6
Tabii. Hikâyenin devamını, kaldığı yerden daha uzun, gerilimli ve duygusal bir şekilde yazıyorum:
Yazı
6. BÖLÜM — ÖLÜLERİN GÖLGESİ
Depoda herkesin nefesi kesilmişti.
Silah sesleri durmuştu.
Bir saniye önce birbirine kurşun yağdıran adamlar bile kapının önünde duran kişiye bakıyordu.
Ben ise…
Yerimde kıpırdayamıyordum.
Omzumdan akan sıcak kan gömleğimin içine doğru yayılırken gözlerimi kapıda duran adamdan ayıramadım.
Bu mümkün değildi.
Hayır.
O adam burada olamazdı.
Çünkü onu yıllar önce kaybetmiştik.
Çünkü herkes onun öldüğünü söylemişti.
Çünkü ben…
Kendi ağabeyimin mezarına çiçek bırakmıştım.
Boğazımdan güçlükle tek bir kelime çıktı.
— Nikolay…
Adamın yüzünde en ufak bir duygu yoktu.
Sadece bana bakıyordu.
Yıllar geçmişti.
Saçları eskisinden daha uzundu. Yüzünde derin çizgiler vardı. Gözlerinin etrafındaki sertlik, yaşadıklarının hiçbirimizin tahmin edemeyeceği kadar ağır olduğunu gösteriyordu.
Ama o gözleri tanıyordum.
Volkov gözleri.
Benim ailemin gözleri.
Ağabeyim birkaç adım öne çıktı.
— Merhaba, kardeşim.
Aylina'nın dudakları aralandı.
— Bu… Bu imkânsız…
Babası Nikolay Romanov'un yüzündeki korkuyu fark ettiğimde, içimdeki bütün şüpheler bir anda büyüdü.
O korkuyu daha önce hiç görmemiştim.
Aylina'nın babası, yıllardır Volkov ailesinin karşısında dimdik duran adam…
Şimdi korkuyordu.
Babam ise donup kalmıştı.
— Nikolay…
Babamın sesi titredi.
Ağabeyim başını hafifçe eğdi.
— Beni görünce mutlu olmadın mı, baba?
Bu cümledeki soğukluk bütün depoyu kapladı.
Viktor Volkov bir adım attı.
— Seni öldü sanıyordum.
Nikolay kısa bir kahkaha attı.
Ama o kahkahanın içinde hiçbir mutluluk yoktu.
— Evet. Biliyorum.
Bir anda babama baktım.
— Ne demek biliyorum?
Kimse cevap vermedi.
Omzumdaki acıyı unutmuştum.
Artık tek hissettiğim şey meraktı.
Hayır.
Merak değildi.
Korkuydu.
Çünkü yıllardır bildiğim hayatın, o gece birkaç dakika içinde paramparça olduğunu hissediyordum.
Nikolay bana baktı.
— Sana anlatmadılar mı, Ruslan?
— Neyi?
— Benim nasıl öldüğümü.
Aylina bağlı olduğu sandalyede kıpırdandı.
— Ruslan…
Hâlâ onun yanında değildim.
Hâlâ elleri bağlıydı.
Ve ben ağabeyimden gelecek cevapları beklerken Aylina'nın burada olduğunu bir anlığına unutmuştum.
Bu hata bile beni öfkelendirdi.
Hızla ona doğru yöneldim.
Babam bağırdı.
— RUSLAN, DUR!
Onu dinlemedim.
Bir anda silah sesleri yeniden duyuldu.
BANG!
Kurşun önümdeki beton zemine saplandı.
Aylina çığlık attı.
— Ruslan!
Silahımı yerden almıştım.
Acıya rağmen silahı kaldırıp karanlık köşelere doğrulttum.
— Bir kişi daha ateş ederse hepinizin cesedini buradan ben çıkarırım!
Depoda tekrar sessizlik oldu.
Aylina'ya ulaştım.
Yanına diz çöktüm.
Ellerindeki bağları görünce içimdeki öfke daha da büyüdü.
— Sana bir şey yaptılar mı?
Gözleri doldu.
— Sen vuruldun.
— Bana cevap ver.
— Hayır…
Sesi titriyordu.
— Ama sen kanıyorsun.
Cebimden küçük bıçağımı çıkardım ve bağlarını kesmeye başladım.
— Bu kadar kolay ölmeyeceğim.
— Böyle konuşma.
— O zaman ağlama.
Aylina bana baktı.
— Ağlamıyorum.
Gözlerinden bir damla yaş düştü.
O an istemsizce gülümsedim.
— Yalan söylüyorsun.
— Sen de iyiyim diye yalan söylüyorsun.
Bağlarını çözdüğüm anda Aylina bana sarıldı.
Omzuma dokununca acıyla dişlerimi sıktım.
Hemen geri çekildi.
— Özür dilerim.
— Sorun yok.
— Canın acıyor.
— Biraz.
— Ruslan…
Yüzünü ellerimin arasına aldım.
— Ben iyiyim.
— Değilsin.
— Senin yanındayım. Şu anda önemli olan bu.
Tam o sırada arkamdan ağabeyimin sesi geldi.
— Ne kadar romantik.
Başımı kaldırdım.
Nikolay hâlâ bize bakıyordu.
Ama yüzündeki ifadeyi çözemedim.
Bize karşı mıydı?
Yoksa bizi korumaya mı çalışıyordu?
Ayağa kalktım.
Aylina'yı arkamda tuttum.
— Buraya neden geldin?
Ağabeyim birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra bakışlarını babama çevirdi.
— Çünkü artık bu yalanı daha fazla taşıyamıyorum.
Babamın yüzü sertleşti.
— Ne yaptığını bilmiyorsun.
— Hayır, baba.
Nikolay'ın sesi yükseldi.
— Tam olarak ne yaptığımı biliyorum.
Bir anda depodaki bütün adamlar birbirlerine bakmaya başladı.
Romanov ailesinin adamları.
Volkov ailesinin adamları.
Yıllardır birbirine düşman olan iki aile…
O gece aynı yerde, aynı gerçeğin ortasında kalmıştı.
Nikolay Romanov öne çıktı.
— Bu aile meselelerine beni karıştırmayın.
Ağabeyim yavaşça ona döndü.
— Seni mi?
Nikolay Romanov'un yüzü gerildi.
— Dikkatli konuş.
— Yıllar önce bana bunu söylemen gerekiyordu.
Aylina'nın eli koluma dokundu.
— Ruslan…
Onun da bir şeylerden şüphelendiğini hissediyordum.
— Ağabeyim ne anlatıyor?
Babam sustu.
Kimse cevap vermedi.
Ben ise bir kez daha sordum.
— NELER OLUYOR?
Sesim depoda yankılandı.
Nikolay Volkov bana baktı.
Gözlerinde yılların öfkesi vardı.
— Ben ölmedim, Ruslan.
— Bunu görüyorum.
— Hayır. Ne demek istediğimi anlamıyorsun.
Bir adım attı.
— Ben kaza geçirmedim.
Kalbim bir anda duracakmış gibi oldu.
Çocukluğumdan beri bildiğim hikâye gözümün önüne geldi.
Yıllar önce…
Nikolay'ın arabası uçurumdan aşağı yuvarlanmıştı.
Araç tamamen yanmıştı.
Bize içeriden çıkarılan cesedin ağabeyime ait olduğu söylenmişti.
Babam günlerce konuşmamıştı.
Ben ise haftalarca ağabeyimin odasına gizlice girip eşyalarına bakmıştım.
— Kaza değildi mi?
Ağabeyim gülümsedi.
Ama bu gülümseme insanın içini ürperten türdendi.
— Hayır.
Gözlerini babama çevirdi.
— Birileri arabamın frenlerini kesti.
Aylina'nın nefesi kesildi.
— Kim?
Ağabeyim cevap vermedi.
Sadece Nikolay Romanov'a baktı.
Bir anda herkesin dikkati Aylina'nın babasına çevrildi.
Aylina başını hızla ona döndü.
— Baba?
— Hayır.
Nikolay Romanov'un sesi sert çıktı.
— Benim bununla hiçbir ilgim yok.
Ağabeyim yaklaştı.
— Yalan söyleme.
Romanov ailesinin adamları silahlarına davrandı.
Volkov adamları da karşılık verdi.
Ben Aylina'yı daha da arkamda tuttum.
Bir kıvılcım…
Tek bir yanlış hareket…
Ve depo yeniden cehenneme dönecekti.
Babam bağırdı.
— SİLAHLARI İNDİRİN!
Kimse hareket etmedi.
Sonra Nikolay Volkov konuştu.
— O gece arabanın frenlerini kimin kestiğini bilmiyordum.
Gözlerini Aylina'nın babasından ayırmadan devam etti.
— Ama beni öldürmeye çalışanların kim olduğunu öğrendim.
— Kim? diye sordum.
Ağabeyim bana baktı.
— İki aile.
Depoda ölüm sessizliği oluştu.
Aylina fısıldadı.
— Bu ne demek?
Nikolay Romanov öfkeyle bağırdı.
— Saçmalıyor!
— Saçmalamıyorum.
Ağabeyim cebinden küçük, eski bir cihaz çıkardı.
Telefon.
Yıllar önceki bir telefon.
Ekranı kırılmıştı.
— Kazadan önce bir konuşma kaydetmiştim.
Babamın yüzü değişti.
İlk defa…
Gerçekten korktuğunu gördüm.
Ağabeyim telefonu çalıştırdı.
Cızırtılı bir ses depoya yayıldı.
İlk başta hiçbir şey anlaşılmıyordu.
Sonra bir adamın sesi duyuldu.
Babamın sesi.
“Eğer Nikolay bu anlaşmayı öğrenirse her şey biter.”
Nefesim kesildi.
Ardından başka bir ses duyuldu.
Nikolay Romanov.
“O zaman öğrenmemeli.”
Aylina'nın yüzü bembeyaz oldu.
— Hayır…
Kayıt devam etti.
Babamın sesi tekrar duyuldu.
“Onu uzaklaştırmamız gerek.”
Sonra…
Kayıt kesildi.
Telefon Nikolay'ın elinde sessizce duruyordu.
Ben hiçbir şey söyleyemedim.
Babamın yüzüne baktım.
— Bu ne?
Babam sustu.
— Bana cevap ver.
— Ruslan…
— BANA CEVAP VER!
Omzumdaki yara tekrar sızladı.
Başım dönmeye başladı.
Ama bunu önemsemedim.
— Ağabeyimi öldürmeye mi çalıştınız?
Babamın gözleri bir anlığına yere kaydı.
İşte o anda cevabı aldım.
Bir kelime söylemesine gerek yoktu.
Aylina'nın eli ağzına kapandı.
— Baba…
Nikolay Romanov ona bakmadı bile.
Babam sonunda konuştu.
— O zamanlar durum farklıydı.
Bir an sessiz kaldım.
Sonra acı bir şekilde güldüm.
— Durum farklıydı mı?
Babam öne çıktı.
— Anlamıyorsun.
— Bana anlat!
— Nikolay ailesini tehlikeye atıyordu!
Başımı ağabeyime çevirdim.
— Ne yaptın?
Nikolay gözlerini kapattı.
— Gerçeği öğrendim.
— Hangi gerçeği?
Bir süre konuşmadı.
Sonra Aylina'ya baktı.
Ve söylediği cümleyle her şeyi daha da karmaşık hale getirdi.
— Volkov ve Romanov aileleri aslında düşman değildi.
Aylina'nın kaşları çatıldı.