OKYANUSUN SANDALIĞI

Yaz ayındaydık. Üzerimde kaptanlık üniforması vardı. Çok mutlu ve çok huzurluydum. Daha yeni atandım. Merhabalar, ben Göknur. Küçüklüğümden beri kaptan olma hayalleri kuran ve denizcilik lisesine giden, sonunda fakülteyi de kazanıp mesleğimi elime yeni alan bir kızım.
Güneşin ışığı yüzümü aydınlatıyor sıcaklığı pek yakmıyordu. O sırada sigara paketimden bir sigara aldım ve yaktım.
Gözlerim ışıl ışıl bir şekilde önümde duran tanker gemisine baktım. İzmir`den Fransa`ya gidecektik. İlk defa gerçek gemi sürecektim. Şu zamanıma kadar hep derslerde köprüüstü -geminin sürüldüğü yere denir- simülasyonda sürmüştüm. Heyecanlıydım...
Gemiye girdim, onay için gemide bir gün kaldıkran sonra limana gittik ve tankerler yerleştirildi. O sırada yanıma Süvari Bey -1. Kaptana denir.- geldi. "Efendi Kaptan bakıyorum da dünden beri heyecanlısın." Efendi Kaptan 2, 3 ve 4. Kaptanlara denirdi. Hafifçe güldüm ve "Mesleğimi severek yapacağıma eminim Süvari Bey. Çocukluk hayalim." sırıtıp önüne döndü.
Bir hafta geçmişti ve biz yolculuğa çıkmıştık. Midem bazen aşırı derecede bulanıyordu. Önümde ise Aşçı`nın yaptığı dünya yemekleri vardı. Hangi ülkenindi tam kestiremedim. Yemekler mükemmel görünse de iştahım kapalıydı. "Sen yemek yemeyecek misin?" dedi 2. Kaptan. Adı Yiğitti. Kafamı olumsuz anlamda salladım.
Güverteye çıktım ve sigaramdan yaktım. İleride olan kara bulutlara baktım. Fırtınanın habercisilerdi. Sigaramı bitirdikten sonra kamarama döndüm ve yatış hazırlıklarımı yatıp uyudum. Ya da daha doğrusu uyumaya çalıştım.
Saat kaçtı bilmiyorum ama uyuyamıyordum. Özellikle fırtına başladığında midem daha çok bulanmaya başlamış hatta bulantıdan ayağa kalkamayıp lavaboda birkaç saat kaldığım da olmuştur.
“Tüm kaptanlar ve makinistler derhal köprüüstüne!”
“All officers and engineers, report to the bridge immediately!”
Kalbim hızlandı. Anonsu yapan Yiğitti. Sesinden anlamıştım. O zaman saat gece 00.00-04.00 arasıydı. Hızlıca üzerindeki pijamaları çıkarttım ve elime ilk ne geldiyse onları giydim. Köprüüstüne pijamayla çıkılmazdı. Üniformayla çıkılırdı ama anons da `derhal` dediği için üzerimize bir şeyler giyilirdi. Hızlıca koşarak köprüüstüne girdim. "Allah selamet versin." dediğim an herkes kafasını salladı.
Köprüüstündeki herkesi inceledim. Şunu fark etmiştim. Gemideki tek kız bendim. Süvari Bey de geldikten sonra derin bir nefes aldı ve "Başımız sağolsun, gemideki aşçı ölmüş." kaşlarımı çattım. "Ölmüş mü?!" Süvari Bey kafasını olumlu anlamda salladı. "Nasıl ölmüş?"
"Allah `Öl` demiştir ölmüştür işte nereden bileyim ben." diye üzerime atıldı Süvari Bey. Adı Mehmetti. Ellerimi teslim olmuş şekilde kaldırdım. "Belki cinayettir. Hem anonsta `Derhal` diyorsunuz bu kesin cinayet. Aşçıyı görebilir miyim Süvari Bey." Mehmet bana öyle bi baktı ki hafif ürperdim. Gözlerinin içine dikkatle baktığımda bizden bir şey sakladığını farkettim. Birkaç dakika sessizlik oldu.
"Ben Göknur Efendi Kapta`nın dediğine inanıyorum. `Derhal` dediniz bu normal ölüm değil cinayettir." dedi Çarkıçıbaşı. Çarkıçıbaşı makinede en üst yetkilidir. Neyse Reis`in adı Alpandı. Diğerleri de bana katıldığında Mehmet "Yeter! Herkes derhal işlerin başına." derin nefes alıp odamdan çıktım. Kamarama ilerledim.
Öğlendi. Köprüüstünde işim tam bitmemişti. Güverteye çıkmış Allah bilir bilmem kaçıncı sigaramı içiyordum. Fırtına ise sabaha doğru bbitmişti
Aşçı… kim onu öldürmek isterdi ki? Herkese güler yüzle yaklaşan, kimseye zararı dokunmayan biriydi. Bu iş rastgele olamazdı.
Zihninde tek tek yüzler belirmeye başladı. Dün gece mutfağa en son kim inmişti? O anı hatırlamaya çalıştı; bir gölge, bir fısıltı… ama her şey bulanıktı. Belki de katil, herkesin içinde saklanıyordu. Belki de en güvenilir görünen kişi… en büyük yalandı.
Kalbi biraz daha hızlı atmaya başladı. Eğer bu bir mesajsa… sıradaki kimdi? Ve asıl soru, katil gerçekten neyi saklıyordu?
Bi anda gözlerim kararmaya başladı. Midem daha da kötü oldu. Vücudumu yavaş yavaş hissetmemeye başladım. Korkuluğa tutundum. En son gördüğüm şey sigaramın okyanus`a düşüp kaybolmasıydı...