyden bahsediyor bu?

Annemin sözü üzerine kendimi toparlayıp ayağa kalktım. Annemin elindeki kağıdı okumaya başladım. Ne demekti bu şimdi, oyun mu oynanıyordu burada?

Dedem bir vasiyet daha yazmıştı. Bu seferki doğrudan benim hayatımı konu alıyordu. Dedem vasiyette; doğan çocuk kız ise 18 yaşına geldiğinde biriyle evlenip bir yıl içerisinde çocuk yaparsa mirastan yararlanacağı, bebeğin cinsiyetinin fark etmeyeceği vb. Şeyleri yazmıştı.

Hayır, hayır... Bu gerçek olamazdı! Annemle birbirimize bakakaldık öylece. Peki şimdi ne olacaktı? Babam bizi neye hazırlayacaktı?