Sessiz İsyankar
Zamanın o ağır çarkı odanın içinde sessizce dönerken, Mirzan’ın gidişinin üzerinden kaç saat geçtiğini kestiremiyordum. Oda, dış dünyayla bağlantısı kesilmiş, soğuk ve nefes alması güç bir hücre gibi üzerime kapanıyordu. Yalnızlığın o sessiz ağırlığı zihnimi didiklerken, burada daha fazla mahkûm kalamayacağımı biliyordum.
Adımlarımı yavaşça pencereye yönlendirdim. Dışarısı, yüksek dağların yamacına kurulmuş, uçsuz bucaksız ve koyu gölgeli vahşi bir ormanlık alana açılıyordu. Düzenli aralıklarla konumlandırılmış dikenli teller ve ormanın içine gizlenmiş nöbetçi kulübeleri, buranın sıradan bir yer değil, korunaklı ve izole bir askeri üs olduğunu açıkça gösteriyordu.
Pencerenin demirlerine ellerimi yaslayıp dışarıdaki hareketliliği izlerken, aşağıda devriye gezen askerlerin aralarındaki fısıltılı konuşmalar rüzgârla birlikte kulağıma ulaştı. Sesleri net duyulmasa da dudak hareketleri her şeyi ele veriyordu. Adamlardan biri sinirli bir baş hareketiyle orman yolunu işaret ederek konuştu:
"Komutan sabahından beri o kadın yüzünden küplere bindi... Bütün birliği ayağa kaldırdı."
Diğer asker bıkkın bir nefes vererek tüfeğini omzuna düzeltti ve sert bir tonla cevap verdi:
"Adam resmen kanımıza susamış durumda... Komutana kafa tutuyor, herkesin huzurunu kaçırdı."
Kanına susamış komutan... Bu kelimeler zihnimde yankılanırken, içimdeki o buz gibi şüphe büyüdü. Mirzan bana yardım ediyor gibi görünüyordu ama buradaki asıl komutanın hedefi haline gelmişti. Ya o da bu karanlık yapının bir parçasıysa? Ya beni burada tutarak kendi oyununa alet ediyorsa? Burada oturup merhamet beklemek ölümden başka bir şey getirmezdi.
Zihnim aniden çocukluğumun o tozlu ve tehlikeli günlerine, babamla geçirdiğimiz o zor zamanlara sıçradı.
“Eğer bir gün kendini kilitli bir odada, düşmanın elleri arasında bulursan, İmge,” demişti babam, o sert ve kararlı sesiyle. “Asla kapıyı zorlama. Kapı, zayıfların kaçtığı yerdir. Sen her zaman odanın kör noktalarını, havalandırma hatlarını ve binanın lojistik açıklarını gözle. Kaçmak, sadece bacaklarla değil, sabırla ve doğru anı beklemekle yapılır.”
Babamın o sesini kulağımda yeniden duyduğumda, içimdeki o korku dalgası yerini buz gibi bir hesap saniyelerine bıraktı. Odayı hızlı ama dikkatli gözlerle taradım. Kamera sistemi yoktu; bu detay, buranın tam anlamıyla gözden çıkarılmış bir kör nokta olduğunu gösteriyordu.
Çıplak ayaklarımın mermerde ses çıkarmasına izin vermeden, odanın köşesindeki havalandırma kapağına doğru yaklaştım. Dışarıdaki ormanlık alanın ve askerlerin devriye saatlerini zihnimde hesaplayarak, parmaklarımı metal vidalara geçirdim. Şimdi ya buradan o ormanın karanlığına karışıp özgür olacaktım ya da bu hücrede silinip gidecektim.
Parmaklarımı havalandırma kapağının paslı vidalarına geçirip hafifçe zorladığım an, içeriden gelen o tok ve boşluksuz sesle duraksadım. Vidalar... Sadece birer görüntüden ibaretti. Metal kapağı biraz daha çektiğimde, arkasında derin bir boşluk veya bir tünel olmadığını, doğrudan taş duvarın soğuk yüzeyine monte edilmiş sahte bir panel olduğunu anladım.
Zihnimdeki o kaçış planı, bu sahte detayla birlikte bir anda duvara çarptı. Burası tesadüfen seçilmiş derme çatma bir oda değildi; her detayıyla titizlikle tasarlanmış, çıkışı olmayan özel bir tecrit noktasıydı.
Peki, bu kadar korunaklı, askerî nizamla çevrili ve dış dünyadan tamamen izole edilmiş bir yerde neden kamera yoktu?
Cevap, kanımı donduracak kadar netti. Gözetlenmeye ihtiyacım yoktu çünkü buradan kaçabilmemin zaten imkânı yoktu. Bu oda bir hücre değil, dışarıdaki o kan susamış komutanın gözünden saklanan özel bir kasaydı. Ve ben, o kasanın içinde kilitli kalmıştım.
Sahte havalandırma kapağının arkasındaki o sert, aşılmaz taş duvar parmaklarımın ucunda yankılanırken, nefesim boğazımda düğümlendi. Kaçış yolumun başındayken böyle duvara çarpmak, zihnimin içindeki o soğuk hesapları bir anda paramparça etti.
Buradan nasıl çıkabilirdim?
Olduğum yere çivilenmiş gibi kalakalırken, içimdeki o bastırılmış panik dalgası nihayet zırhımı delip geçti. İç sesim, az önce bana akıl veren o soğuk asker kızının sesini susturarak çığlıklar atmaya başladı: Burada kalamayız! Bu demir duvarların arasında, o kan susamış komutanın ve ne planladığını bilmediğim o adamın insafına terk edilmiş vaziyette çürüyüp gideceğiz! Çıkış yok, hiçbir çıkış yok!
Beynim, gördüğüm her detayı vahşi bir hızla sorgulamaya, mantığın sınırlarını zorlamaya başladı. Kamera yoktu çünkü dışarıdan izlenmeme gerek yoktu; bu oda zaten yaşayan bir mezardı. Ama bir insan eliyle yapılmış her yapı, mutlak surette bir zayıf nokta barındırırdı. Değil mi?
Düşünceler beynimin içinde birbirine çarpan ağır çelik bilyeler gibi uğuldarken, delirmenin eşiğine geldiğimi hissettim. Ellerimi hırsla saçlarımın diplerine geçirdim; parmaklarımı saç derime batırırcasına sıkarak kendimi öne doğru bıraktım. Gözlerimi sımsıkı yumduğumda, zihnimdeki o keskin strateji yerini kontrol edilemeyen bir öfkeye ve çaresizliğe bırakıyordu.
Ne yapacağım?
Nefeslerim sıklaşırken, parmaklarım saçlarımın arasında titriyor, içimdeki o deli ses kulaklarımı tırmalıyordu: Burası bir cezaevi değil, bir tuzak. Ya o doktor denen adam beni korumak için değil, saklamak için buraya tıktıysa? Ya o da diğerleri gibiyse? Duvarları delemem, kapıyı zorlayamam... Öyleyse nasıl? Nasıl buradan canlı çıkacağım?
Sahte havalandırma kapağının bıraktığı o yıkıcı hayal kırıklığı zihnimde yankılanırken, ellerimi saçlarımın arasından yavaşça çektim. Parmak uçlarım uyuşmuş, nefesim hâlâ göğsümde sıkışıp kalmıştı. Delirmenin eşiğine geldiğim o saniyeleri bir kenara itmek zorundaydım; panik, bu odada ölüm demekti. Babamın o sert sesi kulaklarımda yeniden yankılandı: Çıkış yoksa, yolu sen açarsın.
Gözlerimi açıp yeniden o dar odanın sınırlarını incelemeye koyuldum. Burası ne tarafa açılıyordu? Dışarıdaki o ormanlık alanın ve dağ yamacının neresindeydim?
Adımlarımı yeniden o tek pencereye, demir parmaklıkların ardına taşıdım. Dışarıdaki karanlık ormana ve dağın eteklerine yayılan o vahşi coğrafyaya bu kez çok daha farklı bir dikkatle, adeta bir avcı gözüyle baktım. Ormanın içine ustalıkla gizlenmiş, her biri gölgelerin arasında neredeyse görünmez olan nöbetçi noktalarını tek tek saydım. Sağ köşedeki kulübenin önünde iki adam duruyordu; elli metre ilerideki tepede ise silahlı bir başka nöbetçi devriye geziyordu. Toplamda dışarıda en az yedi ya da sekiz silahlı adam vardı. Sabit bir nöbet değişimi saatleri vardı ve bu, dışarıdaki hareketliliğin belirli bir düzene oturduğunu gösteriyordu.
Peki, bu demir parmaklıklı pencereden ya da bu odadan dışarıya çıkmanın başka bir yolu var mıydı?
Gözlerimi pencerenin pervazlarında, duvarların birleşim yerlerinde ve odanın en ücra köşelerinde gezdirdim. Havalandırma sahteydi ama ya kapının kasası? Ya duvarın dışarıya bakan o kalın beton yapısı? Oda yalıtımlıydı, ses geçirmiyordu; demek ki burası binanın diğer kısımlarından izole edilmiş, belki de ek binalardan birine bakan uç bir noktadaydı.
Zihnimde yeni bir plan örmeye başladım. Kapıyı zorlamak intihardı, gardiyanlar veya dışarıdaki o adamlar hemen duyardı. Ama ya o adam beni buraya getiren o tehlikeli adam tekrar içeri girdiğinde? Kapı açıldığı o an, dışarıdaki o birkaç saniyelik boşluktan yararlanmak... Başka çarem yoktu. Ya o kapının açılmasını bekleyip tek bir ölümcül hamle yapacaktım ya da bu odada sessizce yok olacaktım.
Zihnimdeki planın eksik halkalarını birer birer birleştirirken, gözlerim odanın her köşesini tekrar taradı. Köşeleri, duvarları, hatta çıplak ayaklarımın bastığı mermer zemini tek tek inceledim. Ve o an, en temel ama en kesin gerçeği fark ettim: Bu odanın içinde bir lavabo yoktu.
İç sesim, o soğuk ve hesapçı tonunu bir kenara bırakıp birden zihnimin ortasında yankılandı: Duvarları deleyemem, havalandırma sahte, kapı dışarıdan kilitli. Buradan çıkmanın tek yolu, o kapının aralanmasını sağlamak. Ama nasıl? Adam buraya tekrar geldiğinde onu dışarı çıkmaya ya da kapıyı açmaya ne ikna edebilir?
Düşünceler hızla beynimde dönerken, en basit ve kaçınılmaz insani
Yorumlar
- Volkan Eryılmazlı: Ne yapacağını bilmek lazım panik yakındır ama düşünü eleştir
- Elif Pektaş: Kendi iradenle hareket etmeyi öğren başka çaren yok kesin ol!
- Funda Vuralcan: Bunu düşünürken sadece hırslı değil astı şansını da hesaplayarak git
- Elisa: Bu tecrit noktası seni kolayca mahvedebilir dikkatli ol
- Hakan Başkurt: Kapı açıldığında ne yapman gerektiğine iyi karar ver imge