4.BÖLÜM
Sabah gözlerimi annemin yanaklarımı okşamasıyla açmıştım. Gözlerimi zar zor açıp anneme baktım; dün geceden beri ağladığımdan gözlerim şişmişti. Zor da olsa annemi görüyordum, benimle konuşmaya çalışıyordu ama ona kırgındım ve konuşmak istemiyordum. Bu yüzden kafamı tekrar yan bir şekilde dizime koydum.
Annem bir süre daha konuştu ama benden bir cevap alamayınca arkasını dönüp gitti. Başımı kaldırıp annemin gidişine baktım, gözlerim istemsizce dolmaya başladı.
— Bir rüyada olmak istiyorum, lütfen bunların hepsi bir rüya olsun...
Kollarımı çimdiklemeye başladım ama hiçbir şey değişmedi. Ağlamaya devam ettim. Bir süre sonra kendimi toparlayıp yerimden kalkmaya çalıştım. Geceden beri aynı durmaktan her yerim ağrıyordu, yüzümün bazı yerleri morarmıştı. Aynanın karşısına geçip yüzüme baktım:
— Bu yüzü hiçbir zaman unutma Melek!
Aynadan gitarımın yansımasını gördüm, yüzümü ona doğru çevirdim. Sonra çekmeceye doğru yürüdüm; içinden ağlaya ağlaya bant, yapıştırıcı, ne bulduysam çıkardım. Sonra gitarımın yanına gittim. Parçalarına dokundukça içim parçalanıyordu. Hıçkırıklarım ve gözyaşlarım birbirine karışmıştı, o şekilde gitarımı birleştirmeye başladım.
Aniden kapının kilidinin açılmaya çalışıldığını duydum. Hemen kendimi yatağımın altına yuvarladım. Çok korkuyordum; ellerim, vücudum titremeye başladı. İçeri aniden yabancı bir ayağın girdiğini gördüm. Bir erkekti ama yüzünü göremiyordum.
— Melek neredesin? Baban konuşmamız için çağırdı beni, müsaitsen konuşabilir miyiz?
Ağlamamı durduramıyordum, bu Ali’ydi. Ellerimi ağzıma kapatmaya çalıştım. Ali bir süre beni çağırsa da cevap alamayınca çıktı. Onun çıkmasıyla ellerimi ağzımdan çektim. Nefesimi fark etmeden öyle bir tutmuşum ki aniden nefes nefese kaldım.
Tam rahatladım derken tekrar kapı açıldı. Bu sefer gelen babamdı:
— Melek neredesin? Niye Ali'yle konuşmadın? Her neredenysen çık, beni daha fazla sinirlendirme!
Yatağın altında sessizce bekledim. Babam bir süre etrafa baktı ama sonunda yatağın altında olduğumu anlayıp yatağa doğru yürüdü. Bir süre sessiz durduktan sonra aniden saçımdan tutup beni yatağın altından çekti!
— Babaaa! Baba dur lütfen, canım acıyor! Baba niye yapıyorsun bunu bize, lütfen bırak!
— Benden kaçabileceğini mi sandın? Çocuk gibi yatağın altına saklanmak da ne? Sen artık büyüdün ve artık evlenme yaşın geldi! Ali şimdi gitti ama dönecek. İşte o zaman yeni bir hayata başlayacaksın ve bizi de bu rezillikten çıkaracaksın, anladın mı beni?!
Kendimi aniden babamın ellerinden kurtardıktan sonra bağırmaya başladım:
— Yeter baba, yeter! Sen iyi değilsin, bu sen değilsin! Yapma bunu bize lütfen, ne hale geldik görmüyor musun, lütfen...
Konuşmakta zorlanmaya başlamıştım. Son sözlerimi söyleyip yere çöktüm. Nefes alamıyordum, hıçkırıklarım ve çığlıklarım birbirine girmişti. Ben bu haldeyken babam bir süre üstten bana baktı ve hiçbir şey diyemeden çıkıp gitti...
Gece olmuştu. Bir arkadaşım mesaj atıp neden okula gelmediğimi sormuştu. Aniden gülmeye başladım, delirmiş gibi hissediyordum.
"Babam beni dövdü, evlenmeyi kabul etmedim diye o yüzden gelmedim deseydin ne olurdu ha ha ha..."
Ama yazamazdım, çünkü inanmazlardı. O melek gibi adam bir canavara dönüşmüş olamazdı. Arkadaşıma yalan bir şeyler yazıp telefonu kapattım.
Kafamı pencereye çevirdim, penceredeki yansımama baktım. Bu ben miydim gerçekten? Bu hale gelmiş miydim gerçekten? İnanmak istemiyordum hiçbir şeye. Ama gerçekti... Allah kahretsin ki gerçekti! Başımı iki avucumun içine alıp düşünmeye başladım. Düşündüm, düşündüm... En sonunda yine gözlerim pencereyi gördü.
— Belki de gitmeliydim...
— Ama nereye?
— Nereye olursa işte, gitmeliydim! Bir süre de olsa gitmeliydim, belki kurtulurdum...
— Ama annem? Onu babamla bırakamazdım.
— Tamam, belki biraz toparlanıp yine gelir ve
annemi alıp giderdim.
Kafam allak bullak olmuştu ama en sonunda kararımı verdim. Hemen yataktan çıkıp çarşafları birbirine bağladım. Daha sonra bir ucunu yatağıma bağlayıp diğer ucunu aşağıya sarkıttım. Sırt çantamı alıp içindeki bütün kitapları çıkardım; içine giyeceklerimi ve çekmecemdeki birkaç abur cuburu koyduktan sonra üstüme montumu aldım. Çantamı takıp çarşafı sarkıttığım pencerenin başına geldim.
Yavaş yavaş, dikkatli adımlarla inmeye başladım. Neyse ki dikkatlice inebilmiştim. Hemen bahçe kapısına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Kapıya geldiğimde tekrar eve dönüp baktım; içim buruktu ama buna mecburdum. Kapıdan çıktıktan sonra etrafıma baktım, her yer sessizdi. Şapkamı takıp sağa döndüm ve yürümeye başladım... Bir bilinmezliğe doğru.
Yorumlar
- Çiğdem Ülger: ali dışarı çıktı derken içerde kalıp ağlamak çok zor
- Hakan Başkurt: Gerçek bugün seninle yüzleşti ama belki de gitmek iyi olur @elvanmentes8
- Umay Vuralcan: Unutma o yüzü demişsin ama unuttukça daha zor olacak
- çağrı sarıhan: Gözlerin doluyor ama hissedemiyorsun bile buna dikkat et
- Alper Akgün: melek annene böyle kırgın kalmak iyi değil bence