Keşfet

1

Sonvâris

Ben Ruslan Volkov.

Volkov soyadını taşımanın ne demek olduğunu doğduğum gün öğrendim.

Bu soyadının ağırlığı vardı.

Kan kokuyordu.

İhanet kokuyordu.

Güç kokuyordu.

Ve bazen insanı boğacak kadar yalnızlık kokuyordu.

Babamın tahtını istiyordum.

Hayır...

İstemek zayıf bir kelimeydi.

O taht benim hakkımdı.

Çocukluğumdan beri bunun için yetiştirildim. Her yumrukta, her kurşunda, her ihanet dersinde bana aynı şeyi öğrettiler.

Volkovlar sevmezdi.

Volkovlar güvenmezdi.

Volkovlar sahip olurdu.

Ben de buna inanarak büyüdüm.

Ta ki onu görene kadar.

Aylina Romanova.

Düşmanımızın kızı.

Hayatımın en büyük hatası.

Ve vazgeçemediğim tek şey.

Onu ilk gördüğüm günü hâlâ hatırlıyorum.

Bir yardım galasında.

Moskova'nın en zengin aileleri aynı salondaydı.

Herkes sahte gülümsemeler takıyordu.

Herkes birbirini öldürmek isterken kadeh kaldırıyordu.

Ben de sıkılmış şekilde köşede duruyordum.

Sonra salona girdi.

Siyah elbisesi yere kadar uzanıyordu.

Uzun koyu saçları omuzlarına dökülmüştü.

Ama beni vuran güzelliği değildi.

Bakışlarıydı.

Herkes Romanov soyadından korkarken o kimseden korkmuyordu.

Bana baktığında gözlerini kaçırmamıştı.

Tam tersine.

Sanki meydan okur gibi bakmıştı.

O anda başıma gelecek bütün felaketlerin başladığını bilmiyordum.

Aylar boyunca onu uzaktan izledim.

Bilgilerini toplattım.

Kimlerle görüştüğünü öğrendim.

Nereye gittiğini öğrendim.

Nelerden hoşlandığını öğrendim.

Ve her yeni bilgiyle daha da battım.

Çünkü düşmanımın kızına âşık oluyordum.

Bir gece onu gizlice takip ettim.

Korumasız çıkmıştı.

Bu Romanova ailesi için alışılmadık bir şeydi.

Şehrin eski kısmındaki küçük bir kitapçıya girdi.

Ben de karşı kaldırımda bekledim.

Yarım saat sonra çıktı.

Beni gördü.

İlk kez yalnızdık.

İlk kez aramızda ailelerimiz yoktu.

Koruma orduları yoktu.

Silahlar yoktu.

Sadece ikimiz vardık.

Doğrudan yanıma yürüdü.

Hiç korkmadan.

"Volkov."

Sesini ilk kez o gece duydum.

Ben gülümsedim.

"Romanova."

Kollarını göğsünde birleştirdi.

"Beni neden takip ediyorsun?"

Yalan söyleyebilirdim.

Ama istemedim.

"Seni görmek için."

Kaşları kalktı.

Şaşırmıştı.

Belki de ilk kez biri ona dürüst davranıyordu.

"Bunun aptalca olduğunu biliyorsun."

"Biliyorum."

"Ailelerimiz birbirinden nefret ediyor."

"Biliyorum."

"Babam seni öldürmek ister."

"Senin baban sıraya girer."

İlk kez gülmüştü.

Ve ben o gece kaybettim.

Çünkü o gülümsemeyi bir daha görmek istemekten kendimi alamadım.

Aylar geçti.

Gizli görüşmeler başladı.

Bazen eski bir kafede.

Bazen şehrin dışındaki göl kenarında.

Bazen saatlerce konuşmadan sadece oturuyorduk.

Onun yanında Ruslan Volkov olmuyordum.

Taht savaşının varisi olmuyordum.

Mafya prenslerinden biri olmuyordum.

Sadece Ruslan oluyordum.

Belki de en tehlikeli şey buydu.

Çünkü insan en çok sevdiği şey yüzünden zayıflar.

Bunu babam bana yıllar önce söylemişti.

Haklıydı.

Ama yine de vazgeçemedim.

Son görüşmemizden sonra malikâneme döndüğümde Dmitry beni çalışma odamda bekliyordu.

Yüzündeki ifadeyi görünce kötü bir şey olduğunu anladım.

"Konuş."

Başını eğdi.

"Efendim..."

Duraksadı.

"Babınız öğrendi."

O an odadaki bütün sesler sustu.

Şömine.

Saat.

Rüzgâr.

Hepsi.

"Ne öğrendi?"

Sesim ölüm kadar sakindi.

Dmitry yutkundu.

"Siz ve Aylina Romanova."

Elimdeki viski bardağı çatladı.

Cam parçaları avucuma battı.

Kan yere damladı.

Ama acıyı hissetmedim.

Çünkü çok daha büyük bir şey hissediyordum.

Felaket.

Babam bunu öğrendiyse Romanovlar da öğrenecekti.

Ve Romanovlar öğrenirse...

Aylina tehlikeye girecekti.

Tam o sırada telefonum çaldı.

Ekrana baktım.

Aylina.

Kalbim ilk kez korkuyla sıkıştı.

Hemen açtım.

"Aylina?"

Karşı taraftan nefes alışları geliyordu.

Sonra sesi duyuldu.

Titriyordu.

"Ruslan..."

Bir şey olmuştu.

Ayağa kalktım.

"Ne oldu?"

Sessizlik.

Sonra fısıldadı.

"Babam her şeyi öğrendi."

Gözlerimi kapattım.

Beklediğim darbe gelmişti.

"Şu anda neredesin?"

"Evde."

"Odandan çıkma."

"Ruslan..."

"Ne olursa olsun çıkma."

Sesi kırıldı.

"Babam seni öldürecek."

Dudaklarım istemsizce gülümsedi.

Çünkü o anda bile kendisi yerine beni düşünüyordu.

"Dinle beni."

Sesimi yumuşattım.

"Kimse beni senden ayıramaz."

"Ruslan..."

"Kimse."

Telefon kapandığında çalışma odamın camına doğru yürüdüm.

Moskova gecesi önümde uzanıyordu.

Kar yağmaya başlamıştı.

Beyaz.

Sessiz.

Masum.

Ama bu şehir ne masumdu ne de sessiz.

Yakında savaş başlayacaktı.

Volkovlar ve Romanovlar.

Tahtlar.

İhanetler.

Kan.

Ve ben ilk kez neyi korumak istediğimi biliyordum.

Babamın tahtını alacaktım.

Buna hiç şüphe yoktu.

Ama o gece anladım ki...

Ben artık yalnızca bir taht için savaşmıyordum.

Aylina Romanova için de savaşıyordum.

Ve sevdiğim kadına dokunmaya kalkışan herkesin karşısında, bütün Moskova dursa bile geri çekilmeyecektim.Dmitry sessizce odada bekliyordu.

Ben ise camın önünde durmuş, Moskova'nın üzerine yağan karı izliyordum.

Babam öğrenmişti.

Romanovlar öğrenmişti.

Artık geri dönüş yoktu.

"Dmitry."

"Efendim."

"Aylina'nın evinin çevresine adam yerleştir."

Başını kaldırdı.

Şaşkındı.

Çünkü ilk kez bir emir iş değil, bir insan içindi.

"Kaç kişi istiyorsunuz?"

"Hepsini."

"Efendim?"

Arkamı döndüm.

Yüzümdeki ifadeyi görünce soru sormadı.

"Romanov malikânesinin çevresinde gözüm olmayan tek bir nokta kalmayacak."

"Anlaşıldı."

"Babamın adamları yaklaşırsa haber vereceksiniz."

"Ya Romanovlar fark ederse?"

Dudaklarım sertleşti.

"Fark etmeleri umurumda değil."

Dmitry başını eğdi.

"Emredersiniz."

Tam çıkacakken durdu.

"Efendim..."

"Nedir?"

Bir an tereddüt etti.

"Bu savaş buna değer mi?"

Odanın içinde sessizlik yayıldı.

Sorusu saçma değildi.

Bir kadın için iki ailenin savaşa sürüklenmesi mantıklı değildi.

Ama mesele artık sadece Aylina değildi.

Mesele seçimdi.

Hayatım boyunca başkalarının çizdiği yolda yürümüştüm.

İlk kez kendi seçimimi yapıyordum.

"Evet."

Sesim kararlıydı.

"Sonuna kadar değer."

Dmitry çıktıktan sonra çekmeceyi açtım.

İçinde yıllardır taşıdığım tabanca duruyordu.

Babamın bana on sekiz yaşımda verdiği hediye.

"Bir Volkov'un en sadık dostu budur."

demişti.

Silahı elime aldım.

Soğuk metal avucuma oturdu.

Sonra telefonumu çıkarıp Aylina'nın fotoğrafına baktım.

Gülümsüyordu.

O gülümseme yüzünden bir imparatorluk yanabilirdi.

Ve gerekiyorsa yanacaktı.

Çünkü bu savaş artık başlamıştı.Babam beni çalışma odasına çağırdığında saatin gece yarısını geçtiğini biliyordum.

Volkov malikânesinde gece yarısı yapılan çağrılar asla iyi haber getirmezdi.

Kapıyı açıp içeri girdim.

Oturduğu yerden kalkmadı.

Her zamanki gibi masanın arkasındaydı.

Siyah takım elbisesi kusursuzdu.

Yüzündeki ifade ise buz gibiydi.

"Beni görmek istemişsin."

Babam puroyu kül tablasına bıraktı.

"Görmek istemedim."

Sessizlik.

"Seni sorgulamak istedim."

Kapıyı kapattım.

İçimdeki öfke yavaş yavaş yükseliyordu.

"Beni zaten izletiyormuşsun."

"Gerekiyordu."

"Ben senin oğlunum."

"Sen Volkov soyadını taşıyan bir varissin."

İşte buydu.

Her zaman buydu.

Onun gözünde hiçbir zaman oğlu olmamıştım.

Sadece gelecekteki bir silah.

Bir mirasçı.

Bir piyon.

Babam dosyalardan birini masaya attı.

İçinden fotoğraflar çıktı.

Aylina.

Kafede.

Göl kenarında.

Arabasına binerken.

Benimle birlikte.

Çenem kilitlendi.

"Ne kadar zamandır?"

diye sordu.

Sessiz kaldım.

"Ne kadar zamandır düşmanımızın kızına gidiyorsun?"

"Bu seni ilgilendirmez."

Odanın içindeki hava aniden dondu.

Babam yavaşça ayağa kalktı.

Bu nadiren olurdu.

Ve olduğunda insanlar genellikle korkardı.

Ben korkmadım.

Artık korkmuyordum.

"Bir daha söyle."

dedi alçak bir sesle.

"Beni ilgilendirmez."

Bir saniye sonra yumruğu masaya indi.

Ahşap çatladı.

"Dünyadaki her şey beni ilgilendirir!"

diye kükredi.

"Ben bu ailenin başıyım!"

Ben de bir adım attım.

"Şimdilik."

Sessizlik.

Ölüm sessizliği.

Babamın gözleri karardı.

Odadaki korumalar gerildi.

Ama umurumda değildi.

Çünkü yıllardır ilk kez içimden geleni söylüyordum.

"Ben senin gibi olmayacağım."

dedim.

"İnsanları kullanarak yaşamayacağım."

"Sevgi seni zayıflatıyor."

"Hayır."

Başımı salladım.

"Sevgi bana neden savaştığımı hatırlatıyor."

Babam küçümseyerek güldü.

"Bir kadın için imparatorlu