BÖLÜM 4
‘Müdürüm' dedi Mustafa Komiser ‘yaptığınız iş çok tehlikeli. Ondan dolayı bırakın da biz gidelim o malikâneye’
‘Hayır, sizi tehlikeye atamam’ dedi Emniyet müdürü Serdar Canpolat ‘Hem orada ilgilenmem gereken kişiler var. O yüzden sizi gönderemem’
‘Paşa lakaplı barones Elif Çil’i gözaltına alacak kadar delil toplanmadı mı?’ dedi komiser yardımcısı Orhan,
‘Toplamasına toplandı' dedi Emniyet müdürü Serdar Canpolat ‘fakat, bizim asıl peşinde olduğumuz baronların baronu olan Patrisya Levinski. Şu ana kadar onun sadece ismini öğrenebildik. Nerede olduğu ve kiminle iş birliği yaptığı bilinmiyor. O yüzden bir müddet daha malikâne de kalmam gerekiyor'
‘Müdürüm, kendinize dikkat edin?’ dedi Komiser Mustafa, gözü yaşlı bir şekilde.
*******
‘Bu silah sesleri de nereden geliyor’ dedi Orhan Kaptan ‘Mustafa, Mustafa, dışarıda neler oluyor'
Mustafa, Orhan Kaptan'ın sağ koluydu ve sırdaşıydı. Bütün pis işlerini ona yaptırır, kendisi de arkadan zevkle izlerdi. Elif Hanıma silah çeken de o olmuştu.
Mustafa'dan ses gelmeyince tekrar seslendi, ama nafile. Üstelik silah sesleri gittikçe yaklaşıyordu. Ondan ses gelmeyince neler olduğunu anlamak oturduğu koltuktan kalkarak kapıya yöneldi. Tam elini kapının elçeğine uzatmıştı ki kapı aniden açıldı ve içeriye iri kıyım adamlar girdi.
‘Sizde kimsiniz?’ dedi Orhan Kaptan, sinirli bir şekilde ‘Ayrıca, hangi cesaretle bu şekilde ofisime giriyorsunuz?’
Adamlar bellerindeki silahları göstererek;
‘Bizimle geliyorsun Orhan Kaptan’ dediler.
‘Sizde kimsiniz?’ dedi Orhan Kaptan, korku içerisinde. Ardından korumalarına bağırdı, ama ne Mustafa'dan ne de korumalarından ses geliyordu.
‘Orhan Kaptan, zorluk çıkarma ve bizimle gel’ dedi, iri kıyım adamlardan biri.
‘Benden ne istiyorsunuz?’ dedi Orhan Kaptan, sesi titreyerek.
‘Onu gidince görürsün’ dedi, bir başka iri kıyım adam.
Konuşmalarına son veren iri kıyım adamlar, Orhan Kaptan'ı derdest edip bir ipe bağladılar.
‘Bunu sen istedin’ dedi, onu ipe bağlayan iri kıyım adam. Ardından tuttuğu gibi sırtına attı. Odadan çıktıklarında ise manzara korkunçtu. Başta Mustafa olmak üzere bütün adamları öldürülmüş ortalık kan gölüne dönmüştü.
Orhan Kaptan, gördüğü manzara karşısında korkudan bayılmıştı.
‘Ayıltın şunu, bakalım yine horozlanacak mı?’ dedi paşa lakaplı Elif Hanım. Emri alan adamları bir kova suyu Orhan Kaptan’ın başından aşağıya döktüler.
Soğuk suyu iliklerine kadar hisseden Orhan Kaptan, titreyerek kendine geldi.
‘Nihayet kendine geldin?’ dedi Elif Hanım, tıslayarak
Elif Hanımı karşısında gören Orhan Kaptan, bağlı olduğu halde diklenerek:
‘Sen kim oluyorsun da adamlarımı öldürüp beni kaçırıyorsun’ dedi, dişlerini sıkarak.
‘Ne kadar da aptalsın' dedi Elif Hanım, kahkaha atarak ‘Şu an sandalyeye bağlısın, buna rağmen dikleniyorsun’
‘Bırak beni, yoksaa...’ dedi Orhan Kaptan, fakat sözünü tamamlayamadan çenesine yumruk atıldı. Yediği yumruğun etkisiyle de sandalyeyle beraber yere düştü.
‘Kaldırın şunu' dedi Elif Hanım ‘bakalım duydukları karşısında yine diklenecek mi?’
Adamlar onu kaldırdıktan sonra;
‘Benim kim olduğumu daha anlayamadın mı?’ dedi Elif Hanım, çakmak çakmak gözlerle.
‘Hayır, sadece benimle iş yapmaya çalışan birisin’ dedi Orhan Kaptan, ağzındaki kanı tükürerek. Ardından Elif Hanıma ‘Hem bu kadar adamı nereden topladın’ dedi merak içerisinde.
‘Demek, daha tanıyamadın' dedi Elif Hanım, dişlerini gıcırdatarak ‘Öyleyse kim olduğumu tanıtayım’ dedikten sonra yüzüğünü ters çevirerek Orhan Kaptan'a gösterdi.
Yüzüğü gören Orhan Kaptan, dehşete kapılarak:
‘Sen, sen gaddar, zalim ve cana kıyan paşa'
‘Nihayet tanıdın beni'
‘E, e, evet, tanı, tanıdım seni' dedi Orhan Kaptan, kekeleyerek.
‘Eee, tanıdığına göre sonunun da ne olacağını biliyorsun'
‘E, e, e, evet bi, bi, biliyorum' dedi Orhan Kaptan kekeleyerek. Bu arada korkudan altına işemiş pantolonlu sapsarı olmuştu.
Elif Hanım, onun altına işediğini görünce burnunu tutarak:
‘Aptal herif, bu kadar korkak olduğunu bilmiyordum’
‘Ne olur öl, öl, öldürme be, be, beni’ dedi Orhan Kaptan.
‘Seni öldürmeyeceğim, fakat serbest de bırakmayacağım. Bana silah çekmenin cezasını fazlasıyla çekeceksin' dedi, sesli bir şekilde. Ardından adamlarına seslenerek ‘Alın şunu gözümün önünden ve farelerin cirit attığı zindana götürün’
Adamlar emri alır almaz Orhan Kaptan’ın kollarından tutup sürükleye sürükleye götürdüler.
******
Aysel’in ilk iş günüydü ve çok heyecanlıydı. Bu yüzden elleri ayakları birbirine dolanıyordu.
‘Allah’ım, yardım et' dedi kendi kendine ‘çocuklarıma bakabilmem için bu işi başarmam lazım' diye de telkin veriyor bu şekilde rahatlamaya çalışıyordu.
‘İşte, burası olmalı benim çalışacağım yer' dedi kendi kendine. Biraz daha ilerleyip kapıyı açacaktı ki, günler evvel çarpıştığı ve onu tanımadığı halde derdini anlattığı gençle karşılaştı.
‘Siz, o sunuz hani şu...’ dedi ve sustu. O an aklına geldiğimden dolayı utanmış, yüzü kızarmıştı.
‘Hanımefendi, burada ne arıyorsunuz?’ dedi Galip, bilmezliğe vererek.
‘Şey’ dedi Aysel başını kaldırmadan ‘bugün, burada çalışmaya başlayacağım. Bu arada umarım başarılı olurum’
‘Yaa, demek iş arkadaşı olacağız'
‘Sizde mi burada çalışıyorsunuz?’ dedi Aysel, şaşkınlıkla.
‘Evet' dedi Galip, uzun süredir burada çalışıyorum. Ayrıca patronu da yakından tanımaktayım. O, çalışanlarına önem vermekte ve yakından ilgileniyor’
‘Mademki onu yakından tanıyorsunuz öyleyse bana yardımcı olabilir misiniz?’ dedi Aysel,
‘Hangi konuda yardım istiyorsunuz?’
‘Nerede çalışacağımı bilemiyorum. O yüzden sizden yardım isteyecektim'
‘Tabiî ki’ dedi Galip ‘Siz buraya gelmeden patron, bana nerede çalışacağınızı söylemişti’
‘Öyleyse beni çalışacağım yere götürebilir misiniz?’
‘Elbette, zaten patron bana söylemişti, onu çalışacağı yere götür diye'
Elif Hanım, onların konuştuğunu görmüş sinirden kendi kendini yiyordu. Galip'in onunla gittiğini görünce de’
‘Demek, yeni oyuncağın bu ha! Ama o da diğerleri gibi fazla dayanamayacak' dedi kendi kendine.
Yarım saat sonra Galip, ofisine gelmiş, annesinin burnundan soluduğunu görmüştü.
‘Ne oldu anne?’ dedi, merak içerisinde ‘Yine kime kızdın. Gerçi sen vara yoka kızıyorsun ama neyse’ dedikten sonra ‘Böyle aniden geldiğine göre yine benden bir şey isteyeceksin'
‘Kimdi o konuştuğun? Yoksa yeni oyuncağın mı?’
‘Onlara oyuncak deme anne. Onlar da senin benim gibi birer insan'
‘Demek ki duyduklarım doğruymuş’ dedi, annesi hırlayarak
‘Kim dedi sana, yoksa beni evlendirmek istediğin Demet Hanım mı?’
‘Evet, o olmasa hiç bir şeyden haberim olmayacak'
‘Anne, sana kaç sefer söyledim o olmaz diye’
‘Nedenmiş, boy desen onda, güzellik desen onda, zenginlik desen onda’
‘Evet, bütün bu saydıkların var anne. Fakat onda şunlarda var; Her türlü entrika, yalancılık, küçümseme... daha sayayım mı anne’ dedi, Galip sinirle.
‘Onunla evlenmezsen seni her şeyden mahrum ederim'
‘Bunu nasıl yapacaksın anne' dedi Galip, gülümseyerek ‘Unuttun mu bütün yetkilerini bana devretmiştin. Hatta bununla kalmayıp noterde de tasdik ettirmiştin’
Onun bu sözlerinden sonra annesi hınçla kalktı. Bir şeyler mırıldanarak kapıyı sertçe açarak odadan çıktı.
*****
‘Demet, seninle acilen konuşmam gerekiyor' dedi Elif Hanım, telefonda
‘Elif teyze' dedi Demet ‘Şu an Maldiv Adaları'nda tatildeyim. O yüzden diyeceğini telefonda desen olmaz mı?’
‘Hayır, yüz yüze görüşmemiz lazım’
‘Ama şu an tatildeyim ve tatilimi yarıda bırakamam’
‘Hayır’ dedi Elif Hanım, telefonda bağırarak ‘çabuk tatilini yarıda bırak ve Türkiye'ye dön'
‘Of Elif teyze of! Tamam, tatilimi yarıda bırakıp geri dönüyorum' dedi Demet ve söylene söylene telefonu kapadı. Ardından bavulunu hazırlayıp en yakın uçakla Türkiye'ye döndü.
O, Türkiye'ye döndükten sonra vakit kaybetmeden Elif Hanımın malikânesine gitti.
‘Yine ne istiyorsun?’ dedi sinirle.
‘Bana diklenme, hem hangi cesaretle dikleniyorsun’ dedi Elif Hanım, tıslayarak.
‘Asıl sen benimle emri v