4. BÖLÜM
Hilal – 24
İbrahim Acar – Kaçıncı sınıfsınız ki siz.
Yonca – 11. sınıf.
İbrahim Acar – Bu ne biçim bir saçmalık. Siz ne saçmalıyorsunuz 24 yaşında 11. sınıf mı olunur siz kimi kandırdığınızı sanıyorsunuz çocuk mu var karşınızda.
Hilal – Okulu durdurmak zorunda kaldık.
Soğuk bir sessizlik kaplamıştı odayı. Dayım bana yan bir bakış atmıştı eh bu bakışın bende pek etki ettiği söylenemez çünkü biliyorum ki bu olaydan dolayı en ağır cezalarından birini bana verecekti ve ben bu cezayı hakketmediğim için bari hakkedecek hareketlerle bu cezayı alayım diyordum birde sinirim bozuktu onu düzelteyim dedim. Fark etim de bende az fena değilmişim bende dayım olsaydım ceza verirdim. Bu sesizliği önce dayım bozdu.
Muhamed dayı – Tanıştığımıza memnun oldum İbrahim bende Muhamed Hilal in dayısıyım. Araba için gerçekten üzüldüm masrafları karşılayacağımızdan emin olabilirsin.
İkisi araç için konuşurken cebimde titreyen telefonu fark etim ama bir gariplik vardı. O da bu telefonun melodisi benim telefonumun değildi. Elimi cebime atım o sırada İbrahim beyde elini cebine atı telefonu çıkarınca fark etim ki bu benim telefonum değildi. Telefon çalmayı bırakmıştı ve bende telefonu İbrahim beyin olduğunu hatırlayıp ona uzatım.
İbrahim Acar – Konuşmamız bittiyse izninizle gitmem lazım.
Muhammed dayı – İzin sizin ama bizde tam gidiyorduk isterseniz sizi bırakalım yol üzerinde.
İbrahim Acar – Yok ben servis ile giderim sağolun.
Hilal – Bırakmamıza müsaade edin.
Yonca arkamdan gevelenirken İbrahim bey ise dediğimi tartıp düşünüyordu. Birden dayımın yanıma geldiğini hatta kulağıma doğru eğildiğini hissetim. Anlaşılan onunda bana demek istediği birkaç şey vardı. O eğilmeden ben ona döndüm bu sayede direk yüzüm dayıma dönük duruyorduk. Fısıldayarak konuşmaya başlamıştık.
Muhamed dayı – Hilal sen arabayı al ben nöbete kalıcam Berfin yengende kendi arabasıyla gelir.
Hilal – Eve nasıl...
Muhammed dayı – Nöbetim yarın akşam 8 de bitecek bitince gelir arabayı teslim edersin zaten yarın akşam sende beraber yemek yiyecektik ya direk sana geçeriz.
Hilal – Benim haberim yok.
Muhamed dayı – Kızlar dedi ama ... siz kız kıza mı takılacaktınız yoksa...
Hilal – Yok.
Muhammed dayı – O zaman yarın sana baskına geleceklermiş ama sayemde artık habersiz değilsin sevin bak hep senin iyiliğin için uğraşıyorum.
Hilal – ...
Muhammed dayı – Her neyse şaka makayı bırak al anahtarı gidin hadi.
Hilal – Teşekkürler dayı sonra ödeşiriz.
Başımı salladım ve arkamı dönüp Yoncayla İbrahim beye göz atım. Onlarda bize bakıp hem fısıldaşıyor hem de gülüyorlardı. Yonca daha çok kahkaha atmamak için kendini tutuyor gibiydi.
Ne anlatmıştıda bu adam bize gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıp kafasını başka taraflara çeviriyordu. İnşallah beni rezil etmemişsindir Yonca. Neyse zaten sonra ödeşeceğiz biz seninle bu yüzden hiç sıkıntı etmiyorum.
Hilal – Karar.
İbrahim Acar – Acaba arabayı ben mi kulansam nedersin Hilal ...
Bu adam beni çıldırtır kesinlikle. Dayım arkamdan kapıya gitmek için geçerken sırtıma birkaç kez sabret geçer der gibi vurup gitti. Yoncayla göz teması kurmaya bile niyetim yok çünkü akıl sağlığımı ve sinirlerimi kontrol etmeliyim yoksa buradan bir cesetle çıkardık. İçimde biraz daha kavga edersem tuhaf görüneceğini fark ettim bu yüzden direk İbrahim beye döndüm ve elimle Yoncayı gösterdim ki adamın telefonu yine çaldı.
İbrahim Acar – İzninizle ben şu telefona bir bakayım.
Hilal – Buyurun.
elimle kapıyı gösterdim ama anlamamış olacak kapının yanında durdu ve telefonunu açtı. Tam kulak kabartmış arı yanın kim olduğunu anlayacaktım ki Yonca kolumdan tutup beni köşeye çekti.
Yonca – Hilal okul kıyafetim arabada senin ki nerede çantana koyduysan çantayı alayım.
Hilal – Çantada.
Konuşmamız bitmişti kapıya doğru ilerleyip İbrahim beyin yanına vardık. O da konuşmasını bitirmişti ve bize bakıyordu.
Hilal – Arabayı ben kulanıyorum.
İbrahim Acar – Sadece ben sana göre daha çok kullanmışımdır bu yüzden daha deneyimliyim dir diye dedim. Yanlış anlama yani küçümsemedim.
Bu ne saçmalıyor kim sordu düşüncelerini ki ona her neyse. Bu durumdan kurtulmanın en mantıklı yolu adamın suyuna gitmek bunun içinde 17 tane plan ve bu planlarla devam eden 84 yol var ama yoların hepsi cevaplara göre dallanıyor her dal daha da farklı sonuçlar çıkarıyor.
Hilal – Hastahaneden arabayı ben çıkarayım halan güveninizi kazanamazsam arabayı siz kulanırsınız...
İbrahim Acar – Anlaştık öyle yapalım.
Sonunda o odadan kurtulduk. Asla çıkamayacağımızı düşündüm o nasıl bir ortamdı anlatamam. Fark etmemiştim ama 84 yolum şuanda 21 yola düşmüştü ve arabayı çıkartırken bir şey olursa 0 olmaz sa 3 e düşüyor. Keşke daha detaylı düşünseymiş im bu kötü oldu. Yonca yanıma yanaştı İbrahim beyde bir adım arkamızda telefonuyla uğraşıyordu tam kapıdan çıkmıştık artık. Anahtarlar için elimi cebime atım ve çıkardığım gibi anahtara bastım ki nereye park etiğini bulabileyim. Siyah renkli AUDİ si otoparkın sonundan ışıklarıyla ve sesiyle kendini hep olduğu gibi beli ediyordu.
Hilal – Bir dakika.
İki side birbirine baktıklarında ben bu bakışlardan pek hoşnut değilim. Yakında bir daha görüşmemek üzere lütfen demek çok isterdim. Her neyse onlardan uzaklaşıp arabaya doğru yürüdüm oradan kurtulmak hiç fena değildi. Aklımdan bir an iki sinide orada bırakıp gitmek geçmedi değil ama dayımın dediği gibi bu sana yakışmayan bir hareket derdi lan benim dayım neden hep haklı. Her neyse onu dinlemeyi bırakmalıyım da şu arabayı çalıştırmasam adam bana 1-0 gol atar. Arabaya binmiş aynayı tam kendime göre düzeltmiştim ardından anahtarı yerleştirip çevirdim. Araba yola hazırdı. Yavaşça park alanından kapının önüne gitim ve iki side arabaya atladı. Yonca benim yanıma oturmaya korktuğu için İbrahim bey ön koltuğa bindi hastane bahçesinden sakin bir şekilde çıkınca benden direksiyonu istemekten vaz geçmişti.
Yonca – Hilal ben bu gece sana gelsem...